Yapay zekâ teknolojilerinin eğitimden çalışma hayatına kadar pek çok alanı dönüştürdüğüne dikkat çekilen raporda, Türkiye’nin mevcut durumu ABD, Çin, Güney Kore, Almanya ve Birleşik Arap Emirlikleri’nin de aralarında bulunduğu 11 ülkenin uygulamalarıyla karşılaştırıldı.

Raporda, yapay zekâ kullanımının gençler arasında hızla yaygınlaştığı belirtilirken, teknolojinin eğitimde sunduğu fırsatların yanı sıra yeni riskleri de beraberinde getirdiği vurgulandı.

Her 10 kullanıcıdan 4’ü 25 yaşın altında

TEDMEM’in değerlendirmesine göre Türkiye’de yapay zekâ kullanan her 10 kişiden yaklaşık 4’ü 25 yaşın altında.

Gençlerin teknolojiyi kullanım alanlarının yalnızca araştırma, ödev veya sunum hazırlamakla sınırlı kalmadığı belirtilen raporda, bazı gençlerin kaygılarını, üzüntülerini ve kişisel sorunlarını yapay zekâ sistemleriyle paylaşmaya başladığına dikkat çekildi.

Bu eğilimin uzun vadede iki önemli risk oluşturabileceği ifade edildi: “bilişsel devir” ve “duygu ve inanç devri.”

Bilişsel devrin, düşünme, analiz etme ve üretme süreçlerinin giderek yapay zekâya bırakılması anlamına geldiği belirtilirken, bunun bireylerin kendi çabalarıyla geliştirdiği öğrenme kapasitesini zayıflatabileceği uyarısı yapıldı.

Duygu ve inanç devrinde ise gençlerin duygusal ihtiyaçlarını yapay zekâ üzerinden karşılamaya başlamasının, teknoloji şirketlerine milyonlarca kişinin düşünce ve duygusal eğilimleri üzerinde büyük bir etki alanı sağlayabileceği belirtildi.

“Dijital diktatörlük” uyarısı

Raporda dikkat çekilen başlıklardan biri de “dijital diktatörlük” kavramı oldu.

TEDMEM’e göre dijital çağda bireylerin bıraktığı izler yalnızca depolanmıyor; bu veriler kullanılarak insanların gelecekteki davranışları tahmin edilmeye ve yönlendirilmeye çalışılıyor.

Çukurova Üniversitesinde 2026-2027 Akademik Yılı İlk Kayıt Heyecanı
Çukurova Üniversitesinde 2026-2027 Akademik Yılı İlk Kayıt Heyecanı
İçeriği Görüntüle

Bu süreçte bireyin, davranışları ölçülen, sınıflandırılan ve yönlendirilen bir veri nesnesine dönüşme riski bulunduğu ifade edildi.

Raporda, geçmiş dönemlerdeki baskı mekanizmalarının aksine yeni dijital düzenin gündelik yaşamın içerisine daha sessiz biçimde yerleşebildiği ve toplumların gerçeklik algısını fark edilmesi güç yöntemlerle etkileyebildiği belirtildi.

Yapay zekâ altyapısının sınırlı sayıdaki küresel teknoloji şirketinin kontrolünde toplanmasının da insanlığın geleceği açısından önemli bir risk oluşturabileceği vurgulandı.

Türkiye’ye “kendi yol haritanı oluştur” çağrısı

TEDMEM, Türkiye’nin yapay zekânın eğitim sistemine entegrasyonu konusunda önemli adımlar attığını belirtti. Ancak küresel rekabette güçlü bir konuma ulaşmanın yalnızca teknoloji yatırımlarıyla mümkün olmayacağına dikkat çekildi.

Raporda; nitelikli öğretmenler, güçlü lisansüstü araştırma kapasitesi ve yaşam boyu öğrenmeyi destekleyen bir eğitim sistemi Türkiye’nin yapay zekâ alanındaki geleceği açısından kritik unsurlar arasında gösterildi.

Türkiye’nin farklı ülkelerdeki uygulamaları doğrudan kopyalamak yerine, bu deneyimlerden yararlanarak kendi toplumsal koşullarına uygun özgün bir yapay zekâ eğitim politikası geliştirmesi önerildi.

Lise mezunlarına “Yapay Zekâ Ehliyeti” önerisi

Raporda gençlerin yapay zekâ karşısındaki bilgi ve beceri düzeyine ilişkin dikkat çekici araştırma sonuçlarına da yer verildi.

15 ülkede 5 binden fazla kişinin katıldığı araştırmaya göre, 17-27 yaş arasındaki gençlerin yaklaşık yarısı yapay zekânın sınırlılıklarını eleştirel biçimde değerlendirmekte zorlanıyor. Katılımcıların yüzde 61’i ise yapay zekânın gerçeğe aykırı bilgi üretebildiğini, başka bir ifadeyle “halüsinasyon” oluşturabildiğini ayırt edemiyor.

TEDMEM, bu nedenle yalnızca yapay zekâ okuryazarlığının yeterli olmayacağını belirtti.

Raporda, teknolojiyi güvenli, etik ve öz denetimli biçimde kullanma becerisinin de kazandırılması gerektiği ifade edilerek, lise eğitimini tamamlayan öğrencilere “Yapay Zekâ Ehliyeti” verilmesi önerildi.

“Son sözü her zaman insan söylemeli”

TEDMEM’e göre Türkiye’nin yapay zekâ politikalarında önemli bir başlangıç iradesi bulunuyor. Ancak asıl sınav, bu politikaların okulların günlük yaşamına ve öğretim süreçlerine nasıl aktarılacağı noktasında başlayacak.

Raporda yapay zekânın insanı taklit edebileceği ancak insanın yerini tamamen dolduramayacağı vurgulanırken, Türkiye’nin yalnızca yapay zekâ teknolojilerini kullanan değil, bu teknolojilerin sınırlarını belirleyen ve gelişimine yön veren ülkelerden biri olması gerektiği ifade edildi.

TEDMEM’in raporunda öne çıkan temel yaklaşım ise net: Yapay zekâ eğitimde güçlü bir araç olabilir ancak düşünme, karar verme ve sorumluluk alma süreçlerinde son söz insanda kalmalı.

Muhabir: Haber Merkezi