Helin Kaya: "Siyasi partilerin, gazetecilerin, kadın örgütlerinin, ekoloji mücadelesi yürütenlerin ve gençlik örgütlerinin doğayı, emeği, insan haklarını savunanların hedef alınması; iktidarın demokrasiye ve halk iradesine olan tahammülsüzlüğünün açık bir göstergesi olup demokrasinin temel değerlerine ve toplumsal barışa da zarar vermektedir."
Adana Emek ve Demokrasi Platformu İnönü Parkında ESP başta olmak üzere bir çok kuruma ve temsilcilerine yönelik gözaltı olayını protesto etti.

Adana Emek ve Demokrasi Platformu adına DEM Parti Adana İl Eşbaşkanı Helin Kaya tarafından okunan basın açıklamasında şunlar ifade edildi:
Dün güne bir kez daha hukuksuz baskınlar ve gözaltılarla başladık. Sabahın erken saatlerinde gerçekleştirilen operasyonlarla, bu düzenin çürümüşlüğüne ve baskı politikalarına karşı mücadele eden , düşüncesini ifade eden, örgütlü mücadele yürüten, toplumun daha adil, eşit ve özgür bir geleceği için emek veren sosyalist, devrimci ve demokratik güçler hedef alınmıştır. Bu uygulamalar, toplumda derinleşen adaletsizlik duygusunu daha da büyütmektedir.
Bugün dünyada savaşlar, çatışmalar ve ekonomik krizler milyonlarca insanın yaşamını doğrudan etkilemektedir. Halklar barış, güvenlik ve insanca yaşam talep ederken; bu talepler çoğu yerde baskı ve zor yoluyla bastırılmaktadır.
Helin Kaya: Rojava’da insani yaşam koridorunu açması gerekenler, ezilen halkların yaşam mücadelesini verenlere yönelik operasyonlar yürütmekte; bu yaklaşım bölgedeki acıları derinleştirirken, içeride de baskı politikalarıyla tamamlanmaktadır.
ESP Eş Genel Başkanı Murat Çepni ve Sosyalist Kadın Meclisleri Sözcüsü Tanya Kara’nın da aralarında bulunduğu; Polen Ekoloji Derneği, BEKSAV, ETHA Haber Ajansı, Atılım Gazetesi, Kaktüs Genç Kadın Derneği, Ezilenlerin Hukuk Bürosu, ÖTSP ve SGDF’de faaliyet yürüten mücadele yoldaşlarımız uzun süredir sistematik biçimde hedef gösterilmekte, baskı ve tehditlerle karşı karşıya bırakılmaktadır. Nitekim bu saldırıların zemini günler öncesinden yaratılmış; yoldaşlarımız maruz kaldıkları saldırıları ve hedef haline getirildiklerini kamuoyuyla paylaşmıştır. Günler öncesinden oluşturulan bu baskı ortamı, hukuksuz operasyonlarla somutlaşmıştır.

Yalan ve iftiraya dayalı iddialarla gerçekleştirilen bu ve benzeri operasyonlar; gerçek suçluları aklarken ve toplumsal sorunların gerçek sorumlularını gizlerken; halkın hak , eşitlik ve özgürlük mücadelesini yürütenleri kriminalize etmeyi ve bu talepler için mücadele eden kesimleri sindirmeyi amaçlamaktadır.
Türkiye’de ise artan hayat pahalılığı, işsizlik, yoksulluk, kadınlara yönelik şiddet, doğanın talanı ve emek sömürüsü toplumun çok geniş kesimlerini etkilemektedir. İktidar; derinleşen ekonomik kriz, yoksulluk, kadın cinayetleri, doğa talanı ve emek sömürüsü karşısında büyüyen toplumsal muhalefeti susturmayı hedefleyen saldırılarını artırmaktadır. Bu sorunlara çözüm üretilmesi gerekirken, farklı düşünceleri ve itirazları bastırmaya yönelik uygulamaların artması kaygı vericidir. Yaşanan gözaltılar, bu anlayışın bir sonucu olarak karşımıza çıkmaktadır.
Oysa bu toplumun ihtiyacı, korku ve baskı değil; Barış, diyalog , insancıl hukuk, demokrasi ve evrensel değerlerdir.
Dünyanın dört bir yanında kapitalizmin yarattığı yıkım sürerken; faşizmin ve sömürgeciliğin işgalleri, savaşları ve soykırım politikaları, halkları nefessiz bırakmaktadır. Halkların eşitlik, özgürlük ve adalet talepleri baskı ve zor yoluyla bastırılmak istenmektedir. En demokratik hak olan yürüyüş hakkını kullananlara yönelik gözaltılar bu politikanın açık bir devamıdır.
Ayrıca Rojava’ya insani yardım ve savaşın durması için barışçıl gösteri haklarını kullanan İnsani yaşam koridoru açılsın talebiyle en demokratik haklardan biri olan yürüyüş hakkını kullanan yüzlerce genç ve kadının bir çok yerde gözaltına alındığını öğrenmiş bulunuyoruz. Bu uygulamalar, halkların meşru taleplerine yönelik açık bir saldırıdır ve toplumsal barışı zedeleyen bu uygulamalardan derhal vazgeçilmelidir..

Siyasi partilerin, gazetecilerin, kadın örgütlerinin, ekoloji mücadelesi yürütenlerin ve gençlik örgütlerinin doğayı, emeği, insan haklarını savunanların hedef alınması; iktidarın demokrasiye ve halk iradesine olan tahammülsüzlüğünün açık bir göstergesi olup demokrasinin temel değerlerine ve toplumsal barışa da zarar vermektedir.

Ancak bilinmelidir ki; bu kirli senaryolar ve hukuksuz uygulamalar, ne sosyalistleri, ne devrimcileri ne de halkların meşru mücadelesini yürütenleri susturabilir.
Demokrasi ve barış, saldırılarla değil özgürlüklerin genişletilmesi ve temel haklara müdahale edilmemesi ile mümkündür.
Hukuksuz gözaltılarla, sabah baskınlarıyla ve yargı sopasıyla toplumu teslim alma girişimleri dün olduğu gibi bugün de sonuçsuz kalacaktır.
Faşizme karşı örgütlü mücadele yürütmek meşrudur. Bu meşruiyet; halkların yaşadığı eşitsizliklerden, sömürüden ve baskıdan doğmaktadır.
Adana Emek ve Demokrasi Platformu olarak, gözaltına alınan tüm mücadele yoldaşlarımızın derhal serbest bırakılmasını talep ediyor; baskılara karşı dayanışmayı ve ortak mücadeleyi büyütmeye çağırıyoruz.
Yaşasın halkların Dayanışması !
Yaşasın Sınıf Dayanışması!
Baskılar, gözaltılar tutuklamalar bizi yıldıramaz!




