Münir Korkmaz’a konuşan BTS Adana Şube Başkanı İsmail İnanç Su ve Haber-Sen aktivisti Ahmet Miran Aydoğan, beş kamu emekçisinin mesleklerini kaybetme riskiyle karşı karşıya olduğunu belirterek, mahkûmiyet kararlarının barış süreci, sendikal haklar ve hukuk devleti açısından yarattığı sorunlara dikkat çekti. Sendikacılar, 9 Kasım Pazartesi günü saat 18.00’de Adana İnönü Parkı’nda yapılacak açıklamaya katılım çağrısında bulundu.
11 yıl önceki barış çağrısı bugün mesleklerini tehdit ediyor
10 Ekim 2015'te Ankara Garı önünde düzenlenmesi planlanan Emek, Barış ve Demokrasi Mitingi öncesinde Adana'da yapılan katılım çağrısı, aradan geçen 11 yılın ardından verilen hapis cezalarıyla yeniden gündeme geldi.
6 Ekim 2015 tarihinde Adana'da sendikaların, demokratik kitle örgütlerinin ve siyasi parti temsilcilerinin katılımıyla gerçekleştirilen basın açıklaması ve yürüyüş sırasında polis müdahalesi yaşandı. Olayların ardından 11 kişi hakkında soruşturma başlatıldı.
Adana 17. Asliye Ceza Mahkemesi'nde görülen davada, yedi kişiye 4 yıl 6'şar ay, dört kişiye ise 3 yıl 6'şar ay olmak üzere toplam 45 yıl 6 ay hapis cezası verildi.
Adana Bölge Adliye Mahkemesi 2. Ceza Dairesi'nin 22 Ekim 2026 tarihli kararıyla istinaf başvuruları reddedildi. Görevi yaptırmamak için direnme suçundan verilen cezalar yönünden olağan temyiz yolu kapanırken, 2911 sayılı Kanun'a muhalefet suçundan verilen cezalar bakımından 10 sanığın Yargıtay'a başvuru hakkı bulunuyor.
Kararların ardından özellikle kamu görevlisi olan beş sendikacının mesleki geleceği tartışma konusu oldu.
Münir Korkmaz, ceza alan iki sendikacıyla konuştu
Habere Güven'den Münir Korkmaz, mahkûmiyet kararı verilen isimlerden Birleşik Taşımacılık Çalışanları Sendikası (BTS) Adana Şube Başkanı İsmail İnanç Su ve Haber-Sen aktivisti Ahmet Miran Aydoğan ile bir söyleşi gerçekleştirdi.
Söyleşide 2015 yılında yaşanan olaylar, yargılamaların hukuki boyutu, kamu görevinden çıkarılma ihtimali, sendikal örgütlerin sorumlulukları ve Türkiye'de yürütülen barış süreci ele alındı.
Korkmaz, Türkiye'de barışın yeniden konuşulduğu bir dönemde, geçmişte barış mitingine çağrı yapan sendikacıların ağır hapis cezalarıyla karşı karşıya kalmasının önemli bir çelişki oluşturduğunu söyledi.
OHAL döneminde ortaya çıkan hukuki sorunların etkilerinin sürdüğünü savunan Korkmaz, demokratikleşme ve hukukun üstünlüğü sağlanmadan kalıcı barışın kurulamayacağını vurguladı.
İsmail İnanç Su: “Tek bir eylemden iki ayrı ceza çıkarıldı”
BTS Adana Şube Başkanı İsmail İnanç Su, olayların yaşandığı tarihte sendikanın Adana Şubesi yöneticisi olduğunu hatırlattı.
Su, yargılama sürecinde aynı olaydan kaynaklanan farklı suçlamalar nedeniyle ayrı ayrı cezalar verilmesini eleştirdi.
Toplantı ve Gösteri Yürüyüşleri Kanunu'na muhalefetten verilen 1 yıl 6 aylık cezanın yanı sıra, görevi yaptırmamak için direnme suçundan da hapis cezası verildiğini belirten Su, kararların temyiz olanakları bakımından farklı sonuçlar doğurduğunu söyledi.
Su, avukatlarının hukuki itirazlarını hazırladığını ve Yargıtay içtihatlarının dikkate alınması gerektiğini ifade etti.
“Bir yandan barışı konuşurken, toplumun barışa alışmasını sağlamaya çalışırken, diğer yandan biz kamu emekçilerini meslekten men edecek üç yıl gibi ağır bir ceza veriyorlar” diyen Su, verilen kararların anayasal hakların kullanılmasını engelleyebilecek sonuçlar doğurduğunu savundu.
“Bu cezalar barış sürecine zarar verebilir”
İsmail İnanç Su, mahkûmiyet kararlarının yalnızca 2015 yılındaki olaylarla sınırlı değerlendirilemeyeceğini belirtti.
Türkiye'de yeniden bir barış süreci yürütüldüğünü hatırlatan Su, böyle bir dönemde barış talebini dile getiren kamu emekçilerinin hapis cezalarıyla karşı karşıya kalmasını eleştirdi.
Su, kararların barış sürecine yönelik toplumsal güveni zedeleyebileceğini ifade ederek, anayasal haklarını kullanan yurttaşların cezalandırılmasının demokratikleşme hedefiyle bağdaşmadığını savundu.
Ahmet Miran Aydoğan: “Bu dava 2015'in siyasal atmosferinden bağımsız değil”
Haber-Sen aktivisti Ahmet Miran Aydoğan ise davanın yalnızca hukuki yönüyle değil, Türkiye'nin 2015 yılında yaşadığı siyasal gelişmelerle birlikte değerlendirilmesi gerektiğini söyledi.
Aydoğan, 2013-2015 yılları arasındaki çözüm sürecini, 7 Haziran seçimlerini ve ardından yaşanan çatışmalı dönemi hatırlattı.
Diyarbakır, Suruç, Adana ve Mersin'de yaşanan bombalı saldırılara değinen Aydoğan, 10 Ekim Ankara Gar Katliamı'nın da bu tarihsel süreç içerisinde değerlendirilmesi gerektiğini ifade etti.
Aydoğan, 6 Ekim 2015 tarihinde Adana'da gerçekleştirilen yürüyüşün amacının Ankara'daki barış mitingine katılım çağrısı yapmak olduğunu söyledi.
“Biz anayasal hakkımızı kullanmak istedik” diyen Aydoğan, polis müdahalesi sırasında katılımcıların biber gazı, tazyikli su ve coplarla karşı karşıya kaldığını ileri sürdü.
Aydoğan, müdahalenin ardından kendileri hakkında soruşturma başlatılmasını ve yıllar sonra hapis cezaları verilmesini eleştirdi.
Mahkeme kararları ve sendikacıların savunmaları
Davanın yargılama sürecinde mahkeme, kolluk görevlilerinin yaralandığına ilişkin raporları ve flama sopalarının kullanıldığı yönündeki iddiaları değerlendirdi.
Mahkeme, görevi yaptırmamak için direnme suçunun oluştuğunu kabul etti.
Sanıklar ise flama sopalarının pankart ve flamaları taşımak amacıyla kullanıldığını, kolluk görevlilerine saldırma kastıyla hareket etmediklerini savundu.
Bu yönüyle dava, barışçıl toplantı ve gösteri yürüyüşü hakkı ile kolluk müdahalesinin sınırları bakımından da tartışılmaya devam ediyor.
Beş kamu emekçisinin mesleki geleceği belirsiz
Söyleşide öne çıkan başlıklardan biri, mahkûmiyet kararlarının kamu emekçilerinin çalışma yaşamına olası etkileri oldu.
Devlet Demiryollarında büro şefi olarak çalışan İsmail İnanç Su, kesinleşen cezaların kamu görevini sürdürme hakkı bakımından ciddi sonuçlar doğurabileceğini söyledi.
Su, cezaların infazına ilişkin sürecin henüz tamamlanmadığını, avukatlarının hukuki girişimlerini sürdürdüğünü aktardı.
Kısa süreli cezaevi sürecinin gündeme gelebileceğini ancak bunun infaz makamlarının değerlendirmesine bağlı olduğunu belirtti.
Ailesinin, çalışma arkadaşlarının ve sendika üyelerinin kendisine destek verdiğini anlatan Su, iş yerinde görüştüğü çalışanların da mahkûmiyet kararları karşısında şaşkınlık yaşadığını ifade etti.
“İnsanların anayasal haklarını kullanmasını engelleyecek bir cezaya dönüşüyor bu” diyen Su, kararların yalnızca davada yargılananları değil, gelecekte toplantı ve gösterilere katılacak yurttaşları da ilgilendirdiğini savundu.
Ahmet Miran Aydoğan: “Sıfır pişmanlığım var”
Münir Korkmaz'ın geçmişte yaşadığı idari işlemleri ve verilen son cezaları hatırlatarak pişmanlık duyup duymadığını sorması üzerine Ahmet Miran Aydoğan, mücadelesini sürdüreceğini vurguladı.
“Sıfır pişmanlığım var. Çünkü ben ve bizler bu topraklarda haysiyetli bir yaşamı savunuyoruz ve bu konuda da ısrarcı olmaya devam edeceğiz.”
Aydoğan, geçmişte açığa alındığını ve Erzurum'a sürgün edildiğini hatırlatarak, ailesinin bütün bu süreçlerde kendisinin yanında olduğunu anlattı.
1980'li yıllarda Çukurova'ya göç etmek zorunda kalan bir ailenin çocuğu olduğunu belirten Aydoğan, babasının uzun yıllar hamallık yaparak altı çocuğunu büyüttüğünü söyledi.
Ailesinin yaşam mücadelesinin kendisinin toplumsal sorunlara yaklaşımında önemli bir yere sahip olduğunu ifade eden Aydoğan, demokratik hakları savunmaktan vazgeçmeyeceğini belirtti.
“Barış yalnızca çatışmaların sona ermesi değildir”
Aydoğan, söyleşinin önemli bir bölümünü Türkiye'de yürütülen barış sürecine ayırdı.
Barışın yalnızca silahlı çatışmaların sona ermesi üzerinden tanımlanamayacağını belirten Aydoğan, demokratik hakların güvence altına alınması, hukuk devletinin güçlendirilmesi ve toplumsal eşitliğin sağlanması gerektiğini savundu.
Aydoğan'a göre kalıcı barış için ifade özgürlüğü, sendikal haklar, eşit yurttaşlık ve bağımsız yargı alanlarında somut adımlar atılması gerekiyor.
Kadın cinayetlerinden çocuk işçiliğine, yoksulluktan emekçilerin geçim sorunlarına kadar birçok başlığın toplumsal barışla bağlantılı olduğunu belirten Aydoğan, yalnızca çatışmasızlığa dayanan bir yaklaşımın yeterli olmayacağını ifade etti.
“Mesele toplumsal barış meselesi ise hem devletin hem siyasal iktidarın bu konuda samimi olması çok daha önem arz ediyor. Bu samimiyetin de yapısal olması gerekiyor.”
Aydoğan, barış sürecinin demokratikleşme adımlarıyla desteklenmesi gerektiğini vurguladı.
DİSK, KESK, TMMOB ve TTB'ye ortak mücadele çağrısı
Münir Korkmaz'ın, 10 Ekim 2015 mitinginin çağrıcısı olan DİSK, KESK, TMMOB ve TTB'den beklentilerini sorması üzerine Aydoğan, emek ve meslek örgütlerinin toplumsal sorumluluklarına dikkat çekti.
Sendikaların yalnızca ücret, toplu sözleşme ve özlük haklarıyla sınırlı bir mücadele yürütmemesi gerektiğini savunan Aydoğan, demokrasi ve hukuk mücadelesinin de sendikal faaliyetlerin ayrılmaz bir parçası olduğunu belirtti.
“Adaletin, demokrasinin ve özgürlüğün olmadığı bir rejimde siz sendikal mücadele yürütebilir misiniz?” diye soran Aydoğan, KESK başta olmak üzere DİSK, TMMOB ve TTB'nin hukuksuzluk olarak değerlendirdikleri uygulamalara karşı daha güçlü ve ortak bir tutum geliştirmesi gerektiğini söyledi.
Demokratik hakların sınırlandırılmasının yalnızca belirli sendikalara üye olanları etkilemediğini ifade eden Aydoğan, farklı konfederasyonlara bağlı kamu çalışanlarının da benzer sorunlarla karşılaşabileceğini belirtti.
KHK uygulamalarına da değindi: “Adalet herkes için savunulmalı”
Söyleşide OHAL dönemindeki KHK uygulamaları da gündeme geldi.
Aydoğan, 2016 sonrasında yaşanan ihraçlar, gözaltılar ve yargılamalar nedeniyle çok sayıda insanın ve ailenin ağır sorunlarla karşı karşıya kaldığını söyledi.
Hukuk ve adalet mücadelesinin kişilerin siyasi düşüncelerine, inançlarına veya toplumsal kimliklerine göre yürütülemeyeceğini vurgulayan Aydoğan, hukuksuzluğa uğradığını düşündüğü herkesle dayanışmayı ahlaki bir sorumluluk olarak gördüğünü belirtti.
Aydoğan, farklı toplumsal kesimlerin birbirlerinin yaşadığı acıları ve adaletsizlikleri görebildiği bir toplumun kalıcı barışın temelini oluşturacağını ifade etti.
Siyasi partilere çağrı: “Milletvekilliği yalnızca Meclis çalışması değildir”
Aydoğan, siyasi partilere ve milletvekillerine yönelik değerlendirmesinde demokratik mücadeleye daha fazla katılım çağrısı yaptı.
Milletvekillerinin sorumluluğunun yalnızca soru önergesi vermek, kanun teklifi hazırlamak veya komisyon çalışmalarına katılmakla sınırlı olmadığını savunan Aydoğan, seçilmiş temsilcilerin toplumsal sorunların çözümünde daha görünür olması gerektiğini belirtti.
Yeni Parti ve DEM Parti milletvekilleri başta olmak üzere AK Parti ve MHP milletvekillerine de seslenen Aydoğan, adaletin siyasi kimliklerden bağımsız biçimde savunulması gerektiğini ifade etti.
“Hukuk ölürse bu ülke, bu topraklar çoraklaşır” diyen Aydoğan, Adana'da verilen mahkûmiyet kararlarının yalnızca 11 kişinin meselesi olarak görülmemesi gerektiğini söyledi.
9 Kasım'da İnönü Parkı'nda açıklama yapılacak
İsmail İnanç Su, KESK Merkez Yürütme Kurulu ve bağlı sendikaların merkez yöneticileriyle gerçekleştirilen görüşmelerin ardından Adana'dan başlayacak bir eylem süreci planladıklarını açıkladı.
9 Kasım 2026 Pazartesi günü saat 18.00'de Adana İnönü Parkı'nda basın açıklaması yapılacak.
Su, 6 Ekim 2015'te barış mitingine çağrı yaptıkları yerde, yaklaşık 11 yıl sonra bu kez mahkûmiyet kararlarına karşı açıklama yapacaklarını belirtti.
Siyasi partilere, sendikalara, meslek örgütlerine ve demokratik kitle örgütlerine çağrıda bulunduklarını söyleyen Su, açıklamanın geniş katılımla gerçekleştirilmesini istediklerini ifade etti.
Su, sürecin yalnızca bir basın açıklamasıyla sınırlı kalmayabileceğini, ilerleyen dönemde oturma eylemleri, nöbetler ve TBMM'de basın toplantılarının da gündeme gelebileceğini belirtti.
“10 Ekim'de ihmali bulunanlar yerine mitinge çağrı yapanlar cezalandırıldı”
İsmail İnanç Su, Ankara Gar Katliamı'na ilişkin kamu görevlilerinin sorumluluğu tartışmalarına da değindi.
Katliamın önlenememesinde ihmali bulunduğu iddia edilen kamu görevlilerinin hesap vermesi gerektiğini belirten Su, buna karşılık katliamdan dört gün önce mitinge çağrı yapanların hapis cezalarıyla karşı karşıya kalmasını eleştirdi.
Su, mahkûmiyet kararlarının Türkiye'de barış sürecinin konuşulduğu bir dönemde yeniden değerlendirilmesi gerektiğini savundu.
Münir Korkmaz da söyleşinin sonunda demokratikleşme ve hukukun üstünlüğü sağlanmadan barışın kalıcı hâle gelmesinin mümkün olmadığını belirterek, ceza alan sendikacılarla dayanışma içerisinde olacaklarını ifade etti.
11 yıl sonra aynı yerde yeniden buluşacaklar
10 Ekim Ankara Gar Katliamı öncesinde barış mitingine katılım çağrısı yapmak amacıyla Adana'da bir araya gelen sendikacılar, aradan geçen 11 yılın ardından bu kez mahkûmiyet kararlarına karşı aynı yerde açıklama yapmaya hazırlanıyor.
İsmail İnanç Su ve Ahmet Miran Aydoğan'ın Münir Korkmaz'a yaptığı açıklamalar, davanın yalnızca hapis cezalarından ibaret olmadığını; kamu emekçilerinin çalışma hakkı, sendikal özgürlükler, toplantı ve gösteri yürüyüşü hakkı ile Türkiye'deki barış sürecinin geleceği açısından da tartışıldığını ortaya koyuyor.
9 Kasım'da İnönü Parkı'nda yapılacak açıklamanın, sendikaların ve demokratik kitle örgütlerinin mahkûmiyet kararlarına karşı izleyeceği ortak tutumun belirlenmesi bakımından da önem taşıması bekleniyor.






