DEM Parti Mardin Milletvekili Beritan Güneş, TBMM Plan ve Bütçe Komisyonunda Kültür ve Turizm Bakanlığı bütçesini eleştirdi. Anadolu ve Mezopotamya'nın çok dilli, çok kültürlü yapısının Bakanlık politikalarında karşılık bulmadığını belirten Güneş, yok olma tehlikesiyle karşı karşıya bulunan dillere, Kürtçe eserlerin Türkçeleştirilmesine, kültürel mirasın korunmasına ve Mardin'deki tarihi yapıların durumuna dikkat çekti. Güneş, “Sanki ülkede tek bir dil, tek bir tarih varmış gibi davranamazsınız” dedi.
DEM Parti Mardin Milletvekili Beritan Güneş, Türkiye Büyük Millet Meclisi (TBMM) Plan ve Bütçe Komisyonunda Kültür ve Turizm Bakanlığı bütçesi üzerine yaptığı konuşmada, Bakanlığın kültür politikalarını, bütçe tercihlerini ve farklı halkların kültürel mirasına yaklaşımını eleştirdi.
Konuşmasına Kurmancî, Zazakî, Arapça, Süryanice ve Ermenice selamlamalarla başlayan Güneş, Anadolu ve Mezopotamya'nın tarih boyunca birçok halkın, dilin, inancın ve kültürün ortak yaşam alanı olduğunu vurguladı.
Bakanlığın bu kültürel çeşitliliği politikalarına yansıtmadığını savunan Güneş, kültürel mirasın yalnızca turizm gelirleri üzerinden değerlendirilmesine karşı çıktı. Kültür politikalarının halkların dillerini, tarihlerini ve toplumsal hafızalarını koruyacak biçimde yeniden düzenlenmesi gerektiğini söyledi.
“Bu toprakların kültürel mirası bütün halkların ortak üretimidir”
Kültür ve Turizm Bakanlığının tarih anlayışını eleştiren Güneş, Türkiye'deki kültürel mirasın farklı halkların yüzyıllar boyunca oluşturduğu ortak birikimin ürünü olduğunu ifade etti.
Güneş, konuşmasında şu ifadeleri kullandı:
“57'nci Kültür Bakanı olarak karşımızdasınız. 57 devirdir Bakanlığınız Mezopotamya ve Anadolu halklarının gülistan gerçekliği karşısında tek tipçiliği kuşanmış durumda. Konuşmanızda bahsettiğiniz eşsiz kültürel miraslar bu topraklarda yaşayan Türklerin, Kürtlerin, Arapların, Alevilerin, Ermenilerin, Süryanilerin, Rumların, Çerkezlerin, Lazların ve Romanların yüzlerce yıllık ortak üretim alanı, somut ve somut olmayan mirasıdır.”
Kültürel çeşitliliğin yalnızca tarihsel bir zenginlik olarak anılmasının yeterli olmadığını belirten Güneş, farklı halkların kültürel varlıklarının kamusal alanda ve devlet kurumlarında eşit biçimde temsil edilmesi gerektiğini savundu.
“Dillerin yok oluşu Bakanlığın sorumluluğundadır”
Güneş'in konuşmasında öne çıkan başlıklardan biri de Türkiye'de konuşulan ve yok olma tehlikesiyle karşı karşıya bulunan diller oldu.
UNESCO'nun tehlike altındaki dillere ilişkin çalışmalarına dikkat çeken Güneş, konuşmasının başlangıcında kullandığı beş dilden dördünün yok olma tehlikesiyle karşı karşıya olduğunu söyledi.
Güneş, dil kaybının yalnızca iletişim araçlarının ortadan kalkması anlamına gelmediğini, aynı zamanda halkların kültürel hafızasının ve kuşaklar boyunca aktarılan birikiminin de kaybolması sonucunu doğurduğunu belirtti.
“Yüz yıl önce bu diller bu toprakların en güçlü kültürel varlıklarıydı. Yüzyılın sonunda eğer bu diller yok olmaya yüz tutmuşsa Sayın Bakan, bu tam olarak sizin sorumluluğunuzdadır.”
Güneş, farklı dillerin korunması ve geliştirilmesinin yürütülen barış ve demokratik toplum sürecinin de önemli gerekliliklerinden biri olduğunu ifade etti.
“4 bin 971 Kürtçe eser Türkçeleştirildi”
Kültür ve Turizm Bakanlığının derleme, yayın ve çeviri politikalarını da eleştiren Güneş, Kürtçe kültürel eserlerin Türkçeleştirilmesi konusunu gündeme taşıdı.
Bir araştırmaya göre en az 4 bin 971 Kürtçe eserin Türkçeleştirildiğini belirten Güneş, özellikle halk müziği eserlerinin özgün kimliklerinden uzaklaştırıldığını savundu.
Güneş, bazı eserlerden örnekler vererek şunları söyledi:
“Keleşo Nobedaro, ‘Vay Le Le Vay’ oluvermiş, Geliye Zilan, ‘Uçun kuşlar Medine'ye’ dönüşmüş durumda. Türkçeleştirilen Kürtçe şarkılara dair hukuk yolu dahi söz konusu değil. Bu alanla ilgili, telif hakkıyla ilgili çalışmalarınızı sormak isteriz.”
Kültürel eserlerin özgün dilleriyle korunması gerektiğini belirten Güneş, bu alanda telif haklarının nasıl güvence altına alındığının açıklanmasını istedi.
Bakanlığın edebiyat alanındaki destek programlarını da eleştiren Güneş, İlk Eser Desteği programına yalnızca Türkçe eserlerle başvuru yapılabildiğini belirtti.
Güneş'e göre bu uygulama, Kürtçe ve Türkiye'de konuşulan diğer dillerde eser üreten yazarların kamusal desteklerden eşit biçimde yararlanmasının önünde engel oluşturuyor.
“Sanki ülkede tek bir dil, tek bir tarih varmış gibi davranamazsınız”
Bakanlık bütçesindeki kaynak dağılımını değerlendiren Güneş, Türk Dil Kurumu ve Türk Tarih Kurumuna ayrılan ödenekleri gündeme getirdi.
Türk Dil Kurumuna 407 milyon lira, Türk Tarih Kurumuna ise 481 milyon lira ayrıldığını belirten Güneş, kültürel kaynakların bütün halkların dillerini ve tarihlerini kapsayacak biçimde dağıtılması gerektiğini söyledi.
“Türk Dil Kurumuna 407 milyon lira, Türk Tarih Kurumuna 481 milyon lira ayırmışsınız. Elbette dile ve kültüre kaynak aktarılmalıdır ama tek tipçilikte de ısrar edilemez. Sanki ülkede tek bir dil, tek bir tarih varmış gibi davranamazsınız. Zazacanın yok olması karşısında sessiz kalamazsınız.”
Güneş, mevcut kurumsal yapının yeniden düzenlenmesini önererek dil ve tarih çalışmalarının “Anadolu ve Mezopotamya Dilleri ve Kültürleri Yüksek Kurumu” çatısı altında birleştirilmesini istedi.
Önerdiği yapıda Türk Çalışmaları Başkanlığının yanı sıra Kürt Çalışmaları, Alevi Çalışmaları ve diğer halkların kültürel birikimlerine yönelik başkanlıkların da bulunması gerektiğini belirtti.
Kütüphaneler ve Yayımlar Genel Müdürlüğüne ayrılan 6,5 milyar liralık bütçeye de değinen Güneş, Kürtçe ve diğer dillerde yayın yapan yayınevlerinin bu kaynaklardan yeterince yararlanamadığını savundu.
Güneş, bütçenin kültürel çeşitliliği koruyacak ve bütün halkların üretimlerini destekleyecek biçimde düzenlenmesi gerektiğini dile getirdi.
“Kültür Yolu Festivali pop kültüre mahkûm edildi”
Kültür politikalarının turizm odaklı yürütülmesini eleştiren Güneş, Anadolu ve Mezopotamya'nın tarihsel mirasının yalnızca ekonomik getiri sağlayan bir unsur olarak değerlendirilmemesi gerektiğini söyledi.
Boncuklu Tarla, Dara Antik Kenti ve Göbeklitepe gibi arkeolojik alanların yalnızca turistik merkezler olarak değil, bölgenin tarihsel ve toplumsal hafızasının parçaları olarak ele alınması gerektiğini belirtti.
Mardin'deki kültürel mirasın tanıtımında yerel dillerin kullanılmamasını da eleştiren Güneş, Mardin İl Kültür ve Turizm Müdürlüğünün internet sitesinde Dara Antik Kenti'nin İngilizce, İspanyolca ve Rusça tanıtıldığını, ancak Kürtçe, Arapça ve Süryanice tanıtımın bulunmadığını söyledi.
Güneş, bu durumu Bakanlığın kültürel çeşitliliğe yaklaşımının bir göstergesi olarak değerlendirdi.
“Mardin'in kültürüne dair hiçbir şey yok”
Mardin Kültür Yolu Festivali'ni de eleştiren Güneş, festival programlarının kentin çok dilli ve çok kültürlü yapısını yeterince yansıtmadığını savundu.
Mardinli Kürt şair Cegerxwîn'in ölüm yıl dönümüne rağmen festivalde kentin edebi ve sanatsal birikimine yeterince yer verilmediğini belirten Güneş, festivalin yerel sanatçılar ve sivil toplum kuruluşlarıyla birlikte hazırlanması gerektiğini söyledi.
Güneş, kentteki sivil toplum kuruluşlarıyla yaptığı görüşmelere değinerek şöyle konuştu:
“İki gün önce Mardin'deki sivil toplum kuruluşlarıyla konuştum, hiçbirinin Mardin Kültür Yolu Festivali'ne oluru yok. Çünkü orada Mardin kültürüne dair hiçbir şey yok. Gelecek sene festival yapacaksanız lütfen oradaki sanatçılarla, halkla, sivil toplum kuruluşlarıyla ortak akıl ve ortak mirasa dayanarak bir festival yapın.”
Güneş, kültürel etkinliklerin kentlerin tarihsel kimliğini, yerel sanatçılarını, dillerini ve toplumsal birikimini görünür kılması gerektiğini vurguladı.
Mardin'in tarihi taş evleri ve 1. Cadde tartışması
Mardin'in tarihi dokusunun korunmasına ilişkin sorunları da gündeme getiren Güneş, Yukarı Mardin'deki geleneksel taş evlerin yeterince onarılmadığını ve bazı yapıların yıkılma tehlikesiyle karşı karşıya bırakıldığını belirtti.
Tarihi yapıların korunmasının yalnızca turizm açısından değil, kent sakinlerinin yaşamı ve kültürel mirasın gelecek kuşaklara aktarılması bakımından da önem taşıdığını ifade etti.
Güneş, Mardin 1. Cadde'nin Artuklu Belediyesinden alınarak kayyım yönetimindeki Büyükşehir Belediyesine devredilmesini de eleştirdi.
Caddeye getirilen park yasağının turizmi ve kent yaşamını olumsuz etkilediğini savunan Güneş, 1. Cadde'nin yeniden Artuklu Belediyesine devredilmesini istedi.
Tarihi kent merkezinin korunmasına yönelik kararların yerel yönetimler, esnaf ve kent sakinlerinin katılımıyla alınması gerektiğine dikkat çekti.
“Mardin'de yalnızca dört bakır ustası kaldı”
Güneş, konuşmasının son bölümünde somut olmayan kültürel mirasın korunmasına ve geleneksel zanaatların geleceğine değindi.
Mardin'de bakırcılık mesleğini sürdüren yalnızca dört usta kaldığını belirten Güneş, geleneksel üretim biçimlerinin kaybolma tehlikesiyle karşı karşıya olduğunu söyledi.
Gaziantep'teki bakır ustalarına sağlanan destekleri hatırlatan Güneş, Mardin'deki zanaatkârların neden benzer desteklerden yararlanamadığını sordu.
Kültürel mirasın yalnızca tarihi binalardan ve arkeolojik alanlardan oluşmadığını vurgulayan Güneş, geleneksel mesleklerin, yerel üretim biçimlerinin ve ustalık bilgisinin korunmasının da Bakanlığın sorumlulukları arasında bulunduğunu belirtti.
“Halklara, dillere, kültürlere ve emekçilere bütçe ayırmalısınız”
Kültür ve Turizm Bakanlığı bütçesinin farklı halkların kültürel haklarını gözeten, dilleri koruyan, tarihi yapıları yaşatan ve yerel sanat üretimini destekleyen bir anlayışla hazırlanması gerektiğini savunan Güneş, bütçe tercihlerinin yeniden değerlendirilmesini istedi.
Güneş, TBMM Plan ve Bütçe Komisyonundaki konuşmasını şu sözlerle tamamladı:
“Faize, tekliğe, kültürel kırıma, tarihî alanların turizm vasıtasıyla ranta açılmasına değil; halklara, dillere, kültürlere, emekçilere bütçe ayırmalısınız Sayın Bakan.”





