Türkiye'de boşanma davalarının sayısı her geçen yıl artarken, sürecin en çekişmeli boyutu mal paylaşımı olmaya devam ediyor. TÜİK'in 2025 verilerine göre ülke genelinde 193 bin 793 çift boşandı ve bu rakam son 25 yılın en yüksek seviyesi olarak kayıtlara geçti. Boşanma kararı alan çiftlerin büyük bölümü nafaka ve velayet konularını nispeten daha kısa sürede çözebiliyor. Ancak mal paylaşımı davaları genellikle 1 ile 3 yıl arasında süren, teknik bilgi gerektiren ve tarafları hem maddi hem psikolojik olarak yıpratan bir süreç. Aile hukuku alanında çalışan uzmanlar, mal paylaşımı konusunda tarafların en temel haklarından bile habersiz olabildiğini belirtiyor. Bu durum özellikle boşanma oranlarının yüksek olduğu İzmir, Antalya ve Denizli gibi illerde ciddi hak kayıplarına yol açabiliyor.

Mal paylaşımı konusundaki kafa karışıklığının en önemli nedenlerinden biri, Türk Medeni Kanunu'ndaki 2002 öncesi ve sonrası ayrımı. 1 Ocak 2002 tarihinden önce yürürlükte olan eski kanuna göre eşler arasında "mal ayrılığı rejimi" geçerliydi. Bu rejimde mallar kimin üzerine kayıtlıysa ona ait sayılıyordu. Ancak 2002'den itibaren yürürlüğe giren yeni Medeni Kanun, "edinilmiş mallara katılma rejimi" adı verilen sistemi getirdi. Bu sisteme göre eşler, evlilik süresince edindikleri mallar üzerinde yarı yarıya hak sahibi. Bu kritik ayrımı bilmeyen çiftler, haklarını tam olarak kullanamadan süreci tamamlayabiliyor.

2002 Öncesi ve Sonrası Ayrımını Bilmemek Hak Kaybına Yol Açıyor

Edinilmiş mallara katılma rejimi, eşlerin evlilik boyunca elde ettiği gelirleri, maaşları, yatırım kazançlarını ve satın aldıkları taşınmazları kapsar. Evlilik öncesinde sahip olunan mallar, miras yoluyla edinilen varlıklar ve kişisel kullanıma ayrılan eşyalar ise kişisel mal sayılır ve paylaşıma girmez. Ancak kişisel bir malın geliri — örneğin miras kalan bir evin kira geliri — edinilmiş mal olarak değerlendirilebiliyor. Bu gibi ince ayrımlar, mal paylaşımı davalarının teknik bilgi gerektiren en önemli noktalarını oluşturuyor.

2002 öncesinde evlenip hâlâ evli olan çiftlerde durum daha da karmaşık hale geliyor. Bu evliliklerde 2002 öncesinde edinilen mallar eski rejime, sonrasında edinilen mallar ise yeni rejime tabi. Dolayısıyla aynı evlilik içinde iki farklı dönem için iki farklı hukuki değerlendirme yapılması gerekiyor. Deneyimli bir İzmir boşanma avukatı, bu tür karmaşık dosyalarda her iki dönemi ayrı ayrı analiz ederek tarafların haklarını koruyabiliyor.

Bakan Gürlek: 2026 yatırım planına 65 yeni adliye binası alındı
Bakan Gürlek: 2026 yatırım planına 65 yeni adliye binası alındı
İçeriği Görüntüle

Mal Paylaşımı Davası Boşanma Davasından Ayrı Yürüyor

Tarafların sıklıkla bilmediği önemli bir detay, mal paylaşımı davasının boşanma davasıyla birlikte görülmemesi. Mahkeme boşanma kararını verdikten ve bu karar kesinleştikten sonra, mal paylaşımı için ayrı bir dava açmak gerekiyor. Kanun bu dava için boşanma kararının kesinleşmesinden itibaren 10 yıllık zamanaşımı süresi tanıyor. Bu süre dolduğunda taraf, mal paylaşımı talep etme hakkını tamamen kaybediyor. Pek çok kişi boşanma davası sırasında mal paylaşımının otomatik olarak yapılacağını düşünüyor. Bu yanlış kanı nedeniyle ayrı bir dava açmayı ihmal eden taraflar ciddi ekonomik kayıplarla karşılaşabiliyor.

Anlaşmalı boşanma davalarında ise durum farklı. Taraflar protokolde mal paylaşımını açıkça düzenleyebiliyor. Ancak protokolde bu konuya değinilmemesi, tarafların haklarından vazgeçtiği anlamına gelmiyor. Protokolde açık bir mal paylaşımı düzenlemesi yoksa, boşanma kesinleştikten sonra 10 yıl içinde ayrı bir dava açmak hâlâ mümkün. Bu nedenle anlaşmalı boşanma sürecinde bile mal paylaşımı konusunu net ve ayrıntılı biçimde ele almak büyük önem taşıyor.

Ev İşleri ve Çocuk Bakımı da Katkı Olarak Sayılıyor

Mal paylaşımı davalarında Yargıtay'ın önemle altını çizdiği bir ilke var: Ev işleri ve çocuk bakımı, edinilmiş mallara yapılan katkı olarak kabul ediliyor. Yani çalışmayan eş, evlilik boyunca ev düzenini sürdürerek ve çocuklarla ilgilenerek edinilmiş mallara katkıda bulunmuş sayılıyor. Bu ilke, özellikle gelir sahibi olmayan eşlerin haklarını güvence altına almak açısından büyük önem taşıyor. Yargıtay bu konuda verdiği kararlarda, ev içi emeğin maddi katkıyla eşdeğer tutulması gerektiğini defalarca vurguladı.

Bunun yanında mal kaçırma girişimleri de hukuki yaptırımlarla karşılaşıyor. Boşanma davasından önceki bir yıl içinde diğer eşin rızası olmadan yapılan karşılıksız devirler, mahkeme tarafından hiç yapılmamış gibi değerlendiriliyor ve mal paylaşımına dahil ediliyor. İzmir avukat desteğiyle sürecin başından itibaren ihtiyati tedbir kararı talep etmek, bu tür girişimlerin önüne geçmenin en etkili yollarından biri.

Aile Konutu Özel Koruma Altında

Türk Medeni Kanunu'nun 194. maddesi, aile konutuna özel bir koruma sağlıyor. Bu maddeye göre eşlerden biri, diğerinin rızası olmadan aile konutunu satamıyor, devredemiyor veya üzerinde ipotek kuramıyor. Bu koruma boşanma davası süresince de geçerliliğini koruyor. Mal paylaşımı davasında mahkeme aile konutu üzerindeki hakları ayrıca ve özenle değerlendiriyor.

Mal paylaşımı davalarında her olayın kendine özgü koşulları bulunduğundan, genel geçer bir formülle sonuç çıkarmak mümkün değil. Evlilik süresi, edinilen malların niteliği, tarafların katkı oranları ve mal rejimi sözleşmesinin varlığı gibi pek çok değişken sonucu doğrudan etkiliyor. Hukuki değerlendirme somut olayın özelliklerine göre farklılık gösterebildiğinden, sürecin her aşamasında dikkatli ve bilinçli adımlar atmak gerekiyor. Bu nedenle boşanma sürecinde mal paylaşımı konusunda erken aşamada hukuki destek almak, ileride yaşanabilecek kayıpları önemli ölçüde azaltıyor.

Muhabir: Haber Merkezi