KHK’LARIN KADIN YÜZÜ

2016 Sonrası Olağanüstü Hal İhraçlarının Kadınlar Üzerindeki Etkisi

2016 sonrası çıkarılan Kanun Hükmünde Kararnameler yalnızca meslekleri değil, binlerce kadının hayatını da değiştirdi. Öğretmenler, hemşireler, anneler ve emekçi kadınlar bir gecede işlerini, sosyal çevrelerini ve kimi zaman sağlıklarını kaybetti. Resmi istatistiklerin arkasında ise görünmeyen bir gerçek var: travma, yalnızlık ve adalet arayışı.

Bir öğretmen, yıllar boyunca emek verdiği sınıfından koparılır.
Bir hemşire, hayatlarını kurtardığı hastaların yanında artık yer alamaz.
Bir anne ise “ya bir daha fırsatım olmazsa” korkusuyla çocuklarına hayatı telaşla öğretmeye çalışır.

Bunlar sıradan kayıplar değildir. Bunlar, 2016 sonrasında Türkiye’de ilan edilen olağanüstü hal döneminde çıkarılan Kanun Hükmünde Kararnamelerin (KHK) kadınlar üzerindeki görünmeyen yüzüdür.

8 Mart Dünya Kadınlar Günü’nde, sayıların ardına gizlenen bu hikâyeleri görünür kılmak bir sorumluluktur. Çünkü rakamlar acıyı tam olarak anlatamaz.

Rakamlarla KHK’nın Kadın Yüzü

Kaynak: Türkiye Adalet Bakanlığı Adli İstatistikleri, 2016–2025

  • 633.154 kadın, hayatlarında belki de hiç silah görmemiş olmalarına rağmen “silahlı terör örgütüne üyelik” suçlamasıyla soruşturma geçirdi.

  • 149.711 kadın, Türkiye’de görülmemiş büyüklükte bir tutuklama dalgası içinde cezaevine girdi.

  • 162.239 kişi kamu görevinden ihraç edildi. Bunların yaklaşık 40.500’ü kadındı. Büyük çoğunluğu, muhafazakâr ailelerden gelip üniversite okuyarak kamuda çalışma hakkı kazanmış kadınlardı. Yıllarca süren emek ve mücadele bir gecede yok sayıldı.

    KESK Adana Kadın Meclisi’nden 8 Mart Mitingine Çağrı: “Yoksulluğa, Şiddete ve Güvencesizliğe Karşı Alanlardayız”
    KESK Adana Kadın Meclisi’nden 8 Mart Mitingine Çağrı: “Yoksulluğa, Şiddete ve Güvencesizliğe Karşı Alanlardayız”
    İçeriği Görüntüle
  • 15 kadın, yaşananlara dayanamayarak intihar etti. Toplam hayatını kaybeden KHK’lı kadın sayısı 202’dir.

  • 891 bebek, anneleriyle birlikte cezaevinde yaşamaktadır.

  • 498 kadın, eşiyle birlikte tutuklu durumdadır.

  • 2016 sonrasında 1.307 kişi hayatını kaybetmiştir.

Bu rakamlar yalnızca istatistik değildir. Her biri bir insanı, bir aileyi ve yüz binlerce çocuğun değişen, travmayla şekillenen hayatını temsil etmektedir.

“Elveda” Diyen Kadınlar

Adıyaman’da Din Kültürü öğretmeni olarak görev yapan Fadime öğretmen, adil yargılanma imkânı tanınmadan görevinden ihraç edildi. Yaşadığı yoğun stres ve üzüntünün etkisiyle daha önce tedavi gördüğü kanser hastalığı yeniden nüksetti.

Hayatını kaybetmeden önce kaleme aldığı veda mektubunda öğrencilerine, çocuklarına ve eşine şu sözlerle veda etti:

“ELVEDA hayaller, yaşananlar, yaşanılamayanlar, yaşanılmasına fırsat verilmeyenler.
ELVEDA zalimler!
ELVEDA dilsiz şeytanlar!
ELVEDA emek hırsızları!”

Fadime öğretmenin vedası yalnızca bir bireyin son sözleri değildir. Bu sözler, binlerce KHK’lı kadının sessiz çığlığını ve dönemin ağır trajedisini yansıtmaktadır.

Sağlık Memurundan Temizlik İşçiliğine: Sevgi Balcı’nın Hikâyesi

Sevgi Balcı, 2016 yılına kadar Burdur’da hemşire olarak görev yapıyordu.
4 Ağustos 2016’da açığa alındı; ardından 29 Ekim 2016’da, sekiz aylık hamileyken herhangi bir gerekçe gösterilmeden ihraç edildi. Savunması alınmadı, açıklama yapılmadı. Sadece bir KHK yeterliydi.

Eşi Halil İbrahim Balcı’nın aktardığına göre Sevgi’yi en çok yaralayan şey mesleğini kaybetmesi değil, yaşadığı sosyal dışlanmaydı. Arkadaşları artık onu aramıyordu. Sokakta karşılaştıklarında yönlerini değiştiriyorlardı.

Sevgi sık sık şu soruyu soruyordu:

“Niye bizi aramıyorlar? Biz suç mu işledik?”

Aile daha sonra Isparta’ya taşındı. Ancak özel hastaneler Sevgi’yi işe almak istemedi. Verilen cevap çoğu zaman aynıydı:

“Hükümetle karşı karşıya gelemeyiz.”

Hemşire olan eşi, ailesini geçindirmek için bir temizlik şirketinde işçi olarak çalışmaya başladı.

Sevgi Balcı ağır depresyona girdi. Uyku bozuklukları başladı ve kullandığı ilaçların dozu giderek artırıldı. 25 Ağustos 2017’de evinde intihar etti. Geride üç çocuk bıraktı. En küçük bebeği henüz 8 aylıktı.

Eşinin sözleri yaşanan trajediyi özetliyordu:

“Benden değil, mezardaki eşimden helallik alın. Bu zulüm yerde kalmaz.”

Milletvekili Ömer Faruk Gergerlioğlu, Sevgi hemşirenin ölümünden beş yıl sonra beraat ettiğini ve OHAL Komisyonu tarafından görevine iade edildiğini açıkladı.

Ancak Sevgi hemşire dahil, hayatını kaybettikten sonra işlerine iade edilen binlerce KHK’lı bulunmaktadır.

“Ya Bir Daha Fırsatım Olmazsa”: Bir Annenin Mektubu

2017 yılında, işlendiği tarihte suç sayılmayan fiiller nedeniyle ağır ceza mahkemesinde yargılanmaya başladım. Çok duygulandığım bir gece çocuklarıma bir mektup yazdım.

Mektup şu sözlerle başlıyordu:

“Canım oğlum, canım kızım… Bu mektubu şimdi size vermeye cesaretim yok.”

Eşim tutukluydu, ben ise mahkeme kapılarındaydım.

Çocuklarım iki buçuk yıl boyunca kapı çalındığında irkildi; polis korkusuyla büyüdü. İçimde sürekli aynı sorular dolaşıyordu:

Ya tutuklanırsam?
Ya çocuklarımın yanında olamazsam?
Oğlumun ilk tıraş olduğu günü kaçırırsam?
Kızımın 23 Nisan’da okuyacağı şiiri dinleyemezsem?

Bu yüzden 15 yaşındaki oğluma erken yaşta araba kullanmayı öğrettim. Küçük kızıma ise telaşla hayatın en basit ama en gerekli becerilerini öğretmeye çalıştım: yumurta kırmayı, banyo yapmayı, çantasını hazırlamayı.

Bir annenin yıllara yayarak öğreteceği şeyleri kısa bir zamana sığdırmaya çalışıyordum.

Çünkü içimde hep aynı korku vardı:
Belki de bunları öğretmek için yeterli zamanım kalmayacaktı.

Çocuklar: Görünmeyen Mağdurlar

Bu sürecin en ağır izlerini taşıyanlar arasında çocuklar bulunmaktadır.

Bugün cezaevlerinde anneleriyle birlikte yaşayan 891 bebek vardır. Anneleri tutuklu olan ya da ihraç sonrası ağır ekonomik ve sosyal koşullarda büyüyen çocukların yaşadığı travma hiçbir istatistiğe tam olarak sığmamaktadır.

Sivil Ölümden Gerçek Ölüme

KHK süreçleri yalnızca bir iş kaybı değildir.

İhraç edilen kişiler için bu süreç; mesleki kimliğin kaybı, sosyal dışlanma, ekonomik çöküş ve psikolojik yıkım anlamına gelmiştir. Pasaportları iptal edilen, banka hesapları dondurulan, arkadaşları tarafından terk edilen insanlar bu durumu çoğu zaman “sivil ölüm” olarak tanımlamaktadır.

Bu süreç kadınları çok daha ağır biçimde etkilemiştir.

Kadının kariyeri zaten kırılgan bir konumdayken ihraç, yalnızca işin değil; aile içindeki ekonomik ve sosyal rolün de kaybı anlamına gelmiştir. Eşi de tutuklu olan kadınlar aynı anda hem anne, hem aile geçimini sağlayan kişi, hem de hukuki mücadeleyi yürüten birey olmak zorunda kalmıştır.

KHK’lı kadınlar, Türkiye’de kadın olmanın tüm ağırlığını taşırken bir de “KHK’lı” damgasıyla çifte ötekileştirmeye maruz kalmıştır.

8 Mart’ta Sorulması Gereken Soru

8 Mart’ta kadınlara çiçek vermek yeterli değildir.

Bu ülkede haklarını, mesleklerini, sağlıklarını ve kimi zaman hayatlarını kaybeden kadınların hikâyelerini hatırlamak; yaşananları belgelemek ve adalet talep etmek gerekir.

Aksi halde bu sessiz çığlık duyulmaya devam edecek, toplumun bir kısmı ise onu duymamayı tercih edecektir.

Yüz Binlerin Adalet Talebi

Bugün anlatılan hikâyeler yalnızca geçmişte yaşanmış bireysel trajediler değildir. Bunlar, hukuki güvencelerin askıya alındığı bir dönemde binlerce kadının hayatında açılan derin yaraların tanıklığıdır.

Öğretmenler, hemşireler, anneler ve emekçi kadınlar yalnızca mesleklerini değil; toplumsal itibarlarını, sağlıklarını ve kimi zaman hayatlarını kaybetmiştir.

Ancak bu hikâyelerin ortak noktası yalnızca acı değildir. Aynı zamanda beklenen bir adalet vardır.

Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin son yıllarda verdiği kararlar, bu süreçte yargılanan pek çok kişinin suç sayılmayan fiiller nedeniyle cezalandırıldığını ortaya koymaktadır. Bu kararların eksiksiz uygulanması yalnızca bireysel davaların sonucunu değiştirmeyecek; aynı zamanda binlerce kadının ve ailenin hayatını yeniden kurabilmesinin önünü açacaktır.

Bu nedenle mesele yalnızca geçmişi hatırlamak değildir. Mesele, adaletin gecikmiş de olsa tecelli etmesini sağlamak ve benzer acıların bir daha yaşanmaması için toplumsal hafızayı diri tutmaktır.

8 Mart yalnızca bir kutlama günü değildir. Aynı zamanda sessiz bırakılan kadınların sesini duyurma günüdür.

Ve bugün bu ses tek bir cümle söylüyor:

Geç gelen adalet, adalet değildir.

Derya Fidan Keyvan

Muhabir: Güven BOĞA