Suriye’de Kürt Açılımı: Bölgesel Dengeleri Değiştiren Hamle
Ahmed el-Şara liderliğindeki yeni Suriye yönetiminin Kürtlere vatandaşlık hakkı tanıması, yalnızca iç politikayı değil; Türkiye’nin güvenlik stratejisini ve İsrail ile süregelen bölgesel rekabeti de doğrudan etkiliyor.
Suriye’de yıllardır statüsüz bırakılan Kürt nüfusa yönelik atılan yeni adımlar, Ortadoğu’daki güç dengelerini yeniden şekillendiriyor. Bu gelişmeler, Türkiye’nin güvenlik politikaları, PKK ile yürütülen süreç ve İsrail’in bölgesel stratejileri açısından kritik sonuçlar doğuruyor.
Dr. Sinem Cengiz: "Suriye'nin Kürt politikası Türkiye için bir zafer, İsrail için bir kayıp."
Ahmed el-Şara liderliğindeki Suriye hükümeti, bu ay onlarca yıldır devletsiz olan Kürtlere vatandaşlık vermeye başladı. Bu durumun Türkiye açısından Suriye politikası, ülkedeki İsrail ile rekabeti ve PKK'nın kırk yıldır süren silahlı çatışmasını sona erdirmeyi amaçlayan devam eden "Terörden Arındırılmış Türkiye" süreci bakımından ne anlama geldiğini anlamak önemlidir.
Suriye Kürtleri, ülkeyi on yıllarca demir yumrukla yöneten Baas rejimi tarafından vatandaşlık haklarından mahrum bırakıldı. El-Şara hükümetinin bu girişimi, Suriye'nin Şubat 2025'te Türk hükümeti tarafından başlatılan PKK'yı silahsızlandırma girişiminin ayrımcı niteliğine karşı koymaya çalıştığı bir dönemde geliyor. Ankara'nın süreci Türkiye sınırlarının ötesine uzanıyor ve özellikle Suriye'nin kuzeydoğusundaki komşu ülkelerdeki Kürt milislerin silahsızlandırılmasını da içeriyor. Bu nedenle, Esad sonrası dönemde Suriye'de yaşanan gelişmeler bu sürecin önemli bir unsurunu oluşturuyor.
Suriye iç savaşı sırasında, PKK'nın Suriye kolu olan ve PYD ile bağlantılı Suriye Demokratik Güçleri (SDF), önemli kazanımlar elde etti ve hatta kuzeydoğuda bir tür özerklik ilan etti. Savaş sona erdikten sonra, El-Şara hükümeti SDF'nin ulusal orduya entegre olmasını istedi; bu politika Türkiye tarafından da desteklendi. Buna paralel olarak El-Şara hükümeti, ülkedeki Kürtlerin haklarını da geri kazandırmaya başladı.
Ocak ayında SDF ile Şam hükümeti, bir yıl süren gerilim ve çatışmaların ardından kapsamlı bir anlaşma imzaladı. Bunun ardından Suriye İçişleri Bakanlığı, daha önce kayıtsız ve vatansız olanlar da dâhil olmak üzere Kürt kökenli Suriyelilere vatandaşlık veren ve hak ve yükümlülükler açısından tam eşitliği sağlayan yeni bir kararnamenin derhâl uygulanmasını emretti. Bu politika, hükümetin ülkenin kuzeydoğusundaki kontrolünü pekiştirmek ve gelecekte olası gerilimleri ortadan kaldırmak açısından hayati önem taşıyordu.
Esad rejimi altında birçok Kürt, vatansızlıkla, dil kısıtlamalarıyla ve sistematik ayrımcılıkla karşı karşıya kaldı.
Dr. Sinem Cengiz
Daha sonra El-Şara, Kürtlere yönelik güvenlikçi yaklaşımdan uzak bir politika benimseyerek tüm Kürtlerin SDF'nin bir parçası olmadığını kabul etti. Kürtçeyi ülkenin ulusal dillerinden biri olarak tanıdı. Ayrıca cumhurbaşkanı, SDF üyesi Sipan Hamo’yu savunma bakan yardımcısı olarak atadı. Hamo’nun doğu bölgesindeki güvenliği yönetmekle görevlendirildiği bildirildi.
Kürtler, on yıllar sonra ilk kez haklarına kavuştu. Esad rejimi altında birçok Kürt, vatansızlıkla, dil kısıtlamalarıyla ve sistematik ayrımcılıkla karşı karşıya kaldı. 1962 nüfus sayımının ardından Suriye’deki Kürtlerin büyük bir kısmı vatandaşlıktan çıkarıldı.
On yıllarca süren baskıcı politikaların ardından, 2011’de protestolar Beşar Esad’a ulaştığında sınırlı sayıda Kürde vatandaşlık vermeye karar verdi. Kürt çoğunluğun yaşadığı Suriye’nin kuzeydoğusundaki Haseke vilayetinde yaşayanlara vatandaşlık verileceğini duyurdu. Hatta taleplerini dinlemek için Haseke’deki Kürt liderlerle görüştü. Ancak Esad sözlerini tutmadı ve 2024’ün sonlarında devrildi. Şimdi El-Şara önderliğinde yeni bir dönem başladı ve Kürtler bu yeni Suriye’nin bir parçası olarak görülüyor.
El-Şara, Suriye topraklarının tamamını, SDF tarafından yönetilen bölgeler de dâhil olmak üzere, yeni hükümetin yetkisi altına almayı taahhüt etti. Bunun nedeni yalnızca Suriye’nin güçlü komşusu Türkiye’nin ademi merkeziyetçiliğe izin vermeyecek olması değil, aynı zamanda El-Şara’nın da bunu tehlikeli görmesidir. Ona göre bu durum, çoğulcu bir toplumsal sözleşmenin ortaya çıkmasını imkânsız hâle getirecektir.
Türkiye ve İsrail arasında Suriye’de süregelen rekabet, her iki ülkenin de şekillendirmeye çalıştığı bölgesel düzenle yakından bağlantılıdır.
Dr. Sinem Cengiz
SDF'nin entegrasyon sürecini uzatması ve Mart 2025’te Şam ile imzalanan anlaşmanın şartlarına uymaması İsrail’in lehine oldu. Sürecin başarılı olması, İsrail’in kaçınmayı tercih ettiği Suriye’nin birleşmesi ve Türkiye’nin güçlü şekilde desteklediği merkezi otoritenin pekişmesi anlamına gelecekti. Bu nedenle SDF ile imzalanan anlaşma ve Kürt entegrasyonuna yönelik adımlar İsrail açısından bir kayıp olarak değerlendirilmektedir.
Bu gelişmeler, Şam ile Tel Aviv’in potansiyel bir güvenlik anlaşması konusunda görüşmeler yürüttüğü hassas bir döneme denk geliyor. İsrail, ABD’nin baskısı nedeniyle bu görüşmelere katılıyor; aksi takdirde herhangi bir anlaşma arayışında olmayacak ve bunun yerine Suriye’nin güneyine doğru genişlemeyi hedefleyecekti.
Hem El-Şara hem de ABD’nin Suriye Özel Temsilcisi Tom Barrack, geçen hafta sonu Türk hükümeti tarafından düzenlenen Antalya Diplomasi Forumu’ndaydı. El-Şara, Barrack’ın ardından sahneye çıkarak Golan Tepeleri’nin İsrail tarafından yasal olarak ilhak edilemeyeceğini yeniden vurguladı. Esad’ın devrilmesinin ardından İsrail, 1973 savaşından bu yana ilk kez Golan Tepeleri’ndeki askerden arındırılmış tampon bölgeyi işgal etti ve Dürziler ile Kürtleri koruma bahanesiyle Deraa, Süveyda, Kuneytra ve Rif Dımaşk vilayetleri de dâhil olmak üzere Güney Suriye’ye saldırılar düzenledi.
İsrail’in Suriye’deki yayılmacı politikası Ankara’yı endişelendiriyor. Türkiye ile İsrail arasında Suriye’de, her iki ülkenin de şekillendirmeye çalıştığı bölgesel düzenle bağlantılı bir rekabet sürüyor. Türkiye, Esad sonrası Suriye’de “birleştir ve koru” stratejisini benimserken, İsrail “böl ve kontrol et” politikası izliyor. Ancak Esad’ın aksine El-Şara, SDF ve otoritenin merkezileştirilmesi konusunda Ankara ile benzer bir çizgide duruyor.
El-Şara’nın yaklaşımı, yıllarca Suriye’de PKK bağlantılı grupların Türk çıkarlarına karşı faaliyet göstermesine izin veren eski rejimle karşılaştırıldığında Ankara tarafından büyük ölçüde olumlu karşılandı. El-Şara hükümetinin SDF’nin özerkliğine karşı çıkmak için kendi nedenleri olsa da Türkiye’nin güvenlik kaygılarını da dikkate aldığı görülüyor. Bu nedenle Şam’ın politikası, Ankara’nın İsrail karşısındaki pozisyonunu güçlendirmiştir.
Dr. Sinem Cengiz, Türkiye’nin Orta Doğu ile ilişkileri konusunda uzmanlaşmış bir Türk siyasi analisttir. X: @SinemCngz




