- 2022 yılında yeni düzenlemeyle cezaların alt sınırı artırıldı. “Stalking” suçu Ceza Kanunu’na eklendi

Şiddet, kadınların özel ve kamusal yaşamlarında temel hak ve özgürlüklerine büyük ölçüde zarar veriyor.  Kadına karşı şiddet, bazen yaşam hakkı ihlali, bazen işkence ile insanlık dışı ve kötü muamele yasağı bazen de kişi özgürlüğü ve güvenliği hakkının ihlali şeklinde ortaya çıkabiliyor. Altınbaş Üniversitesi Hukuk Fakültesi Ceza ve Ceza Muhakemesi Hukuku Anabilim Dalı Öğretim Üyesi Dr. Yeşim Yılmaz, kadına karşı şiddetin birçok alanda mücadele edilmesi gereken bir sorun olduğunu ifade etti. Kadına şiddetle hukuksal mücadelede önleyici ve koruyucu tedbirlerin öncelikli olması gerektiğini belirtti.

25 Kasım Dünya Kadına Şiddetle Mücadele Günü nedeniyle önemli hususlara değinen Dr. Yeşim Yılmaz, devletin, kadına karşı şiddetle ve özellikle aile içi şiddetle mücadelede etkin şekilde koruma sağlamaya yönelik tedbirleri alması gerektiğini söyledi. Bu noktada kadına karşı uygulanan şiddetle hukuksal mücadelede hukuk sisteminin ve özelde ceza hukuku araçlarının yeterli koruma sağlamasının önemli olduğuna değindi. Kadına karşı şiddetin önlenmesine yönelik olarak devletleri bağlayan hem uluslararası hem de Türk Ceza Kanunu’nda düzenlemeler bulunduğuna dikkat çekti.

BİRLEŞİN! Kadınlara ve Kızlara Yönelik Şiddeti Sonlandırma Aktivizmi BİRLEŞİN! Kadınlara ve Kızlara Yönelik Şiddeti Sonlandırma Aktivizmi

“6284 sayılı Kanun, gerçekleşme ihtimali olan şiddeti de koruma kapsamına alıyor”

Dr. Yeşim Yılmaz, mutlaka bilinmesi gereken düzenlemeler hakkında bilgi verdi. “6284 sayılı Ailenin Korunmasına ve Kadına Yönelik Şiddetin Önlenmesine Dair Kanun yalnızca gerçekleşen değil, ancak gerçekleşme ihtimali olan şiddeti de koruma kapsamına alıyor. Daha önemlisi kanunda düzenlenen tedbirler sınırlayıcı değildir; karar merci benzer tedbirlere karar verebilir. Kanunda belirtilen tedbirlere karar verilmesi için talepte bulunulabileceği gibi, ilgili makamlar resen tedbir kararı da verebilirler. Herkes, şiddetin varlığını veya şiddet uygulanma tehlikesini yetkili makamlara bildirebilir. Önemli olan kadına karşı şiddet konusunda toplumda farkındalık yaratılması ve sistemin etkin bir biçimde işletilmesidir.” açıklamalarında bulundu.

“Tedbir kararı için delil aranmaz”

Dr. Yeşim Yılmaz, tedbir kararı verilmesi için şiddetin uygulandığına dair bir delil veya belge aranmadığının altını çizdi. Bu anlamda beyanın esas olduğunu ve adli makamların harekete geçmesi ve önyargılı davranılmaması için beyana değer atfedilmesinin çok önemli olduğunu kaydetti. Alınan kararın, Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığının ilgili il ve ilçe müdürlükleri ve kararın niteliğine göre Cumhuriyet Savcılığına ve kolluğa en seri vasıtalarla bildirilmesinin öneminden bahsetti. Şiddet mağduru kadını koruma görevinin, yerleşim yeri veya bulunduğu yer ya da tedbirin uygulanacağı kolluk birimine ait olduğunu vurguladı.

“Koordinasyon ve imkanlar zayıf. Hükümler kâğıt üzerinde kalabiliyor”

Koruma kararı verilen kadın hali hazırda kollukta ise ve hakkında barınma kararı varsa yapılması gerekenlere değindi. “Kişi derhal Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığı’na ait veya Bakanlığın gözetim veya denetimindeki yerlere yerleştirilmeli. Bu yerler yetersiz ise kamu kurum ve kuruluşlarına ait sosyal tesis, yurt vb. yerlere sevk edilmelidir. Ancak koordinasyonun zayıf olması, yeterli bütçenin ve sığınma evinin bulunmaması, yapısal organizasyonun yetersiz olması gibi nedenler, hükümlerin kâğıt üzerinde kalmasına ve etkin şekilde uygulanmamasına yol açabiliyor maalesef.” şeklinde konuştu.

Dr. Yeşim Yılmaz 2

“2022 yılında yeni düzenlemeyle cezaların alt sınırı artırıldı. “Stalking” suçu Ceza Kanunu’na eklendi”

Dr. Yeşim Yılmaz ayrıca, 2022 yılı içerisinde, 12/5/2022 tarihli ve 7406 sayılı Kanun ile kadına karşı şiddet eylemleriyle daha etkin mücadele edilmesi ve caydırıcılığın sağlanması amaçlarıyla Türk ceza hukuku mevzuatında bazı değişiklikler yapıldığını hatırlattı. Öncelikle Türk Ceza Kanunu’nda düzenlenen kasten öldürme suçunun kadına karşı işlenmesi halinin, bu suçun cezayı ağırlaştıran nitelikli halleri arasına alındığını belirtti. Şiddet mağduru olan kadınlara karşı işlenen kasten yaralama, işkence, eziyet ve tehdit suçlarına karşılık öngörülen cezaların alt sınırlarının artırıldığına işaret etti. Kadına yönelik şiddetin bir türü olarak nitelendirilebilecek olan ısrarlı takip (stalking) suçunun da Ceza Kanunu’na eklendiğini söyledi. Bunun olumlu bir gelişme olduğunu ifade eden Dr. Yılmaz, “Böylece birçok Avrupa ülkesinde ayrı bir suç olarak düzenlenen, özellikle erkekler tarafından ısrarla gerçekleştirilen hem mağdurun kendisinin hem de yakınının güvenliğine yönelik korku duymasına sebebiyet verecek nitelikteki rahatsız edici davranışlar Türk hukukunda da cezai yaptırım altına alındı.” dedi. Buna ek olarak, yine 7406 sayılı Kanun ile kadına karşı işlenen kasten yaralama suçunun, tutuklama nedeni olarak, Ceza Muhakemesi Kanunu’nun tutuklamayı düzenleyen 100. maddesine eklendiğini kaydetti. Aynı zamanda şiddet mağduru kadınlara, hak arama yollarını etkin bir şekilde kullanabilmeleri amacıyla baro tarafından ücretsiz avukat da sağlanabildiğini belirtti.

“Toplumun farkındalığı için daha çok çalışılmalı”

Türk Ceza hukukunun kadına karşı şiddetle mücadeledeki rolüne değinen Dr. Yılmaz, toplumun şiddet konusunda bilinçlendirilmesi için daha çok çaba sarfetmek gerektiğini belirtti. Bu konuda yapılabilecekler ile ilgili önerilerini dile getirdi. “Şiddete maruz kalan mağdura maddi destek sağlanması ön planda tutulmalı. Kadına karşı şiddetle etkin şekilde mücadele edebilmek için toplumsal farkındalık yaratılması, kadınlar ile erkekler arasındaki eşitliğin küçük yaştan itibaren benimsetilmesi şart. Eğitimin bu çerçevede şekillendirilmesi ve zihniyetlerin değiştirilmesi gerekir. Aksi halde alınan önlemler ve yapılan düzenlemeler bir çözüm getirmeyecektir. Özellikle güç, öfke, zorbalık, otorite arayışı gibi nedenlere dayalı şiddete kesinlikle mazeret atfedilmemeli ve şiddet normalleştirilmemelidir.”