Eğitim Sen, YÖK’ün üniversitelerden “Aile ve Nüfus On Yılı” kapsamında “Evlilik Öncesi Eğitim Programı” ve “Aile Eğitim Programı” gibi çalışmalar yürütmesini istemesine tepki gösterdi. Sendika, öğrencilerin barınma, beslenme ve geçim sorunları büyürken YÖK’ün önceliğini evlilik ve aile eğitimine vermesini eleştirerek, “Gençlerin yaşamına müdahale etmekten vazgeçin; eğitim hakkının, bilimin, özgürlüğün ve demokratik üniversitenin önündeki engelleri kaldırın” çağrısı yaptı.
Eğitim ve Bilim Emekçileri Sendikası (Eğitim Sen), Yükseköğretim Kurulu’nun (YÖK), Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı ile yürütülen çalışmalar kapsamında üniversitelere gönderdiği “Aile ve Nüfus On Yılı” konulu yazıya ilişkin açıklama yaptı.
YÖK’ün üniversitelerden “Evlilik Öncesi Eğitim Programı” ve “Aile Eğitim Programı” başta olmak üzere aile ve nüfus politikaları doğrultusunda çeşitli faaliyetler gerçekleştirmesini istemesine tepki gösteren Eğitim Sen, söz konusu uygulamaları yükseköğretime yönelik “ideolojik müdahalelerin yeni bir örneği” olarak değerlendirdi.
“Yükseköğretimin gerçek sorunlarından uzaklaşılıyor”
Eğitim Sen açıklamasında, üniversite öğrencilerinin barınmadan beslenmeye, ulaşımdan eğitim giderlerine kadar çok sayıda sorunla karşı karşıya olduğuna dikkat çekti.
Yurt kapasitesinin yetersizliği, yüksek kiralar, artan yaşam maliyetleri, burs ve kredilerin yetersizliği ile yemekhane ücretlerinin öğrencilerin eğitim hakkını doğrudan etkilediğini belirten sendika, çok sayıda öğrencinin eğitimini sürdürebilmek için çalışmak zorunda kaldığını vurguladı.
Gençlerin geleceğe ilişkin kaygılarının arttığına, mezuniyet sonrasında işsizlik ve güvencesiz çalışmanın yaygınlaştığına işaret edilen açıklamada, YÖK’ün bu koşullarda önceliğini “evlilik” ve “aile eğitimi” olarak belirlemesi eleştirildi.
Eğitim Sen, “Gençlerin geleceksizlik kaygısı büyürken, mezuniyet sonrası işsizlik ve güvencesiz çalışma yaygınlaşırken, ifade ve örgütlenme özgürlüğü üzerindeki baskılar sürerken YÖK’ün önceliğini ‘evlilik’ ve ‘aile eğitimi’ olarak belirlemesi, yükseköğretimin gerçek sorunlarından ne kadar uzaklaşıldığını göstermektedir” ifadelerini kullandı.
“Üniversitelerin işlevi gençlere nasıl yaşayacaklarını öğretmek değildir”
Sendika, üniversitelerin öğrencilerin özel yaşamlarına ilişkin tercihleri yönlendirecek kurumlar olmadığına dikkat çekerek, gençlere ne zaman evleneceklerinin ya da nasıl bir aile kuracaklarının öğretilmesinin üniversitelerin işlevleri arasında bulunmadığını belirtti.
Açıklamada şöyle denildi:
“Üniversitelerin işlevi gençlere nasıl yaşayacaklarını, ne zaman evleneceklerini, nasıl bir aile kuracaklarını ya da geleceklerini hangi yaşam modeli üzerinden şekillendireceklerini öğretmek değildir. Gençlerin yaşam tercihlerini belirlemeye, onları tek tip bir aile ve yaşam anlayışı içine hapsetmeye yönelik her yaklaşım üniversitenin özgür, çoğulcu ve eleştirel niteliğiyle çelişmektedir.”
Üniversitelerin bilimsel bilgiye erişimin, eleştirel düşüncenin, sorgulamanın ve ifade özgürlüğünün güvence altında olduğu kamusal alanlar olması gerektiğini kaydeden Eğitim Sen, farklı kimliklerin, düşüncelerin, inançların ve yaşam biçimlerinin eşit biçimde var olabilmesinin demokratik yükseköğretimin temel koşullarından biri olduğunu ifade etti.
Kadınlara yönelik toplumsal roller vurgusu
Eğitim Sen, aile ve belirli toplumsal rolleri merkeze alan politikaların kadınlar üzerindeki etkilerine de dikkat çekti.
Kadınların bakım emeğini büyük ölçüde üstlenmek zorunda bırakıldığı, eğitim ve çalışma yaşamında ayrımcılıkla karşı karşıya kaldığı koşullarda kadınları öncelikle evlilik, annelik ve aile içindeki roller üzerinden tanımlayan yaklaşımların mevcut eşitsizlikleri yeniden ürettiğini belirten sendika, üniversitelerde eşitlikçi politikaların güçlendirilmesini istedi.
Yükseköğretim emekçilerinin sorunlarına dikkat çekildi
Açıklamada yalnızca öğrencilerin değil, üniversitelerde çalışan emekçilerin yaşadığı sorunlar da gündeme getirildi.
Yükseköğretim emekçilerinin düşük ücret, güvencesiz istihdam, ağır çalışma koşulları, keyfi ve liyakatsiz atamalar ile akademik özgürlüklere yönelik müdahalelerle karşı karşıya olduğu belirtilerek, YÖK'ün önceliğinin bu sorunların çözümü olması gerektiği ifade edildi.
Sendika, YÖK’ün sorumluluğunun üniversiteleri ideolojik yönlendirmelerin alanına dönüştürmek değil, yükseköğretimin kamusal, bilimsel ve demokratik niteliğini güçlendirmek olduğunu kaydetti.
Eğitim Sen’den YÖK’e talepler
Eğitim Sen, öğrencilerin barınma, beslenme, ulaşım ve ekonomik sorunlarına çözüm üretilmesini; yükseköğretim emekçilerinin ücret, özlük ve çalışma koşullarının iyileştirilmesini istedi.
Akademik özgürlük ile ifade ve örgütlenme özgürlüğünün önündeki engellerin kaldırılması gerektiğini belirten sendika, üniversitelerde ayrımcılık, taciz ve şiddete karşı etkili mekanizmalar oluşturulması çağrısında bulundu.
Öğrencilerin ve yükseköğretim emekçilerinin eşit, özgür ve güvenli koşullarda eğitim ve çalışma yaşamına katılmasının sağlanmasını isteyen Eğitim Sen, ücretsiz, nitelikli ve kamusal kreş hizmetlerinin de yaygınlaştırılması gerektiğini vurguladı.
“YÖK anayasal yükümlülüğün dışına çıkamaz”
Açıklamada Anayasa’nın 10. maddesindeki eşitlik düzenlemesine de işaret edilerek, kadınların ve erkeklerin eşit haklara sahip olduğu ve devletin bu eşitliğin yaşama geçirilmesini sağlamakla yükümlü bulunduğu hatırlatıldı.
Eğitim Sen, “Üniversiteler iktidarın aile ve nüfus politikalarının, tek tip yaşam anlayışının ve ideolojik yönlendirmelerin uygulama alanı değildir” diyerek YÖK’ün de anayasal eşitlik yükümlülüğünün dışına çıkamayacağını belirtti.
Sendika açıklamasını şu çağrıyla tamamladı:
“YÖK, gençlerin nasıl yaşayacağına karar vermeye değil; öğrencilerin eğitim hakkını güvence altına almaya, yükseköğretim emekçilerinin haklarını korumaya ve üniversitelerin bilimsel, demokratik, laik, özgür ve özerk niteliğini güçlendirmeye odaklanmalıdır. Gençlerin yaşamına müdahale etmekten vazgeçin; eğitim hakkının, bilimin, özgürlüğün ve demokratik üniversitenin önündeki engelleri kaldırın!”





