Eğitim Sen, İçişleri Bakanlığı tarafından 81 il valiliğine gönderilen “Üniversitelerde Güvenlik Tedbirleri” başlıklı genelgenin öğrenciler üzerindeki baskı ve gözetimi kurumsallaştırmayı hedeflediğini belirtti. Genelgenin geri çekilmesini isteyen sendika, “Üniversiteler kışla değildir, öğrenciler potansiyel suçlu değildir” açıklamasını yaptı.

İçişleri Bakanlığının üniversitelerde uygulanmasını istediği yeni güvenlik tedbirleri, Eğitim ve Bilim Emekçileri Sendikasının (Eğitim Sen) tepkisine neden oldu.

Eğitim Sen, 81 il valiliğine gönderilen genelgede öğrenci grupları ile eylem ve etkinlikler hakkında istihbarat faaliyetlerine ağırlık verilmesi, bazı öğrenci oluşumlarının stant açmasının engellenmesi, kampüs girişlerinde parmak izi, kartlı geçiş ve turnike sistemlerinin kullanılması ile kamera sistemlerinin yaygınlaştırılması gibi düzenlemelerin yer aldığını bildirdi.

Sendika, söz konusu düzenlemelerin üniversitelerde baskı, denetim ve gözetimi artıracağı uyarısında bulunarak genelgenin geri çekilmesini istedi.

“Güvenlik, demokratik hakları sınırlamanın gerekçesi olamaz”

Öğrenciler ile akademik ve idari personelin can ve mal güvenliğini sağlamanın kamunun sorumluluğu olduğunu belirten Eğitim Sen, güvenlik kavramının demokratik hakları sınırlandırmak amacıyla kullanılamayacağını vurguladı.

Açıklamada, “Güvenlik kavramı, öğrencilerin demokratik haklarını, örgütlenme özgürlüğünü ve ifade alanlarını sınırlandırmanın gerekçesine dönüştürülemez. Üniversitelerde güvenliği sağlamak başka, öğrencileri ve onların örgütlü faaliyetlerini sürekli izlenen ve denetlenen bir alanın parçası haline getirmek başkadır” denildi.

Belirsiz ifadeler keyfî uygulama endişesi yaratıyor

Genelgenin en sorunlu bölümlerinden birinin öğrenci grupları ile eylem ve etkinliklerin istihbarat faaliyetlerinin konusu haline getirilmesi olduğu ifade edildi.

“İllegal/marjinal oluşum” gibi sınırları açık biçimde belirlenmemiş ifadelerin keyfî uygulamalara zemin hazırlayabileceğini kaydeden Eğitim Sen, hangi öğrenci grubunun ya da faaliyetin bu kapsamda değerlendirileceğinin belli olmadığına dikkat çekti.

Sendika, bu belirsizliğin iktidarı eleştiren, hak talebinde bulunan veya farklı düşünceleri savunan öğrencilerin faaliyetlerinin güvenlik sorunu olarak değerlendirilmesine yol açabileceğini belirtti.

“Üniversiteler yalnızca ders yapılan mekânlar değildir”

Üniversitelerin farklı düşüncelerin özgürce tartışıldığı, eleştirinin üretildiği ve öğrencilerin toplumsal sorunlara ilişkin söz söylediği kamusal alanlar olduğunun altı çizilen açıklamada, öğrencilerin demokratik faaliyetlerinin peşinen şüpheli görülmesine tepki gösterildi.

Eğitim Sen, öğrencilerin protesto düzenlemesinin, bildiri dağıtmasının, stant açmasının, toplantı yapmasının ve örgütlenmesinin demokratik üniversite yaşamının doğal unsurları olduğunu vurguladı.

Açıklamada, “Bu faaliyetleri peşinen şüpheli görmek, üniversitenin bilimsel ve demokratik niteliğini zayıflatır” ifadeleri kullanıldı.

“Genelge daha geniş bir siyasal pratiğin parçası”

Genelgenin Türkiye’deki siyasal gelişmelerden bağımsız değerlendirilemeyeceğini savunan Eğitim Sen, AKP iktidarı döneminde merkezi denetimin güçlendiğini, toplumsal muhalefete yönelik baskıların arttığını ve toplantı ile gösteri hakkının sınırlandırıldığını belirtti.

Eleştirel görüşlerin ve farklı yaşam tarzlarının giderek daha fazla güvenlik ve kamu düzeni söylemleri üzerinden ele alındığını ifade eden sendika, üniversitelere yönelik yaklaşımın da bu siyasal pratiğin bir parçası olduğunu kaydetti.

“Barışçıl protestoların güvenlik sorunu sayılması kabul edilemez”

Son dönemde farklı düşünenlerin, iktidarı eleştirenlerin, örgütlenenlerin ve protesto hakkını kullananların baskı, yasaklama, soruşturma, gözaltı ve müdahalelerle karşı karşıya kaldığı belirtilen açıklamada, demokratik kamusal alanın giderek daraldığına dikkat çekildi.

Eğitim Sen, toplantı ve gösteri hakkının çeşitli gerekçelerle sınırlandırılmasının, barışçıl protestoların güvenlik sorunu olarak ele alınmasının ve eleştirel görüşlerin kriminalize edilmesinin kabul edilemez olduğunu vurguladı.

Devletin görevinin yurttaşların ne düşüneceğini, nasıl yaşayacağını veya hangi talepleri dile getireceğini belirlemek olmadığı kaydedilen açıklamada, herkesin düşüncelerini özgürce ifade edebildiği, örgütlenebildiği ve demokratik haklarını güven içinde kullanabildiği koşulların oluşturulması gerektiği belirtildi.

“Eleştiri ve örgütlenme kontrol edilmesi gereken alanlar olarak görülüyor”

Öğrenci gruplarının istihbarat faaliyetlerinin konusu haline getirilmesi ile toplumun farklı kesimlerinin güvenlik ve kamu düzeni gerekçesiyle denetlenmesi arasında bağlantı bulunduğunu savunan Eğitim Sen, her iki yaklaşımın da aynı siyasal anlayışın ürünü olduğunu ifade etti.

Açıklamada, bu anlayışın farklılığı, eleştiriyi, örgütlenmeyi, hak arama mücadelesini ve toplumsal muhalefeti demokratik yaşamın doğal unsurları olarak değil, kontrol edilmesi gereken alanlar olarak değerlendirdiği belirtildi.

“Üniversiteler bütün güç odaklarının sorgulanabildiği yerler olmalıdır”

Baskı, gözetim ve yasaklamaların olağanlaştırıldığı bir ortamda üniversitelerin de aynı anlayışla kuşatılmasının kabul edilemeyeceğini kaydeden Eğitim Sen, üniversitelerin iktidarın düşüncelerinin tekrarlandığı mekânlar olmaması gerektiğini bildirdi.

Sendika, “Üniversiteler, iktidar dâhil bütün güç odaklarının sorgulanabildiği yerler olmalıdır” değerlendirmesinde bulundu.

“Üniversiteler kışla değildir”

Eğitim Sen, açıklamasını şu ifadelerle tamamladı:

“Üniversiteler kışla değildir, öğrenciler potansiyel suçlu değildir. Farklı düşünmek, iktidarı eleştirmek, örgütlenmek, protesto etmek, hak talep etmek ve farklı bir kimlikle var olmak suç değildir. Üniversiteler; baskının ve tek tipleştirmenin değil, bilimin, özgürlüğün, eşitliğin, eleştirel düşüncenin ve demokratik mücadelenin alanı olmalıdır.”