KESK, 272 delegenin katılımıyla Ankara’da düzenlenen 3. Kadın Kurultayı’nın sonuç bildirgesini açıkladı. “Mirasımız Direniş, Sözümüz Mücadele” şiarıyla gerçekleştirilen kurultayda; kadın emeğinden güvenceli istihdama, KHK’li kadınların haklarından bakım hizmetlerine, şiddetle mücadeleden barışa, sendikal örgütlenmeden ekolojik adalete kadar çok sayıda başlıkta mücadele programı belirlendi.
Kamu Emekçileri Sendikaları Konfederasyonu’nun (KESK) 3. Kadın Kurultayı, 4-5-6 Eylül 2026 tarihlerinde Ankara’da gerçekleştirildi.
Türkiye’de otoriterleşmenin kurumsallaştığı, hukukun askıya alındığı, emekçilerin ve kadınların ekonomik, siyasal ve toplumsal haklarının çok yönlü saldırılarla karşı karşıya bulunduğu bir dönemde düzenlenen kurultaya; KESK’e bağlı iş kollarının kadın merkez yönetim kurulu üyeleri ve delegeleri ile Merkez Düzenleme Kurulu ve Danışma Kurulu üyelerinden oluşan 272 delege katıldı.
“Mirasımız Direniş, Sözümüz Mücadele” şiarıyla toplanan kurultay; uluslararası ve Türkiye’deki emek örgütleri, siyasi partiler ve kadın örgütlerinin temsilcilerinin dayanışma mesajlarıyla başladı. Uluslararası emek örgütlerinin deneyimlerini aktardığı kurultayda atölye çalışmaları yapıldı, hazırlanan raporlar tartışıldı ve kadınların emeğine, bedenine, yaşamına, örgütlenmesine ve mücadelesine ilişkin önergeler değerlendirildi.
Üç gün süren çalışmaların ardından yayımlanan sonuç bildirgesinde, kadınların toplumsal yaşamda, çalışma hayatında ve sendikal mücadelede güçlenmeleri, kendi söz ve kararlarıyla mücadelenin öznesi olmaları gerektiği vurgulandı.
Güvenceli ve kadrolu istihdam talebi
Bildirgenin “Kadın Emeği” başlıklı bölümünde, kamusal hizmetlerin piyasalaştırılması ve güvencesiz istihdam biçimlerinin yaygınlaştırılmasının kadınların iş yükünü, yoksulluğunu ve maruz kaldıkları eşitsizlikleri derinleştirdiğine dikkat çekildi.
Güvencesiz çalışma koşulları ile artan iş yükünün farklı iş kollarında çalışan kadınların bedenlerini, sağlıklarını, mesleki geleceklerini ve dinlenme haklarını doğrudan etkilediği belirtilen bildirgede, ağır çalışma koşulları ile ev içi bakım sorumluluklarının birleşmesinin kadınlar açısından “zaman yoksulluğu” yarattığı ifade edildi.
KESK, sistemin yalnızca kadın emeğini sömürmekle kalmadığını, kadınların kolektif mücadeleye katılabilecekleri ve örgütlenebilecekleri zamanı da tükettiğini belirtti.
Kurultayda; asli ve sürekli kamu hizmetlerinin kadrolu ve güvenceli kamu emekçileri eliyle yürütülmesi, taşeron ve benzeri güvencesiz istihdam biçimlerine son verilmesi, eşit işe eşit ücret ve sosyal güvence sağlanması için mücadelenin güçlendirilmesi kararlaştırıldı.
Bakım hizmetleri kamusal hak olarak örgütlenmeli
Kadınların çalışma yaşamındaki konumunu ve sendikal faaliyetlere katılımını doğrudan etkileyen temel eşitsizlik alanlarından birinin bakım emeği olduğu vurgulandı.
Bakım sorumluluğunun ağırlıklı olarak kadınlara yüklenmesinin, kadınların sendikal yaşama katılımını sınırlandırdığına dikkat çekilen bildirgede, bakım emeğinin toplumsal olarak adil biçimde paylaşılması ve kamusal bakım hizmetlerinin güçlendirilmesi istendi.
Çocuk, yaşlı, hasta ve engelli bakımının kadınların ve ailelerin özel sorumluluğu olmaktan çıkarılması gerektiği belirtilerek şu talepler sıralandı:
- Bakım hizmetlerinin ücretsiz, nitelikli, anadilinde, erişilebilir ve yaygın bir kamusal hak olarak örgütlenmesi,
- Vardiyalı ve gece çalışanların ihtiyaçlarını karşılayacak 7 gün 24 saat açık kreş ve bakım hizmetlerinin oluşturulması,
- Bakım verenler ile bakıma ihtiyaç duyanların haklarının güvence altına alınması,
- Kadınları bakım sorumluluğuna mahkûm eden esnek ve yarı zamanlı çalışma politikalarına son verilmesi,
- Kadınların güvenceli çalışma hakkının korunması.
KESK ve bağlı sendikalardaki toplantı ve etkinliklerin de kadınların bakım yükü ve zaman yoksulluğu dikkate alınarak planlanması önerildi.
Güvencesiz çalışan kadınlara yönelik örgütlenme çalışması
Bildiride, parçalı istihdamın, güvencesiz çalışmanın ve performans sisteminin yaygınlaşmasının kadınların örgütlenme ve mücadele olanaklarını daralttığı belirtildi.
Fiilî mücadeleye yönelik örgütlenme çalışmalarının güvencesiz çalışan kadınları da kapsaması gerektiği vurgulanarak, iş yerlerinde mobbing, taciz, şiddet ve ayrımcılığa karşı bağımsız ve etkili kurulların oluşturulması istendi.
KESK, Uluslararası Çalışma Örgütü’nün çalışma yaşamında şiddet ve tacizin önlenmesini amaçlayan 190 Sayılı Sözleşmesi’nin Türkiye tarafından onaylanması ve uygulanması için mücadele edeceğini açıkladı.
KHK’li kadınların göreve iadesi istendi
KESK 3. Kadın Kurultayı Sonuç Bildirgesi’nde, sendikal hak ihlallerinin güvencesizliği derinleştirdiğine dikkat çekildi.
KHK’lerle ihraç edilen kadın kamu emekçilerinin tüm mali, sosyal ve özlük haklarıyla birlikte görevlerine iade edilmesi talebinin yükseltileceği belirtilerek, KHK’lilerin yaşadığı hak kayıplarının giderilmesi konusunun gündemde tutulacağı kaydedildi.
KHK’li kadınların ekonomik, sosyal ve örgütsel ihtiyaçlarını gözeten dayanışma mekanizmalarının sürekliliğinin sağlanacağı ifade edilen bildirgede, şu değerlendirmeye yer verildi:
“KHK’li kadınlar ile dayanışma güçlendirilecek, deneyimlerinin KESK’in mücadele hafızasının parçası hâline getirilmesi için çalışmalar yürütülecektir.”
Özelleştirme ve doğa talanına karşı ortak mücadele
Kamuda yaşanan neoliberal dönüşümün yalnızca kamu hizmetlerini değil; enerji, madencilik ve diğer üretim alanlarını da etkilediği belirtildi.
Doğal kaynakların uluslararası şirketlerin ve sermayenin kullanımına açılmasının; emek sömürüsünü, güvencesizliği, iş cinayetlerini, ekolojik yıkımı ve topluma yüklenen ekonomik maliyetleri artırdığı ifade edildi.
Kurultayda, enerji ve madenler başta olmak üzere doğal varlıkların kamusal yarar temelinde korunması için emek, yaşam ve ekolojik dengeyi birlikte savunan bir mücadele hattı oluşturulması kararlaştırıldı.
KESK’in özelleştirme, güvencesizleştirme ve doğa talanına karşı toplumsal kesimler ve emek örgütleriyle dayanışmayı büyüteceği bildirildi.
Mevsimlik tarım işçileri ve göçmen kadınlar için hak çağrısı
Tarım politikalarının, mevsimlik tarım işçiliğini ortadan kaldırmayı hedefleyen kamusal bir anlayışla yeniden düzenlenmesi istendi.
Bu hedef gerçekleşinceye kadar sendikalaşmanın güçlendirilmesi, çocuk emeği sömürüsüne son verilmesi, barınma ve altyapı koşullarının iyileştirilmesi, kadınların ücretsiz, nitelikli ve anadilinde sağlık hizmetlerine erişiminin sağlanması talep edildi.
Mevsimlik tarım işçilerinin çocukları için kreş ve sosyal yaşam alanları oluşturulması da kurultayın mücadele başlıkları arasında yer aldı.
Göçmen ve mülteci kadın emekçilerin yoğun sömürü koşullarına maruz bırakıldığı belirtilerek, bu kadınlarla ortak tutum ve dayanışma zeminlerinin güçlendirilmesi gerektiği ifade edildi.
Kamusal hizmetlere anadilinde erişim vurgusu
Kadınların eğitim ve sağlık başta olmak üzere kamusal hizmetlere anadilinde erişimlerinin güvence altına alınması istendi.
KESK, eğitimin herkes için eşit, parasız, laik, demokratik, bilimsel, anadilinde ve cinsiyet eşitlikçi biçimde örgütlenmesi için yürütülen çalışmaların sürdürüleceğini duyurdu.
“Kadına yönelik şiddet yapısal bir sorundur”
Kurultay bildirgesinde, kadına yönelik şiddetin ataerkil toplumsal yapı ve toplumsal cinsiyet eşitsizliğinin ürettiği yapısal bir sorun olduğu vurgulandı.
Toplumsal cinsiyete dayalı şiddetle mücadelenin yalnızca şiddet sonrasında gerçekleştirilen müdahalelerle sınırlı kalmaması gerektiği belirtilerek; şiddeti üreten ekonomik, siyasal, kültürel ve örgütsel ilişkilerin dönüştürülmesi çağrısı yapıldı.
İstanbul Sözleşmesi’nin bütün hükümlerinin yerine getirilmesi, 6284 sayılı Kanun’un tavizsiz uygulanması ve ILO’nun 190 Sayılı Sözleşmesi’nin onaylanması istendi.
Şiddet ve istismar vakalarında cezasızlığa ve zorunlu arabuluculuğa son verilmesi gerektiği belirtilen bildirgede, kadınların anadilinde adalete erişiminin güvence altına alınması ile etkili hukuki ve psikososyal destek mekanizmalarının kurulması talep edildi.
Kadınların bedenleri üzerindeki karar hakkı
Kadınların bedenleri ve doğurganlıkları üzerinde söz ve karar sahibi olmalarının temel bir hak olduğu vurgulandı.
Kurultayda şu talepler öne çıktı:
- Kürtaj hakkının kamu hastanelerinde güvenli, ücretsiz ve fiilen erişilebilir hâle getirilmesi,
- HPV aşısının ulusal aşı programına alınması,
- Gebelikten korunma yöntemlerinin ücretsiz sunulması,
- Cinsel sağlık ve üreme sağlığı hizmetlerinin kamusal hak olarak örgütlenmesi,
- Sağlık hizmetlerinde kadınların özgür iradesinin esas alınması.
KESK, bu alandaki politikalara karşı kadın örgütleriyle birlikte bir mücadele programı oluşturulmasını hedeflediğini açıkladı.
LGBTİ+’ların yaşam ve çalışma hakları sendikal mücadelenin parçası
KESK, kadınları “makbul kadın” ve “makbul aile” kalıplarına sıkıştıran politikalara karşı kadınları merkeze alan politikaları, toplumsal yaşam alanlarını ve çalışma haklarını savunmayı sürdüreceğini bildirdi.
LGBTİ+’ların yaşam, örgütlenme ve güvenceli çalışma haklarının sendikal mücadelenin bir parçası olduğu vurgulandı. KESK’in cinsiyet kimliği ve cinsel yönelim nedeniyle gerçekleştirilen ayrımcılığa karşı mücadelesine devam edeceği belirtildi.
Laiklik ve kadınların kazanılmış hakları korunmalı
Kurultayda laiklik; kadınların eşit yurttaşlık, özgürlük ve kendi bedenleri üzerinde karar alma haklarının güvencelerinden biri olarak değerlendirildi.
Medeni Kanun’un, nafaka hakkının, karma eğitimin ve kadınların kazanılmış haklarının korunması gerektiği vurgulandı. ÇEDES ve benzeri uygulamalara son verilmesi çağrısı yapıldı.
“Barış yalnızca silahların susması değildir”
Bildirgenin savaş, militarizm, milliyetçilik, ırkçılık ve barış mücadelesine ayrılan bölümünde, bu politikaların kadınların bedeni, emeği, kimliği ve örgütlü mücadelesi üzerinde çok katmanlı eşitsizlik ve şiddet yarattığı belirtildi.
Kadınların eşit ve özgür yaşam mücadelesinin emek, demokrasi ve toplumsal adalet mücadelesinden ayrı düşünülemeyeceği kaydedildi.
KESK, savaşa ayrılan kaynakların eğitim, sağlık, bakım hizmetleri ve toplumsal refaha aktarılması gerektiğini vurgulayarak; güvenceli çalışma, ücrette eşitlik ve eşit sosyal güvenlik hakkının barış mücadelesinin maddi talepleri arasında yer aldığını bildirdi.
Göçmen ve sığınmacı kadınların kayıt dışı, düşük ücretli ve güvencesiz çalışmanın yanı sıra ırkçılık ve ayrımcılıkla da karşı karşıya kaldığı belirtilerek, sendikal dayanışmanın göçmen kadın emekçileri kapsaması istendi.
Kurultay atölyelerinde barışın yalnızca silahların susması anlamına gelmediği vurgulanarak şu değerlendirme yapıldı:
“Kalıcı barış; eşitsizliklerin ve tahakküm ilişkilerinin dönüştürülmesini, demokratik katılımı, toplumsal eşitliği, hakikat ve adaleti gerektirmektedir.”
Kadınların barışın kurumsallaşması ve toplumsallaşması sürecinde söz ve karar sahibi kurucu özneler olarak yer alması gerektiği ifade edildi.
Kayyum uygulamalarına son verilmesi çağrısı
KESK, barışın toplumsallaşması için kadınların deneyim ve tanıklıklarını görünür kılacak hakikat ve hafıza çalışmalarının güçlendirilmesini istedi.
Düşünce ve örgütlenme özgürlüğünün güvence altına alınması, sendikal mücadele üzerindeki kısıtlamaların kaldırılması, kayyum ve benzeri uygulamalara son verilmesi talep edildi.
Demokratik siyaset alanının genişletilmesi için çalışmaların sürdürüleceği kaydedildi.
Kadınlar sendikal kararların eşit öznesi olacak
Kurultayda kadınların sendikal örgütlenmesinin yalnızca üyelik sayısı ya da yönetimlerdeki temsil oranıyla değerlendirilemeyeceği vurgulandı.
Kadınların kendi taleplerini oluşturan, politika üreten ve karar süreçlerine katılan eşit özneler olması gerektiği belirtilerek, sendika içi demokrasinin iş yerlerinden başlayarak işletilmesi istendi.
KESK ve bağlı sendikaların karar alma süreçlerinin açık, katılımcı, izlenebilir ve hesap verebilir olması gerektiği ifade edildi.
İş yeri merkezli kadın örgütlenmesinin güçlendirilmesi ve iş yeri temsilciliklerinde kadınların görev almasını destekleyecek çalışmalar yürütülmesi kararlaştırıldı.
Sendikal faaliyetlerin kadınların bakım yükü, çalışma koşulları, ulaşım






