CHP Mersin Milletvekili Gülcan Kış, yatırım fonlarında ortaya çıkan likidite krizi, manipülasyon iddiaları ve yüz binlerce yatırımcıyı ilgilendiren tasfiye sürecini Türkiye Büyük Millet Meclisi gündemine taşıdı.
Hazine ve Maliye Bakanı Mehmet Şimşek’in yanıtlaması istemiyle üç ayrı soru önergesi veren Kış; kamu otoritelerinin riski ne zaman öğrendiğinin, neden aylarca etkili bir müdahalede bulunulmadığının, denetim mekanizmalarının neden işlemediğinin ve yatırımcıların uğrayabileceği zararın kim tarafından karşılanacağının açıklanmasını istedi.
“Bir gecede ortaya çıkan bir kriz değil”
Sermaye Piyasası Kurulunun açıklamalarının dosyadaki en önemli gerçeği ortaya koyduğunu belirten Kış, krizin kamu kurumları tarafından aylar öncesinden bilindiğini savundu.
Kış, şu değerlendirmeyi yaptı:
“Ortada kimsenin görmediği, bir gecede ortaya çıkan bir kriz yok. Sermaye Piyasası Kurulu kendi açıklamasıyla, olağandışı fiyat hareketlerinin 2025 yılının son çeyreğinde görüldüğünü söylüyor. Konu 2 Aralık 2025’te Sayın Mehmet Şimşek’in başkanlığındaki Finansal İstikrar Komitesinin önüne geliyor. 3 Aralık’ta çalışma grubu kuruluyor. Buna rağmen kapsamlı düzenleme 28 Ağustos 2026’da geliyor. Şimdi soruyoruz: Bu yaklaşık dokuz aylık sürede ne beklendi? Fonlar ne kadar büyüdü? Kaç vatandaş daha sisteme girdi? Kim, neden müdahale etmedi?”
SPK, olağandışı fiyat hareketlerini 2025’te tespit etti
SPK, 18 Eylül 2026 tarihli açıklamasında, bazı fonların 2025 yılının son çeyreğinde fiili dolaşım oranı düşük şirket paylarında “ekonomik gerçeklik ve şirket temel finansal büyüklükleriyle açıklanamayacak” fiyat hareketlerine neden olduğunun gözlemlendiğini bildirdi.
Kurul ayrıca konunun 2 Aralık 2025 tarihinde Mehmet Şimşek başkanlığında gerçekleştirilen Finansal İstikrar Komitesi toplantısında ele alındığını ve 3 Aralık’ta SPK bünyesinde bir çalışma grubu kurulduğunu açıkladı.
Kapsamlı yatırım fonu düzenlemesi ise 28 Ağustos 2026 tarihinde kamuoyuna duyuruldu.
Bu kronolojinin ciddi bir denetim ve müdahale boşluğuna işaret ettiğini savunan Kış, şöyle konuştu:
“SPK riski gördüyse vatandaş neden görmedi? Bakanlık biliyorsa vatandaş neden uyarılmadı? Riskli yapı bilinirken fonlara yeni para ve yeni yatırımcı girişinin sürmesine neden izin verildi? Bu soruların cevabını Sayın Şimşek vermek zorundadır.”
Dokuz ayda kaç yatırımcı sisteme girdi?
Kış’ın ilk soru önergesinin merkezinde, riskin kamu kurumları tarafından öğrenilmesi ile kapsamlı düzenlemenin açıklanması arasında geçen yaklaşık dokuz aylık süre yer aldı.
Kış, Bakan Şimşek’e 2 Aralık 2025 ile 28 Ağustos 2026 tarihleri arasında riskli olduğu değerlendirilen fonların toplam büyüklüğünün ne kadar arttığını, bu fonlara kaç yeni yatırımcının girdiğini ve ne kadar yeni para yatırıldığını sordu.
Kamu otoritelerinin Aralık 2025’te tehlikeden haberdar olması halinde, bu tarihten sonra sisteme giren yatırımcılar yönünden daha ağır bir sorumluluk tartışmasının ortaya çıkacağını belirten Kış, şunları söyledi:
“Vatandaş devletin denetimine güvenerek yatırım yapıyor. Devletin bildiği ancak vatandaşın bilmediği bir risk varsa bunun hesabı mutlaka verilmelidir.”
“Denetim mekanizması neden çalışmadı?”
Gülcan Kış, ikinci soru önergesinde manipülasyon iddialarına ve kamu kurumlarının denetim sorumluluğuna odaklandı.
SPK’nin son düzenlemelerin amaçlarından birini “fonlar üzerinden manipülasyon imkânının sınırlandırılması” olarak açıkladığını hatırlatan Kış; SPK, Borsa İstanbul, Takasbank, Merkezi Kayıt Kuruluşu, Bankacılık Düzenleme ve Denetleme Kurumu ile Mali Suçları Araştırma Kurulunun olağandışı işlemleri ilk olarak hangi tarihte tespit ettiğinin açıklanmasını istedi.
Fiili dolaşımı düşük bazı şirketlerin paylarında fonların çok yüksek yoğunlaşma oranlarına ulaşmasının denetim sistemleri tarafından nasıl fark edilmediğini soran Kış, şu ifadeleri kullandı:
“Şirketlerin ekonomik gerçekliğiyle açıklanamayacak fiyat hareketlerinden söz eden ben değilim; bunu SPK’nin kendisi söylüyor. Fonlar belirli hisselerde olağanüstü yoğunlaşıyor, fiyatlar şirketlerin temel finansal büyüklüklerinden kopuyor ve aylar sonra sistem kilitleniyor. O hâlde çok basit bir soru soruyoruz: Denetçi neredeydi?”
Borsa İstanbul’un sistemleri ne zaman alarm verdi?
Kış, Borsa İstanbul’un piyasa gözetim sistemlerinin söz konusu şirketlerdeki olağandışı fiyat ve işlem hareketleri için ilk alarmı hangi tarihte verdiğini ve bu bilgilerin SPK’ye ne zaman aktarıldığını da sordu.
Fonlar, portföy yönetim şirketleri, halka açık şirketler ve bunların ortakları arasında ilişkili taraf işlemlerinin bulunup bulunmadığının açıklanmasını isteyen Kış; banka kredileri, faktöring işlemleri ve diğer finansman yöntemleri kullanılarak sermaye piyasalarında pozisyon oluşturulup oluşturulmadığının araştırılması gerektiğini belirtti.
Kış ayrıca konuyla bağlantılı olarak MASAK’a kaç şüpheli işlem bildirimi yapıldığının kamuoyuna açıklanmasını istedi.
Üçüncü önergenin odağında yatırımcıların parası var
Kış’ın üçüncü soru önergesi ise tasfiye kapsamına alınan fonlarda parası bulunan yatırımcıların durumuna ayrıldı.
Hazine ve Maliye Bakanlığı, 17 Eylül’de yaptığı açıklamada yaşanan sorunun sınırlı sayıdaki portföy yönetim şirketinin bazı fonlarında ortaya çıkan kredi ve likidite sorunlarından kaynaklandığını belirterek durumu “geçici ve yönetilebilir” olarak nitelendirdi.
Ancak SPK, tasfiye işlemleri için daha önce belirlenen üç aylık azami süreyi 20 Eylül tarihli kararıyla altı aya çıkardı.
Bu gelişmeye tepki gösteren Kış, şunları kaydetti:
“Vatandaşa ‘Sorun yönetilebilir’ diyorsunuz ancak üç gün önce üç ay dediğiniz tasfiye süresini bugün altı aya çıkarıyorsunuz. Vatandaşın yıllarca çalışarak biriktirdiği para söz konusu. İnsanlar parasını ne zaman alacağını, ne kadarını alacağını ve zarar edip etmeyeceğini bilmek istiyor. ‘Merak etmeyin’ demek yetmez; rakamları açıklayın.”
“Vatandaşın zararını kim karşılayacak?”
Kış, Bakan Şimşek’ten tasfiye kapsamındaki toplam fon sayısını, bu fonların toplam portföy büyüklüğünü, fonlarda yatırımı bulunan gerçek kişi sayısını ve yatırımcıların toplam alacak tutarını açıklamasını istedi.
Katılma payını satmak istediği hâlde parasını zamanında alamayan kaç yatırımcı bulunduğunu da soran Kış, tasfiye sırasında portföydeki varlıkların değer kaybetmesi ihtimaline dikkat çekti:
“Vatandaş fonunu satmak istiyor, parasına ulaşamıyor. Tasfiye süresi uzuyor. Portföydeki varlıklar satılırken değer kaybı yaşanma ihtimali bulunuyor. Bunun bedelini hiçbir kusuru olmayan vatandaş mı ödeyecek?”
Kış ayrıca tasfiye sonucunda yatırımcıların ana paralarında kayıp oluşması halinde zararın portföy yönetim şirketleri, sorumlu yöneticiler veya başka bir güvence mekanizması üzerinden karşılanıp karşılanmayacağını sordu.
“Devletin bildiği dönemde yatırım yapanların durumu ayrı incelenmeli”
Özellikle 2025 yılının son çeyreğinden sonra söz konusu fonlara giren yatırımcıların durumuna dikkat çeken Kış, kamu otoritelerinin riskten haberdar olduğu dönemde yatırım yapanların olası zararlarının ayrıca değerlendirilmesi gerektiğini söyledi.
Kış, “Vatandaşın önünde SPK’nin bugün yaptığı açıklamalar yoktu. Vatandaş, devletin denetlediği ve yasal olarak faaliyet gösteren bir sisteme parasını yatırdı. Eğer devlet riskin farkındayken vatandaş bu konuda bilgilendirilmediyse, ortaya çıkacak zararın tamamını vatandaşa yüklemek kabul edilemez” dedi.
“Bu kriz 28 Ağustos’ta başlamadı”
Üç ayrı soru önergesiyle Bakan Şimşek’ten açık ve sayısal yanıtlar beklediklerini vurgulayan Kış, açıklamasını şöyle tamamladı:
“Bu kriz 28 Ağustos’ta başlamadı. SPK’nin kendi açıklamasına göre devlet, 2025’in son çeyreğinde sorunu gördü. Mehmet Şimşek’in başkanlığındaki Finansal İstikrar Komitesi 2 Aralık’ta konuyu görüştü. Buna rağmen aylar geçti, sistem büyüdü ve sonunda vatandaş parasına ulaşamaz hale geldi.
Şimdi üç sorunun cevabını istiyoruz: Ne zaman öğrendiniz ve neden zamanında müdahale etmediniz? Denetim mekanizması neden işlemedi ve sorumlular kim? En önemlisi, vatandaşın parasını ve uğrayacağı zararı kim karşılayacak?
Bu dosyanın üzeri ‘geçici ve yönetilebilir’ denilerek kapatılamaz. Yüz binlerce vatandaşın alın teri, tasarrufu ve geleceği söz konusu. Kim görevini yapmadıysa ortaya çıkarılmalı, kim sorumluysa hesabını vermeli; vatandaşın tek kuruşunun dahi kaybolmasına izin verilmemelidir.”





