Eğitim-İş Adana 1 No’lu Şube Başkanı Hatice Hazar’ın da konuşma yaptığı toplantının sonuç bildirgesinde; laik ve bilimsel eğitimden Cumhuriyet’in kazanımlarına, eğitim emekçilerinin haklarından kamusal eğitime kadar birçok başlıkta değerlendirme ve mücadele çağrısı yapıldı.

Whatsapp Image 2026 08 31 At 09.40.09 (1)

Eğitim-İş Başkanlar Kurulu Ankara’da toplandı

Eğitim-İş 7. Dönem 5. Başkanlar Kurulu, 27-28-29 Ağustos 2026 tarihlerinde şube ve il temsilcilik başkanlarının katılımıyla Ankara’da gerçekleştirildi.

Kurtuluştan Cumhuriyet’e Tam Bağımsız Türkiye Başkanlar Kurulu” adıyla düzenlenen toplantıda Türkiye’nin siyasal, ekonomik ve toplumsal koşulları ile dünyadaki gelişmeler ele alındı. Cumhuriyet’in temel değerlerine ve laikliğe yönelik tartışmaların yanı sıra emekçilerin yaşam koşulları, sendikal mücadele ve 2026-2027 eğitim-öğretim yılı öncesinde eğitim sisteminin sorunları değerlendirildi.

“Tam bağımsızlık ve barıştan vazgeçmeyeceğiz”

Sonuç bildirgesinde dünyada savaşların ve bölgesel çatışmaların arttığına dikkat çekilerek, savaşların bedelini halkların ve emekçilerin ödediği belirtildi.

Eğitim-İş, Türkiye’nin dış politikasının savaş ve bağımlılık yerine barış ve tam bağımsızlık temelinde şekillenmesi gerektiğini savundu. Bildirgede Mustafa Kemal Atatürk’ün “Yurtta barış, dünyada barış” ilkesi hatırlatılarak, savaş, işgal ve emperyalist müdahalelere karşı mücadele vurgusu yapıldı.

Whatsapp Image 2026 08 31 At 09.40.09

“Cumhuriyet ve yurttaşlık savunulmalı”

Eğitim-İş, ekonomik krizin yanı sıra Cumhuriyet’in kuruluş felsefesi, laiklik, hukukun üstünlüğü, halk egemenliği ve yurttaşlık anlayışının da tartışmaya açıldığını belirtti.

Bildirgede, toplumsal sorunların çözümünün Cumhuriyet’in tasfiyesinde değil; bağımsızlık, halk egemenliği, laiklik ve kamuculuk ilkelerinin güçlendirilmesinde aranması gerektiği ifade edildi.

Eğitim-İş ayrıca Türkiye’nin geleceğine ilişkin kararların kapalı kapılar ardında değil, halkın özgürce tartışabildiği ve hukukun işlediği koşullarda alınması gerektiğini savundu.

“Çocukların açlığı sınıfa giriyor”

Sonuç bildirgesinde eğitim alanındaki ekonomik sorunlara da geniş yer verildi. 2026-2027 eğitim-öğretim yılının ağırlaşan ekonomik koşullar altında başladığı belirtilirken, yoksulluğun çocukların eğitim yaşamına doğrudan yansıdığı ifade edildi.

Eğitim-İş; beslenme yetersizliği, kırtasiye ve servis giderleri ile eğitimden kopma riskine dikkat çekerek devlet okullarındaki tüm öğrencilere ücretsiz, sağlıklı bir öğün yemek ve temiz içme suyu sağlanmasını istedi.

Sendika, bunun için kamu kaynaklarının önceliklerinin yeniden belirlenmesi gerektiğini savundu.

“Parasız eğitim anayasal bir haktır”

Bildirgede okulların yardım ve bağışlarla ayakta tutulamayacağı belirtilerek, her okula öğrenci sayısı ve ihtiyaçları doğrultusunda yeterli bütçe ayrılması gerektiği vurgulandı.

Temizlik ve güvenliğin kamu hizmeti olduğu ifade edilirken, eğitim kurumlarına ihtiyaçları kadar kadrolu temizlik ve güvenlik personeli atanması çağrısı yapıldı.

Eğitim-İş, devletin yalnızca okulun kapısını açmakla sorumluluğunu yerine getiremeyeceğini; öğrencilerin ulaşım, beslenme, güvenlik ve eğitim araçlarına erişim ihtiyaçlarının da karşılanması gerektiğini belirtti.

“Okullar tarikat ve cemaatlerin faaliyet alanı değildir”

Eğitim-İş, eğitim alanında vakıf, dernek ve dini yapılarla yapılan protokollere de tepki gösterdi.

ÇEDES başta olmak üzere çeşitli proje ve protokollerle eğitim kurumlarının farklı vakıf ve derneklerin faaliyetlerine açıldığı savunulan bildirgede, TÜGVA, TÜRGEV, ENSAR ve benzeri kuruluşların eğitim alanındaki faaliyetleri eleştirildi.

Sendika, MEB’in bu tür protokolleri sona erdirmesi ve okulların laik ve bilimsel eğitimin mekânları olarak korunması gerektiğini ifade etti.

Zorunlu eğitim ve MESEM tepkisi

Zorunlu eğitim süresinin yeniden tartışmaya açılmasına karşı çıkan Eğitim-İş, bunun çocukların eğitimden uzaklaşmasına ve erken yaşta işgücü piyasasına yönlendirilmesine yol açabileceğini savundu.

Bildiride, MESEM uygulaması da eleştirilerek çocukların örgün eğitimden koparılarak ucuz işgücüne dönüştürülmemesi gerektiği belirtildi.

Eğitim-İş, “Çocukların yeri tehlikeli işyerleri değil, okuldur” mesajı verdi.

“Karma eğitim tartışmaya açılamaz”

Karma eğitimin laik eğitimin temel kazanımlarından biri olduğu belirtilen bildirgede, kız ve erkek öğrencilerin ayrılmasının pedagojik değil, ideolojik bir tercih olduğu savunuldu.

Eğitim-İş, karma eğitimin doğrudan ya da dolaylı biçimde aşındırılmasına karşı mücadele edeceğini açıkladı.

Öğretmen açığı ve kalabalık sınıflara dikkat çekildi

Başta büyükşehirler olmak üzere birçok bölgede derslik yetersizliği ve kalabalık sınıfların devam ettiği belirtilen bildirgede, plansız eğitim politikaları eleştirildi.

Eğitim-İş, tüm okulların tam zamanlı eğitim vermesi ve ikili eğitime son verilmesi çağrısında bulundu. Öğretmen açığının ücretli öğretmenlik gibi güvencesiz çalışma biçimleriyle kapatılmasının kabul edilemez olduğu vurgulandı.

“Öğretmeni hedef göstermekten vazgeçin”

Yeni eğitim-öğretim yılı öncesinde kılık kıyafet tartışmalarının gündeme getirilmesine de tepki gösteren Eğitim-İş, eğitimin asıl sorunlarının çocukların beslenmesi, okul temizliği, öğretmen açığı, kalabalık sınıflar ve eğitim maliyetleri olduğunu belirtti.

Bildiride, “Eğitim sorunlarının sorumlusu öğretmenler değildir; eğitim politikalarını belirleyen siyasi iktidardır” ifadelerine yer verildi.

“Eğitim siyasal iktidarın ideolojik aygıtı haline getirilemez”

Eğitim sisteminin uzun süredir ideolojik bir dönüşümden geçirildiğini savunan Eğitim-İş, müfredat değişiklikleri, ÇEDES, vakıf ve dernek protokolleri ile Türkiye Yüzyılı Maarif Modeli üzerinden laik ve bilimsel eğitimin alanının daraltıldığını ileri sürdü.

Öğretmenlerin siyasi iktidarın güncel politikalarını sınıflarda meşrulaştırmakla görevli olmadığını belirten sendika, öğretmenin görevinin öğrencilerine ne düşüneceklerini söylemek değil; düşünmeyi, sorgulamayı, araştırmayı ve bilimsel bilgiye ulaşmayı öğretmek olduğunu vurguladı.

Eğitim emekçileri için “insanca yaşam” talebi

Başkanlar Kurulu bildirgesinde eğitim emekçilerinin ekonomik ve özlük hakları da gündeme getirildi.

Ücretlerin gerçek enflasyon karşısında eridiği belirtilerek, eğitim emekçilerinin yoksulluğa mahkûm edilemeyeceği ifade edildi. Eğitim-İş; insanca yaşamaya yetecek ücret, güvenceli çalışma, adil vergi sistemi, bir maaş tutarında eğitim-öğretime hazırlık ödeneği ve ek ders ücretlerinin günün koşullarına göre düzenlenmesini talep etti.

Ücretli öğretmenlik uygulamasının da eleştirildiği bildirgede, öğretmen ihtiyacının yeterli sayıda kadrolu ve güvenceli öğretmen atamasıyla karşılanması gerektiği belirtildi.

“Mücadelemizi büyüteceğiz”

Bildirgede eğitimde yaşanan sorunların birbirinden bağımsız olmadığı belirtilerek; kamusal eğitimin zayıflatılması, eğitimin piyasalaştırılması, laik ve bilimsel eğitimin aşındırılması ve öğretmenlerin güvencesizleştirilmesinin bütünlüklü bir politika olduğu savunuldu.

Eğitim-İş, mücadelesini ekonomik ve özlük haklarıyla sınırlamadığını; nasıl bir eğitim, nasıl bir toplum ve nasıl bir ülke istediklerine ilişkin bir mücadele yürüttüklerini belirtti.

“Kurtuluş’tan Cumhuriyet’e, Cumhuriyet’ten geleceğe”

Başkanlar Kurulu sonuç bildirgesinin sonunda Eğitim-İş’in Cumhuriyet’i yalnızca geçmişin bir kazanımı olarak değil, geleceğe taşınması gereken bir değer olarak gördüğü belirtildi.

Sendika; laik, bilimsel ve kamusal eğitimi savunacağını, eğitim emekçilerinin haklarına sahip çıkacağını, çocukların parasız ve nitelikli eğitim hakkı için mücadele edeceğini ve tam bağımsız Türkiye idealinden vazgeçmeyeceğini açıkladı.

Bildiri, “Kurtuluş’tan Cumhuriyet’e, Cumhuriyet’ten geleceğe, tam bağımsız Türkiye için mücadeleye devam edeceğiz” mesajıyla son buldu.