Gazetecilikten AİHM Sürecine: Güven Boğa İHD’de Deneyimlerini Anlattı

Adana’da basın özgürlüğü, gazetecilere yönelik baskılar ve ifade özgürlüğü masaya yatırıldı
İnsan Hakları Derneği Adana Şubesi tarafından düzenlenen eğitim programı kapsamında, Adana Tabip Odası’nda “Basın Özgürlüğü” başlıklı kapsamlı bir sunum gerçekleştirildi. Eğitimi, Habere Güven Genel Yayın Yönetmeni, KESK’li KHK’li gazeteci Güven Boğa verdi.

Etkinlikte basın özgürlüğünün tarihsel gelişimi, gazetecilere yönelik baskılar, sansür uygulamaları, Türkiye’de ifade özgürlüğünün mevcut durumu ve gazetecilik pratiğinin karşı karşıya olduğu sorunlar ele alındı. Tarihsel ve teorik çerçeveye ayrılan sunumda, Avrupa’daki basın özgürlüğü mücadelelerinden günümüz Türkiye’sine uzanan geniş bir perspektif sunuldu.
İHD’den Güven Boğa paylaşımı
İHD Adana Şubesi, etkinlikle ilgili yaptığı paylaşımda şu ifadelere yer verdi:
“KESK’li, KHK’li ve basın emekçisi eğitmenimiz Güven Boğa, ‘Basın Özgürlüğü’ başlıklı oturumda gazetecilik pratiği, ifade özgürlüğü, sansür politikaları ve kamusal haber alma hakkına ilişkin deneyimlerini ve değerlendirmelerini katılımcılarla paylaştı.”

Sunumda gazetecilere yönelik tarihsel saldırılar anlatıldı
Sunumun dikkat çeken bölümlerinden biri, Türkiye’de ve dünyada katledilen gazetecilere ayrıldı. Hrant Dink’ten Musa Anter’e, Metin Göktepe’den Hafız Akdemir’e kadar çok sayıda gazetecinin yaşamını yitirdiği süreçler görseller ve tarihsel notlarla aktarıldı.

Güven Boğa, 1994 yılında Gençliğin Sesi muhabiri olduğu dönemde işkence gördüğünü, Türkiye’nin bu nedenle Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi tarafından 2000 yılında tazminata mahkûm edildiğini de sunumunda paylaştı.

Boğa ayrıca, gazetecilere yönelik baskıların yalnızca bireysel hak ihlalleri olmadığını, toplumun haber alma hakkının doğrudan hedef alındığını vurguladı.

“Gazetecilik suç değildir”
Sunumda, Sınır Tanımayan Gazeteciler (RSF) tarafından yayımlanan 2026 Dünya Basın Özgürlüğü Endeksi’ne de yer verildi. Türkiye’nin 180 ülke arasında 163. sırada bulunduğuna dikkat çekilerek, gazeteciliğin dünya genelinde giderek daha fazla kriminalize edildiği ifade edildi.
Türkiye’de gazetecilerin soruşturmalar, gözaltılar, tutuklamalar ve sansür politikalarıyla karşı karşıya bırakıldığı belirtilirken, özellikle TCK 217/A maddesi kapsamında açılan soruşturmaların ifade özgürlüğü üzerinde ciddi baskı yarattığı kaydedildi.
Sunumda sık sık “Gazetecilik suç değildir” vurgusu öne çıktı.

Basın özgürlüğünün felsefi temelleri ele alındı
Etkinlikte yalnızca güncel baskılar değil, basın özgürlüğünün düşünsel kökenleri de kapsamlı biçimde işlendi. John Milton’un “Areopagitica” eseri, John Locke’un sansüre karşı görüşleri ve John Stuart Mill’in ifade özgürlüğüne ilişkin fikirleri katılımcılarla paylaşıldı.
Basın özgürlüğünün; düşünce özgürlüğü, kamusal denetim ve demokratik toplum düzeni açısından taşıdığı tarihsel önem örneklerle anlatıldı.

“Basın özgürlüğü toplumun özgürlüğüdür”
Sunumun son bölümünde gazeteciliğin yalnızca bir meslek olmadığı, kamusal hakların korunmasında temel bir rol üstlendiği vurgulandı. Gazetecilere yönelik baskıların artmasının, toplumun doğru bilgiye erişimini engellediği ifade edilirken; demokratik bir toplum için özgür basının vazgeçilmez olduğu belirtildi.
Katılımcılar tarafından ilgiyle takip edilen etkinlik, soru-cevap bölümüyle sona erdi.





