İstanbul Barosu, 14 Ekim 2026 sabahı Halk TV’ye yönelik gerçekleştirildiğini bildirdiği şafak operasyonuna, kanal binasının ablukaya alınmasına, yayının durdurulmasına ve kayyum atanmasına tepki gösterdi.

“Halk TV’ye yönelik müdahale, anayasal güvencelerin ihlalidir” başlığıyla yapılan açıklamada, söz konusu uygulamaların hukuk devleti ilkesiyle bağdaşmadığı vurgulandı. Baro, müdahalenin yalnızca medya kuruluşunun haklarını değil, toplumun haber alma özgürlüğünü ve demokratik tartışma ortamını da etkilediğini belirtti.

“Düşünce, basın ve çalışma özgürlüğü ihlal edilmektedir”

Açıklamada, Anayasa’nın 13. maddesinde hak ve özgürlüklerin sınırlandırılmasına ilişkin öngörülen güvencelerin hiçe sayıldığı ifade edildi. Şafak operasyonlarının, hukukun üstünlüğünü ihlal etmenin başlıca araçlarından biri hâline geldiği değerlendirmesi yapıldı.

İstanbul Barosu, Halk TV’ye yönelik müdahaleyle Anayasa’nın 26. maddesinde güvence altına alınan düşünceyi açıklama ve yayma hürriyetinin, 28. maddesinde düzenlenen basın özgürlüğünün, 48. maddesindeki çalışma ve sözleşme özgürlüğünün, 49. maddesindeki çalışma hakkının ve 35. maddesindeki mülkiyet hakkının ihlal edildiğini savundu.

“Toplumun haber alma özgürlüğü de etkileniyor”

Bir medya kuruluşunun faaliyetlerinin durdurulması ve yönetimine el konulmasının toplumsal sonuçlarına dikkat çekilen açıklamada, basın özgürlüğünün yalnızca haber yayımlama hakkından ibaret olmadığı belirtildi.

Baro, basın kuruluşlarının herhangi bir baskı altında kalmadan faaliyet gösterebilmesinin de bu özgürlüğün kapsamında olduğunu vurguladı. Müdahalenin, toplumun haber alma hakkını ve demokratik kamusal tartışma ortamını doğrudan etkilediği ifade edildi.

TMSF ve RTÜK’e anayasal sorumluluk hatırlatması

İstanbul Barosu, bağımsız idari otoritelerin “hukuk devletinin yıkımına giden bu yolun ortağı olmaması” gerektiğini belirtti.

TMSF’nin, Anayasa ile güvence altına alınan mülkiyet hakkının korunmasında denetim yükümlülükleri bulunan bir kurum olduğuna işaret edilen açıklamada, kurumun “mülkiyet gaspına alet olmaması” istendi.

Baro ayrıca, anayasal bir kurum olan RTÜK’ün devre dışı kaldığını ve basın özgürlüğünün güvence altına alınmasında işlevsizleştirildiğini ifade etti.

İmamoğlu’nun savunmasının beklendiği güne dikkat çekildi

Açıklamada, müdahalenin zamanlaması da ele alındı. Baro, gelişmelerin Ekrem İmamoğlu’nun savunma yapmasının beklendiği gün yaşandığını belirterek, bunun zamanlaması ve sonuçları bakımından ayrıca önem taşıdığını kaydetti.

Savunmanın sesinin duyulmasının beklendiği bir günde basının polis ablukasına alınmasının demokratik hukuk devleti ilkeleriyle bağdaşmadığı vurgulandı.

Kamu görevlilerine hukuka aykırı emirleri yerine getirmeme çağrısı

“Hiçbir kimse veya organ kaynağını Anayasa’dan almayan bir devlet yetkisi kullanamaz” diyen İstanbul Barosu, Halk TV’ye yönelik operasyonu yakından izlediğini bildirdi.

Baro, ilgili makamları hukuka aykırı ve konusu suç teşkil eden emirler vermekten kaçınmaya çağırdı. Kamu görevlilerine ise Anayasa’nın 137. maddesi uyarınca anayasal sorumluluklarına uygun davranmaları ve bu emirleri yerine getirmemeleri yönünde çağrı yaptı.

“Yayın yeniden başlatılmalı, el koyma kararı geri çekilmeli”

İstanbul Barosu, açıklamasını müdahalenin sona erdirilmesi talebiyle tamamladı:

“Halk TV’ye yönelik hukuka aykırı müdahalelere derhal son verilmeli, yayın yeniden başlatılmalı ve TMSF’nin el koyma kararı geri çekilmelidir.”

Baro, hukukun üstünlüğünü savunma ve insan haklarını koruma sorumluluğunu hatırlatarak, “Her yerde, her zaman, herkes için hukuk” mesajını paylaştı.