İstanbul Barosu Basın ve İletişim Hukuku Komisyonu, gazeteci Alican Uludağ’ın sosyal medya paylaşımları gerekçe gösterilerek “Cumhurbaşkanına alenen hakaret” ve “yanıltıcı bilgiyi alenen yayma” iddialarıyla gözaltına alınması ve ardından tutuklanmasına ilişkin yazılı bir açıklama yaptı.
Komisyon açıklamasında, söz konusu tutuklamanın ifade özgürlüğü, basın özgürlüğü ve toplumun haber alma hakkı bakımından ciddi bir hak ihlali niteliği taşıdığı vurgulandı.
Açıklamada şu ifadelere yer verildi:
“Gazeteci Alican Uludağ'ın sosyal medyada paylaşmış olduğu haberleri gerekçe gösterilerek ‘Cumhurbaşkanına alenen hakaret’ ve ‘yanıltıcı bilgiyi alenen yayma’ iddialarıyla gözaltına alınması ve ardından tutuklanması; ifade özgürlüğü, basın özgürlüğü ve toplumun haber alma hakkı bakımından ciddi bir hak ihlali niteliği taşımaktadır. Anayasa'nın 26. maddesi ifade özgürlüğünü, 28. maddesi ise basın özgürlüğünü güvence altına almaktadır. Aynı şekilde Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'nin 10. maddesi; herkesin ifade özgürlüğü hakkına sahip olduğunu, bu hakkın kamu makamlarının müdahalesi olmaksızın haber ve fikir alma ve verme özgürlüğünü de içerdiğini açıkça düzenlemektedir.”
Komisyon, Anayasa Mahkemesi ve Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi içtihatlarına atıf yaparak, siyasal makamları ve kamu gücünü kullanan kişileri eleştirme özgürlüğünün demokratik toplum düzeninin temeli olduğunu belirtti. Kamu gücünü kullanan kişilerin, sıradan bireylere kıyasla daha geniş bir eleştiri sınırına katlanma yükümlülüğü bulunduğu ifade edildi.
Ayrıca açıklamada, tutuklamanın ceza yargılamasında istisnai bir tedbir olduğu hatırlatılarak şu değerlendirme yapıldı:
“Anayasa'nın 19. maddesi ile Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'nin 5. maddesi uyarınca kişi hürriyeti ve güvenliği hakkına yönelik müdahalelerin ölçülülük ve zorunluluk ilkelerine uygun olması gerekmektedir. Anayasa Mahkemesi ve Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi'nin kararlarının eksiksiz ve etkin uygulanması gerektiğinin söylenmesinin üzerinden bir kaç gün geçmeden bir gazetecinin tutuklanması kabul edilemez.”
Komisyon, tutuklamanın bir cezalandırma aracı değil, son çare olarak başvurulabilecek geçici bir koruma tedbiri olduğuna dikkat çekerek, gazetecilik faaliyetlerinin kriminalize edilmesinin yalnızca bir meslek mensubunun özgürlüğünü değil, toplumun haber alma hakkını da doğrudan zedelediğini kaydetti.
Açıklama, “Gazetecilik suç değildir.” vurgusuyla sona erdi.




