TBMM 27. Dönem HDP Antalya Milletvekili Kemal Bülbül, Adana’da düzenlenen 1. Çukurova Alevi Kültür Festivali kapsamında katıldığı panelde, Alevi toplumunun kendi inancını ve kültürel kimliğini ifade etmede yaşadığı sorunları “sosyal dilsizlik” kavramıyla değerlendirdi. Alevilerin yüzde 95’inin sosyal dilsizlik yaşadığını ileri süren Bülbül, bunun nedenlerini kuşaklar arası inanç aktarımının zayıflaması, sistematik asimilasyon baskıları ve gönüllü asimilasyon olarak sıraladı. Aleviliğin tarihsel mücadelesine, Pir Sultan Abdal’ın direniş geleneğine ve siyasetle ilişkisine değinen Bülbül, “Hakikat siyasetten büyüktür. Alevilik hakikattir. Alevilik siyasetsiz olmaz” dedi.
Adana’da Hacı Bektaş Veli Anadolu Kültür Vakfı 100. Yıl Cemevi tarafından düzenlenen 1. Çukurova Alevi Kültür Festivali, Alevi inancının tarihsel, kültürel ve toplumsal boyutlarının ele alındığı etkinliklerle devam etti.
Festival kapsamında 22 Ekim 2026 tarihinde gerçekleştirilen “Yol Bir; Sürek Bin Bir” başlıklı panelde, Alevi toplumunun kimlik bilinci, inançsal değerlerin yeni kuşaklara aktarılması, asimilasyon politikaları ve Aleviliğin toplumsal mücadeleyle ilişkisi gündeme geldi.
Eren Yıldırım’ın moderatörlüğünü üstlendiği panelde, TBMM 27. Dönem HDP Antalya Milletvekili Kemal Bülbül, İstanbul Büyükşehir Belediyesi Kadın-Erkek Fırsat Eşitliği Komisyonu Başkanı Elmas Arus ve yazar Ahmet Verde (Şıh) konuşmacı olarak yer aldı.
Panelde yaptığı konuşmada Alevi toplumunun kendi inançsal ve kültürel değerleriyle kurduğu ilişkiyi sorgulayan Kemal Bülbül, özellikle “sosyal dilsizlik” kavramı üzerinden dikkat çekici değerlendirmelerde bulundu.
“Türkiye’deki Alevilerin Yüzde 95’i Sosyal Dilsizdir”
Kemal Bülbül, konuşmasına Alevi toplumunun önemli bir bölümünün kendi inancını tanımlamakta ve anlatmakta güçlük çektiğini ileri sürerek başladı.
Bu durumu “sosyal dilsizlik” olarak tanımlayan Bülbül, söz konusu kavramı şu ifadelerle açıkladı:
“Ben iddia ediyorum, Türkiye’deki Alevilerin yüzde 95’i sosyal dilsizdir. Bununla ne kastettiğimi paylaşayım. Sosyal dilsizlik şu: Bir kimliğe aitsiniz. O kimliği çok seviyorsunuz. Alevi olduğunuz için hoşnutsunuz. İçten içe de mutlusunuz. Fakat ‘Alevilik nedir?’ denildiğinde anlatamıyorsunuz.”
Bülbül’ün dile getirdiği yüzde 95 oranı, konuşmasında ifade ettiği kişisel değerlendirmeye dayanırken, bu iddiasını destekleyen herhangi bir araştırma verisi paylaşılmadı.
Alevi kimliğine duyulan aidiyet ile bu kimliğin tarihsel, felsefi ve inançsal içeriğini bilmek arasında önemli bir fark bulunduğunu belirten Bülbül, kimliğe sahip çıkmanın yalnızca onu benimsemekle sınırlı kalmaması gerektiğini vurguladı.
“Biz Sana Olmayanı Değil, Olanı Soruyoruz”
Aleviliğin çoğu zaman diğer inanç pratikleri üzerinden tanımlanmasını da eleştiren Bülbül, bunun Aleviliğin kendine özgü değerlerinin görünmez kalmasına neden olduğunu söyledi.
Bülbül, konuşmasında şu örneği verdi:
“Ya da tersine şöyle diyor: ‘Biz namaz kılmayız, oruç tutmayız, hacca gitmeyiz.’ Yahu sen olmayanı söylüyorsun. Biz sana olanı soruyoruz.”
Bu yaklaşımın Aleviliği kendi tarihsel ve inançsal birikimi üzerinden anlatmanın önüne geçtiğini belirten Bülbül, Aleviliğin yalnızca başka inançlardan farklılıklarıyla değil, kendi değerleri, öğretisi ve yaşam anlayışıyla ifade edilmesi gerektiğini dile getirdi.
Bülbül, “Şimdi dolayısıyla bir anlatamama durumu var. Bu anlatamama haline sosyal dilsizlik diyoruz sevgili dostlar” sözleriyle değerlendirmesini sürdürdü.
Sosyal Dilsizliğin Birinci Nedeni: Kuşaklar Arası İnanç Aktarımının Kopması
Kemal Bülbül, Alevi toplumunda yaşandığını savunduğu sosyal dilsizliğin nedenlerini üç başlık altında ele aldı.
Bunlardan ilkinin kültürel ve inançsal aktarımın yeterince gerçekleşmemesi olduğunu belirten Bülbül, Alevi yolunun kuşaktan kuşağa aktarılmasının önemine dikkat çekti.
Bülbül, bu durumu şöyle anlattı:
“Bunun sebebi kültürel devridaimin, inançsal devridaimin olmaması. Büyüklerin küçüklere, ebeveynlerin evlatlarına, kızlarına, oğullarına yolu anlatmaması. Yani devridaimden kastım bu. Birincisi bu.”
Bülbül’ün değerlendirmesinde, Alevi inancının yalnızca bireysel bir aidiyet değil, aynı zamanda kuşaklar arasında aktarılması gereken tarihsel ve kültürel bir birikim olduğu düşüncesi öne çıktı.
Ailelerin çocuklarına Alevi yolunu, inançsal değerlerini ve tarihsel mücadelelerini anlatmamasının zamanla kimlik bilincinde zayıflamaya yol açtığını savunan Bülbül, bu kopuşun sosyal dilsizliğin temel nedenlerinden biri olduğunu ifade etti.
“İkinci Neden Egemen Sistem Baskısı ve Asimilasyon”
Sosyal dilsizliğin ikinci nedenini egemen sistemin baskıları ve asimilasyon olarak açıklayan Bülbül, Alevi toplumunun tarih boyunca karşı karşıya kaldığı baskıların kimliğin ifade edilmesini etkilediğine işaret etti.
“İkincisi egemen sistem baskısı, asimilasyon” diyen Bülbül, inançsal ve kültürel aktarımın kesintiye uğramasının yalnızca toplumun kendi içindeki eksikliklerle açıklanamayacağını ortaya koydu.
Bülbül’ün değerlendirmesine göre, Alevi kimliğinin tarihsel süreçte baskılarla karşılaşması, toplumun kendi inancını açıkça ifade etme ve sonraki kuşaklara aktarma olanaklarını da etkileyen nedenler arasında yer alıyor.
Bu yönüyle sosyal dilsizlik kavramı, Bülbül’ün konuşmasında yalnızca bireysel bilgi eksikliğini değil, tarihsel ve toplumsal koşullarla bağlantılı bir sorunu ifade etti.
“Üçüncü Neden Gönüllü Asimilasyon: Aleviyiz de Alevilikmiş, Boş Ver!”
Kemal Bülbül, konuşmasının en dikkat çekici bölümlerinden birinde “gönüllü asimilasyon” olarak tanımladığı yaklaşımı eleştirdi.
Alevi kimliğinin önemini azaltan ve inançsal farklılıkların konuşulmasını gereksiz gören anlayışa karşı çıkan Bülbül, şöyle konuştu:
“Üçüncüsü gönüllü asimilasyon. ‘Ya Aleviyiz de Alevilikmiş, boş ver. Ne fark eder? Hepimiz insanız.’ Bakar mısın Allah aşkına? Ya bu ne garabet bir laf? Bu ne gereksiz bir laf?”
Bülbül, insan olmanın ortak değerini öne çıkarırken tarihsel kimliklerin ve inançsal farklılıkların önemsizleştirilmesini eleştirdi.
“Hepimiz insanız” yaklaşımının Alevi yolunun tarihsel birikimini ve bu uğurda verilen mücadeleleri görmezden gelmek için kullanılmaması gerektiğini savundu.
Bu yaklaşımı nihilizmle ilişkilendiren Bülbül, inançsal ve kültürel değerlerin anlamsızlaştırılmasına karşı çıktı.
“Bu Yol Uğruna Can Baş Verilmiş, Bedeller Ödenmiş”
Kemal Bülbül, Aleviliğin tarihsel geçmişini hatırlatarak yolun bugüne kolay koşullarda ulaşmadığını söyledi.
Alevi inancının korunması ve yaşatılması uğruna verilen mücadeleleri anımsatan Bülbül, konuşmasını şu sözlerle sürdürdü:
“Niye boştur yahu? Bu yol uğruna can baş verilmiş. Yol uğruna can baş verilmiş. ‘Dönen dönsün, ben dönmezem yolumdan’ denmiş. Bedel ödenmiş. Yol için günlerce yürünmüş, isyanlar yapılmış, destanlar yazılmış.”
Bülbül, Alevi yolunun yalnızca inançsal ritüellerden ibaret olmadığını, aynı zamanda tarihsel bir direniş ve toplumsal mücadele birikimi taşıdığını vurguladı.
Geçmiş kuşakların ödediği bedellerin unutulmaması gerektiğini belirten Bülbül, inancın bugün de kendi tarihsel belleğiyle birlikte ele alınmasının önemine işaret etti.
Deyişler, Nefesler ve Mersiyeler: Aleviliğin Kültürel Hafızası
Kemal Bülbül, Alevi inancının tarihsel birikiminin sözlü kültür ve edebiyat yoluyla günümüze taşındığını hatırlattı.
Konuşmasında deyişleri, nefesleri, devriyeleri, mersiyeleri, tevhitleri ve miraçlamaları anan Bülbül, bu kültürel üretimlerin aynı zamanda egemen düzene karşı ortaya konulan bir duruşun ifadesi olduğunu belirtti.
Alevi ozanlarının ve yol ulularının sözlerinin yalnızca geçmişe ait kültürel eserler olarak görülmemesi gerektiğini savunan Bülbül, bu birikimin toplumsal hafızayı ve mücadele geleneğini yaşattığını dile getirdi.
Bülbül’ün konuşmasında Pir Sultan Abdal, bu tarihsel direniş geleneğinin önemli simgelerinden biri olarak öne çıktı.
Pir Sultan Abdal’ın Dizeleriyle İktidara Eleştiri
Kemal Bülbül, konuşmasının devamında Pir Sultan Abdal’ın dizelerini okuyarak Alevi geleneğinin iktidar karşısındaki tarihsel duruşuna dikkat çekti.
Bülbül, şu dizeleri aktardı:
Pir Sultan Abdal'ım, ey Dede Himmet
Kendine cevretme, âleme rahmet
İstanbul şehrinde ol sahip devlet
Tacı tahtı ile yıkılmalıdır.
Bu dizelerin tarihsel iktidara yönelik bir itirazı ifade ettiğini belirten Bülbül, Pir Sultan Abdal’ın sözlerini günümüz siyasetiyle ilişkilendirdi.
“Pir Sultan, Kanuni’nin saltanatına diyor. Şimdi ben de bugün bunu Ankara’ya uyarlayayım. Bunu saraya uyarlayayım ben bunu. Hadi Pir Sultanlaşalım hepimiz. Değil mi? O zaman demek ki gerek varmış.”
Bülbül, bu sözleriyle Alevi tarihindeki direniş geleneğinin yalnızca geçmişte kalmış bir olgu olarak değerlendirilmemesi gerektiğini savundu.
Pir Sultan Abdal’ın iktidar karşısındaki duruşundan hareketle günümüz siyasal düzenine eleştiriler yönelten Bülbül, hakikat ve adalet arayışının güncelliğini koruduğunu ifade etti.
“Modern Siyaset Yeni Bir Olgu, Hakikat Daha Eskidir”
Konuşmasının son bölümünde Alevilik ile siyaset arasındaki ilişkiyi değerlendiren Kemal Bülbül, modern siyaset anlayışı ile Alevi yolunun tarihsel ve felsefi birikimi arasında ayrım yaptı.
Modern siyasetin tarihsel açıdan yeni bir olgu olduğunu savunan Bülbül, siyasal faaliyeti önemsiz görmediğini ancak siyasetin hakikatin önüne geçirilmemesi gerektiğini söyledi.
Bülbül, şu ifadeleri kullandı:
“Siyaset, modern siyaset dediğiniz iki yüz yıllık bir iş arkadaşlar. Gereksiz demiyorum. Ben de siyaset yapıyorum. Fakat herkes haddini bilsin.”
Kendisinin de siyaset yaptığını hatırlatan Bülbül, siyasal mücadelenin değerini kabul etmekle birlikte, inançsal ve felsefi ilkelerin gündelik siyasal hesaplara indirgenemeyeceğini dile getirdi.
“Hakikat Siyasetten Büyüktür, Alevilik Hakikattir”
Kemal Bülbül, konuşmasının temel düşüncesini ortaya koyduğu bölümde Aleviliği hakikat arayışıyla ilişkilendirdi.
Aleviliğin siyaset dışı bir alan olarak değerlendirilemeyeceğini ancak bu siyasetin dayanağının hak, adalet ve hakkaniyet olması gerektiğini belirten Bülbül, şöyle konuştu:
“Hakikat siyasetten büyüktür. Alevilik hakikattir. Alevilik siyasetsiz olmaz. Hiç mümkün değil. Alevilik aslında siyaset. Fakat neye göre siyaset? Hakkaniyete göre, hakikate göre, hak yoluna göre. Nitekim yolumuzun adı da Hak yolu.”
Bülbül’ün bu değerlendirmesi, Aleviliğin toplumsal yaşamdan ve siyasal mücadeleden ayrı düşünülemeyeceği, ancak siyasal tutumun belirleyici ölçütünün hakikat ve hakkaniyet olması gerektiği düşüncesine dayanıyordu.
Bülbül, böylece Alevi yolunun tarihsel mücadelesini günümüz siyasal tartışmalarıyla ilişkilendirirken, inançsal değerlerin siyasal çıkarların üzerinde tutulması gerektiğini vurguladı.
Sosyal Dilsizlikten Hakikat Arayışına: Bülbül’ün Üç Temel Uyarısı
Kemal Bülbül’ün Adana’daki konuşmasında üç temel sorun öne çıktı: Alevi toplumunun kendi inancını yeterince anlatamaması, inançsal ve kültürel aktarımın kuşaklar arasında kesintiye uğraması ve Alevi kimliğinin asimilasyon karşısında zayıflaması.
Bülbül, bu sorunları birbirinden bağımsız ele almadı. Sosyal dilsizliğin hem toplumun kendi içindeki aktarım eksiklikleriyle hem de tarihsel baskı ve asimilasyon süreçleriyle bağlantılı olduğunu savundu.
Gönüllü asimilasyon eleştirisiyle Alevi kimliğinin önemsizleştirilmesine karşı çıkan Bülbül, Pir Sultan Abdal üzerinden tarihsel mücadele geleneğini hatırlattı. Konuşmasını ise siyasetin hakikat ve hakkaniyet temelinde yürütülmesi gerektiği düşüncesiyle tamamladı.
“İnsana, Cana, Varlığa Muhabbet”
Kemal Bülbül, 22 Ekim 2026 tarihli Adana değerlendirmesinde sosyal dilsizlik, asimilasyon, yol uğruna verilen mücadeleler ve Aleviliğin siyasetle ilişkisine dair görüşlerinin yanı sıra muhabbet kavramını da öne çıkardı.
Bülbül’ün paylaşımında yer verdiği:
“Muhabbet... İnsana, cana, varlığa muhabbet!”
ifadeleri, Alevi öğretisinin insanı, canı ve bütün varlığı esas alan yaklaşımını yansıttı.
Adana’daki “Yol Bir; Sürek Bin Bir” panelinde Kemal Bülbül’ün konuşması, Alevi toplumunun kendi tarihini, inancını ve kültürel birikimini nasıl yaşatacağına ilişkin soruları gündeme taşırken, Aleviliğin yalnızca bir kimlik tanımı değil, hakikat, hakkaniyet ve toplumsal sorumlulukla ilişkilendirilen bir yol olduğu vurgusuyla sona erdi.






