DEM Parti Adana İl Örgütü’nün 3. Olağanüstü Kongresi’ne katılan KESK Adana Şubeler Platformu adına konuşan Tarım Orkam-Sen Adana Şube Başkanı Mustafa Eser Demirçin, barış, demokrasi ve emek mücadelesinin birbirinden ayrılamayacağını vurguladı. Demirçin, Kürt sorununun demokratik çözümü, KHK’lilerin haklarının iadesi, Adana’da 11 kişiye verilen toplam 45 yıl 6 aylık hapis cezası ve 12 Aralık Ankara mitingine ilişkin değerlendirmelerde bulundu.
KESK Adana’dan Barış ve Demokrasi Çağrısı: “Ekmek Mücadelesi ile Demokrasi Mücadelesi Ayrılamaz”
DEM Parti Adana İl Örgütü’nün 3. Olağanüstü Kongresi’nde KESK Adana Şubeler Platformu adına konuşan Tarım Orkam-Sen Adana Şube Başkanı Mustafa Eser Demirçin, barış, demokrasi ve emek mücadelesinin birbirinden ayrı düşünülemeyeceğini vurguladı. Adana’da 10 Ekim Barış Mitingi’ne çağrı nedeniyle 11 kişiye verilen toplam 45 yıl 6 aylık hapis cezasına dikkat çeken Demirçin, KHK ile ihraç edilen kamu emekçilerinin görevlerine dönmesini istedi. Demirçin, 12 Aralık’ta Ankara’da düzenlenecek “İnsanca Ücret, Halk İçin Bütçe, Demokratik Türkiye” mitingine de çağrıda bulundu.
Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi (DEM Parti) Adana İl Örgütü, 3. Olağanüstü Kongresi’ni gerçekleştirdi. Divan seçimi ve saygı duruşuyla başlayan kongrede barış, demokratikleşme, eşit yurttaşlık ve toplumsal sorunlar ele alındı.
Kongrede DEM Parti Grup Başkanvekili Sezai Temelli, Parti Meclisi Üyesi Seyfettin Aydemir ve Adana İl Eşbaşkanı Yakup Ataş'ın konuşmalarının yanı sıra emek ve demokrasi örgütlerinin temsilcileri de söz aldı.
Kongreye katılan Kamu Emekçileri Sendikaları Konfederasyonu (KESK) Adana Şubeler Platformu adına konuşan Tarım Orkam-Sen Adana Şube Başkanı Mustafa Eser Demirçin, Türkiye'nin içinde bulunduğu ekonomik ve demokratik sorunları değerlendirerek barış sürecinin hukukun üstünlüğü, eşit yurttaşlık, sendikal haklar ve toplumsal adalet temelinde ilerlemesi gerektiğini söyledi.
Demirçin, konuşmasına kongreyi selamlayarak başladı ve DEM Parti Adana İl Örgütü'nün 3. Olağanüstü Kongresi'nin demokrasi, barış, özgürlük ve eşitlik mücadelesine katkı sunmasını diledi.
“Ekmek mücadelesi ile demokrasi mücadelesi birbirinden ayrı düşünülemez”
Türkiye'de emekçilerin giderek yoksullaştığını, demokratik hak ve özgürlüklerin daraltıldığını ve hukuka duyulan güvenin sarsıldığını belirten Demirçin, ekonomik sorunlarla demokrasi sorunlarının birbirinden bağımsız olmadığını ifade etti.
Milyonlarca işçi, kamu emekçisi, emekli ve işsizin geçim mücadelesi verdiğini hatırlatan Demirçin, düşünce ve ifade özgürlüğü, örgütlenme hakkı ile toplantı ve gösteri özgürlüğü üzerindeki baskıların sürdüğünü söyledi.
Demirçin, KESK'in yaklaşımını şu sözlerle anlattı:
“Bizler biliyoruz ki ekmek mücadelesi ile demokrasi mücadelesi, barış talebi ile özgürlük talebi birbirinden ayrı düşünülemez. Çünkü demokratik hakların güvence altında olmadığı bir ülkede emekçilerin haklarını özgürce savunması da mümkün değildir.”
Barışın bulunmadığı koşullarda toplumsal kaynakların halkın refahına, eğitime, sağlığa ve sosyal güvenliğe değil, çatışma ve güvenlik politikalarına ayrıldığını belirten Demirçin, adaletin olmadığı bir ülkede çalışma barışının ve kalıcı demokratik düzenin kurulamayacağını vurguladı.
“Kalıcı barış yalnızca silahların susması değildir”
Türkiye'de yeniden barışın konuşulmasının önemli olduğunu belirten Demirçin, çatışmaların sona ermesinin ve insanların yaşamını yitirmediği bir geleceğin ortak toplumsal özlem olduğunu söyledi.
Ancak barışın yalnızca çatışmasızlık olarak ele alınamayacağını ifade eden Demirçin, demokratik hakların ve hukuksal güvencelerin önemine dikkat çekti.
“Kalıcı ve onurlu bir barış; hukukun üstünlüğünün, eşit yurttaşlığın, demokratik siyasetin, temel hak ve özgürlüklerin güvence altına alınmasıyla mümkündür.”
Kürt sorununun demokratik ve barışçıl çözümünün Türkiye'nin demokratikleşmesinden ayrı değerlendirilemeyeceğini belirten Demirçin, Kürt halkının dil, kimlik, kültür ve siyasal temsil haklarının tanınması gerektiğini söyledi.
Seçme ve seçilme hakkına saygı gösterilmesini isteyen Demirçin, kayyım uygulamalarına da değinerek halkın seçilmiş iradesinin ortadan kaldırılmaması gerektiğini ifade etti.
Barış sürecinin toplumun bütün kesimlerinin katılımına açık, şeffaf, demokratik ve hukuksal güvencelere dayalı biçimde yürütülmesini isteyen Demirçin, yalnızca belirli bir çerçeve yasayla Türkiye'nin birikmiş demokrasi ve hukuk sorunlarının çözülemeyeceğini belirtti.
“Barışın hukuku, aynı zamanda demokrasinin hukuku olmak zorundadır.”
Demirçin, düşüncelerini açıkladıkları, siyasal faaliyetlerde bulundukları veya sendikal haklarını kullandıkları için yargılanan ve cezalandırılan insanların bulunduğu bir ülkede toplumsal barışın güçlü bir zemine kavuşamayacağını dile getirdi.
“Adana’da 11 kişiye verilen 45 yıl 6 aylık hapis cezası hepimizi ilgilendiriyor”
Konuşmasında Adana'da 10 Ekim Barış Mitingi'ne çağrı nedeniyle verilen hapis cezalarına özel bir bölüm ayıran Demirçin, kararların demokratik protesto ve örgütlenme özgürlüğü açısından ciddi sonuçlar doğurduğunu söyledi.
10 Ekim 2015 tarihinde Ankara'da düzenlenmesi planlanan Emek, Barış ve Demokrasi Mitingi öncesinde, 6 Ekim'de Adana'da gerçekleştirilen yürüyüş girişimi nedeniyle 11 kişinin yargılandığını hatırlatan Demirçin, verilen cezaların istinaf mahkemesi tarafından hukuka uygun bulunduğunu belirtti.
Demirçin, aralarında sendikacıların ve demokratik kitle örgütü temsilcilerinin de bulunduğu 11 kişi hakkında iki ayrı suçlamadan toplam 45 yıl 6 ay hapis cezasına hükmedildiğini ifade etti.
Yedi kişiye 4 yıl 6'şar ay, dört kişiye ise 3 yıl 6'şar ay hapis cezası verildiğini belirten Demirçin, bazı hükümler yönünden yargısal sürecin henüz tamamlanmadığını söyledi.
Kararların yalnızca yargılanan kişileri ilgilendirmediğini vurgulayan Demirçin, şöyle konuştu:
“Bu kararlar yalnızca 11 arkadaşımızın sorunu değildir. Bu kararlar, barışı savunma hakkının, demokratik protesto hakkının ve örgütlenme özgürlüğünün geleceği açısından hepimizi ilgilendirmektedir.”
Demirçin, barış talebinin suç olarak değerlendirilemeyeceğini belirterek şu ifadeleri kullandı:
“Barışı savunmak suç değildir. Barış için bir araya gelmek, demokratik bir toplumun en temel haklarından biridir.”
KESK'in yargılanan kişilerle dayanışma içinde olduğunu belirten Demirçin, demokratik hakların kullanılmasının cezalandırılmasına karşı hukuksal ve toplumsal mücadeleyi sürdüreceklerini söyledi.
Demirçin, konuşmasının bu bölümünde 10 Ekim Ankara Gar Katliamı'nda yaşamını yitiren 103 kişiyi de anarak barış, emek ve demokrasi taleplerini yaşatmanın ortak sorumluluk olduğunu ifade etti.
“KHK hukuksuzlukları giderilmeden demokratikleşme tamamlanamaz”
KESK Adana Şubeler Platformu adına yaptığı konuşmada OHAL döneminde çıkarılan kanun hükmünde kararnamelere de değinen Demirçin, kamu görevinden ihraç edilenlerin yaşadıkları hak kayıplarının giderilmesini istedi.
Binlerce kamu emekçisinin etkili yargısal denetim ve bireyselleştirilmiş değerlendirme yapılmadan görevlerinden uzaklaştırıldığını savunan Demirçin, aradan geçen yıllara rağmen işe dönüş, özlük hakları, sosyal güvenlik ve adalet taleplerinin karşılanmadığını söyledi.
“KHK'lerle yaratılan hukuksuzluklar giderilmeden, kamu emekçilerinin hakları iade edilmeden, toplumsal adalet ve demokratikleşme süreci tamamlanmış sayılamaz.”
KESK'in uzun yıllardır sürdürdüğü Adalet Nöbeti'ne de değinen Demirçin, bu mücadelenin yalnızca işe dönüş talebiyle sınırlı olmadığını vurguladı.
“Sürdürdüğümüz Adalet Nöbeti, yalnızca bir işe dönüş talebi değildi. Aynı zamanda hukukun üstünlüğünü, insan onurunu ve sendikal dayanışmayı savunma iradesiydi.”
KHK'lilerin mücadelesinin Türkiye'nin demokrasi mücadelesinin ayrılmaz bir parçası olduğunu belirten Demirçin, barış ve demokratikleşme sürecinde ihraç edilen kamu emekçilerinin durumunun görmezden gelinemeyeceğini söyledi.
Demirçin, ihraç edilenlerin görevlerine dönmesi, haklarının iade edilmesi ve yaşanan hukuksuzlukların bütün sonuçlarıyla giderilmesi taleplerini yineledi.
“Kamu emekçilerinin maaşları eriyor, emekliler geçinemiyor”
Konuşmasının ekonomi ve çalışma yaşamına ilişkin bölümünde hayat pahalılığı, düşük ücretler, güvencesiz çalışma ve işsizliğe dikkat çeken Demirçin, milyonlarca insanın insanca yaşam koşullarından uzaklaştığını belirtti.
Kamu emekçilerinin alım gücünün düştüğünü, emeklilerin geçim sıkıntısı yaşadığını ve gençlerin gelecek kaygısıyla karşı karşıya olduğunu söyleyen Demirçin, kadınların da çalışma yaşamında ve toplumsal hayatın farklı alanlarında eşitsizliklerle karşılaştığını ifade etti.
Eğitim ve sağlık başta olmak üzere temel kamu hizmetlerinin giderek piyasalaştırıldığını belirten Demirçin, bütçe kaynaklarının halkın ihtiyaçlarına ayrılması gerektiğini vurguladı.
“Bizler, halkın ödediği vergilerin yine halk için kullanılmasını istiyoruz. Sermayeye ve ayrıcalıklı kesimlere kaynak aktaran değil; eğitime, sağlığa, barınmaya, sosyal güvenliğe ve insanca yaşama öncelik veren demokratik bir bütçe talep ediyoruz.”
12 Aralık Ankara mitingine çağrı: “İnsanca Ücret, Halk İçin Bütçe, Demokratik Türkiye”
Demirçin, DİSK, KESK, TMMOB ve TTB'nin 12 Aralık'ta Ankara'da gerçekleştireceği ortak mitinge de çağrıda bulundu.
Dört emek ve meslek örgütünün “İnsanca Ücret, Halk İçin Bütçe, Demokratik Türkiye” talebiyle bir araya geleceğini hatırlatan Demirçin, mitingin yalnızca ücret artışı talebiyle sınırlı olmadığını belirtti.
Demirçin, mitingin hedeflerini şöyle anlattı:
“Bu mücadele yalnızca ücret mücadelesi değildir. Aynı zamanda kamusal hizmetlerin korunması, gelirde ve vergide adaletin sağlanması, örgütlenme özgürlüğünün güvence altına alınması ve demokratik bir Türkiye'nin kurulması mücadelesidir.”
Emek ve demokrasi örgütlerine ortak talepler etrafında dayanışmayı büyütme çağrısı yapan Demirçin, ekonomik ve demokratik hakların birlikte savunulması gerektiğini ifade etti.
“Bizim mücadelemiz yalnızca ekonomik ve özlük haklarla sınırlı değil”
KESK'in kuruluşundan bu yana emekten, barıştan, demokrasiden ve özgürlüklerden yana tutum aldığını belirten Demirçin, konfederasyonun Kürt sorununun demokratik çözümü, KHK'lilerin haklarının iadesi ve demokratik bütçe taleplerinde aynı ilkeleri savunduğunu söyledi.
“Bizim mücadelemiz yalnızca kamu emekçilerinin ekonomik ve özlük haklarıyla sınırlı değildir.”
Demirçin, çocukların geleceğinin savaşlarla karartılmadığı, kadınların eşit ve özgür yaşadığı, gençlerin geleceklerini başka ülkelerde aramak zorunda kalmadığı ve herkesin kendi kimliği ve diliyle eşit yurttaş olarak yaşayabildiği demokratik bir ülke istediklerini belirtti.
Türkiye'nin ihtiyaç duyduğu toplumsal değişimi dört başlık altında değerlendiren Demirçin, şöyle konuştu:
“Bu ülkenin ihtiyacı daha fazla kutuplaşma değil, toplumsal barıştır. Daha fazla baskı değil, özgürlüktür. Daha fazla yoksulluk değil, adil bölüşümdür. Daha fazla hukuksuzluk değil, herkes için adalettir.”
Bu hedeflerin kendiliğinden gerçekleşmeyeceğini vurgulayan Demirçin, emek örgütlerinin, demokratik kitle örgütlerinin, kadınların, gençlerin ve bütün demokrasi güçlerinin ortak mücadelesinin önemine dikkat çekti.
“Emeğin özgürleşmediği toplumda gerçek demokrasiden söz edilemez”
Konuşmasının sonunda barış, demokrasi, hukuk ve emek mücadelesi arasındaki ilişkiyi bir kez daha vurgulayan Demirçin, kalıcı barış için demokratik hakların güvence altına alınması gerektiğini belirtti.
“Barışın kalıcı olması için demokrasiye, demokrasinin güçlenmesi için hukukun üstünlüğüne, toplumsal adaletin sağlanması için emeğin haklarının güvence altına alınmasına ihtiyacımız var.”
Demirçin, toplumsal eşitlik ve emek haklarının demokratik bir toplumun temel koşulları arasında bulunduğunu ifade ederek şu sözleri kullandı:
“Emeğin özgürleşmediği, halkların eşit ve özgür yaşamadığı bir toplumda gerçek demokrasiden söz edemeyiz.”
DEM Parti Adana İl Örgütü'nün 3. Olağanüstü Kongresi'ni selamlayan ve seçilecek yönetime başarılar dileyen Demirçin, konuşmasını barış, demokrasi, eşitlik ve emek haklarının güvence altında olduğu bir Türkiye temennisiyle tamamladı.
Demirçin, sözlerini “Yaşasın emek, barış ve demokrasi mücadelemiz! Yaşasın halkların eşitliği ve kardeşliği! Yaşasın örgütlü mücadelemiz!” ifadeleriyle sonlandırdı.






