DEM Parti Grup Başkanvekili Sezai Temelli, partisinin Adana İl Örgütü 3. Olağanüstü Kongresi’nde yaptığı konuşmada ekonomik krizden bölgesel eşitsizliklere, 2027 bütçesinden Kürt sorununun demokratik çözümüne kadar birçok başlıkta değerlendirmelerde bulundu. İktidara barış sürecinin gerektirdiği yasal ve demokratik adımları atma çağrısı yapan Temelli, KHK ile ihraç edilenlerin görevlerine dönmesini, AİHM ve AYM kararlarının uygulanmasını, siyasi tutuklulukların sona ermesini ve Abdullah Öcalan’ın çalışma ve yaşam koşullarının özgürleştirilmesini istedi. Temelli, “Barıştan başka yol yoktur. Ama barış mücadeleye muhtaçtır” dedi.

Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi (DEM Parti) Adana İl Örgütü, 3. Olağanüstü Kongresi’ni gerçekleştirdi. Kongrede konuşan DEM Parti Grup Başkanvekili Sezai Temelli, yaklaşık 26 dakika süren konuşmasında Türkiye’nin ekonomik ve siyasal sorunlarını barış ve demokratikleşme süreciyle birlikte ele aldı.
Kongre, divan seçimi ve saygı duruşuyla başladı. Divan Başkanı ve DEM Parti Parti Meclisi Üyesi Seyfettin Aydemir, Barış ve Demokratik Toplum Süreci kapsamında devletin somut adımlar atması gerektiğini belirtti.
DEM Parti Adana İl Eşbaşkanı Yakup Ataş da Kürt sorununun demokratik, hukuki ve siyasi yöntemlerle çözülmesi gerektiğini vurgulayarak Abdullah Öcalan’ın süreçteki rolünü yerine getirebilmesi için özgür çalışma koşullarının oluşturulmasını istedi.
Ardından kürsüye çıkan Sezai Temelli, konuşmasına Adana örgütünün çalışmalarını kutlayarak başladı.
“Adana göç alması gerekirken göç veren bir kente dönüştü”
Adana'nın tarımsal ve sanayi potansiyeline rağmen ağır ekonomik ve toplumsal sorunlarla karşı karşıya bulunduğunu söyleyen Temelli, kentin geçmişte sahip olduğu üretim gücünü kaybettiğini ifade etti.
Temelli, şunları söyledi:
“Adana deyince insanın aklına hep zenginlik gelir. Çukurovasıyla, tarımıyla, sanayisiyle. Ama dönüp baktığımızda Adana'da bugün bunu görmek çok mümkün değil. Adana bugün çok ciddi ekonomik sorunlarla boğuşuyor. Çok ciddi toplumsal sorunlarla boğuşuyor.”
Depremin ardından bölgenin yaşadığı yıkımın etkilerinin sürdüğünü belirten Temelli, tarımsal üretimdeki gerilemenin nedenleri arasında mazot, gübre ve diğer girdi maliyetlerindeki artışı gösterdi.
Çiftçilerin ürünlerini tarladan kaldırmakta bile zorlandığını belirten Temelli, üreticilerin maliyetlerini karşılayamadıkları için ürünlerini tarlada bırakmak zorunda kaldıklarını söyledi.
Adana'nın işsizlik ve göç sorununa da dikkat çeken Temelli, şöyle devam etti:
“İşsizliğin olmaması gereken bir kent işsizlikle boğuşuyor. Göç alması gereken bir kent göç veriyor. Adana nasıl bu hale geldi? Sanayisi çöktü. Ne oldu da bu hale geldi?”
Temelli, Adana'daki ekonomik gerilemenin yalnızca kente özgü olmadığını, doğu ve güneydoğu illerinde de benzer sorunların yaşandığını dile getirdi.
Iğdır, Kars, Hakkâri, Şırnak, Muş, Urfa ve Antep'i örnek gösteren Temelli, bölgenin yoksulluk, işsizlik, göç ve açlıkla karşı karşıya olduğunu söyledi.
“Eşitsizlik haritalarını yan yana koyduğunuzda ortaya Kürdistan çıkar”
Bölgesel eşitsizliklerin ekonomik politikaların ve ayrımcı uygulamaların sonucu olduğunu savunan Temelli, tarım, hayvancılık, sanayi, eğitim ve sağlık alanlarında bölgeler arasındaki farklılıklara dikkat çekti.
Temelli, gelir dağılımından kamu yatırımlarına kadar birçok alanda eşitsizlik yaşandığını belirterek şu ifadeleri kullandı:
“Bölgesel eşitsizlik haritalarını yan yana koyduğunuzda, örneğin gelir dağılımında bölge ne durumda diye o haritayı koyduğunuzda ya da tarımda durum nedir diye, kalkınmada, eğitimde, sağlıkta durum nedir diye bunların haritasını yapsanız, eşitsizlik haritalarını yan yana dizseniz ortaya çıkan haritanın adı Kürdistan'dır.”
Bu tablonun değişmesi gerektiğini vurgulayan Temelli, eşit yurttaşlığın ekonomik eşitliği de içermesi gerektiğini söyledi.
“Bu tarihin, bu gidişatın değişmesi gerek. Buna son vermek gerek. Bu ülkede eşit yurttaşlar olarak yaşamak istiyorsak ekonomik olarak da eşit yaşamak istiyoruz. Dolayısıyla bu eşitsizliğe son vermek istiyoruz. Bu adaletsizliğe son vermek istiyoruz.”
2027 bütçesine eleştiri: “Bölgesel eşitsizliği giderecek hiçbir kalem yok”
Konuşmasının önemli bir bölümünü TBMM'de görüşülen 2027 yılı bütçesine ayıran Temelli, bütçenin bölgesel eşitsizlikleri giderecek bir yaklaşım içermediğini savundu.
“Mecliste 2027 bütçesine baktığınızda bu meseleyi dert etmiş bir bütçe görmüyorsunuz. Yani dönüp de bu bölgesel eşitsizliği telafi edecek, bu adaletsizliği bir nebze olsun iyileştirecek bütçede hiçbir kalem yok.”
Tarıma, eğitime ve sağlığa yeterli kaynak ayrılmadığını ileri süren Temelli, özellikle sağlık sorunlarının yoğun yaşandığı bölgelerde yeni yatırımlara ihtiyaç olduğunu söyledi.
“Ne Adana'nın payına bir şey düşüyor, ne Muş'un, ne Şırnak'ın, ne de Urfa'nın” diyen Temelli, bütçenin sermaye kesimlerinin çıkarlarını öncelediğini savundu.
Vergi muafiyetleri, istisnalar ve kamu borçlanmasına ilişkin eleştirilerde bulunan Temelli, şöyle konuştu:
“Bir kere her şeyden önce sermayenin vergi külfetini dert etmiş bir bütçe. Diyor ki ben senden vergi almayacağım. Sana muafiyet var, istisna var. Hatta ödemediğin vergiyi de affedeceğim. Yeter ki sen mağdur olma.”
Temelli, sermayeye sağlanan vergi avantajlarının bütçe açığını artırdığını, ortaya çıkan açığın ise borçlanma ve faiz ödemeleriyle karşılandığını ileri sürdü.
Konuşmasında yaklaşık 4 trilyon liralık vergi avantajından ve yine trilyonlarca liralık faiz yükünden söz eden Temelli, ekonomik yükün emekçilerin, emeklilerin ve dar gelirli kesimlerin sırtına bırakıldığını belirtti.
Fon soruşturmasına ilişkin değerlendirme: “Kelimenin tam anlamıyla organize işler”
Türkiye gündemindeki fon soruşturmasına da değinen Temelli, yaşananların ekonomi politikalarının geldiği noktayı gösterdiğini savundu.
“İşte bu fon krizinden anlıyoruz. O fon krizi öyle alelade ortaya çıkmış bir kriz değil. Kelimenin tam anlamıyla organize işler.”
Fon krizini ülke kaynaklarının nasıl kullanıldığına ilişkin bir örnek olarak değerlendiren Temelli, şu ifadeleri kullandı:
“Bir ülke nasıl soyulur? Bir ülkenin kaynakları nasıl talan edilir? Bir ülkenin emekçileri, halkı, emeklileri, kadınları nasıl sömürülür dediğinizde, bunun fotoğrafını çekebilir misin diye sorduğunuzda işte bunun fotoğrafı bu fon krizidir.”
İktidarın ekonomi politikalarının özelleştirmelerle başladığını belirten Temelli, kamu kaynaklarının yıllar içinde elden çıkarıldığını söyledi.
“24 yıl önce iktidara geldiklerinde ilk yaptıkları icraatı hatırlıyor musunuz? İlk yaptıkları icraat özelleştirmeydi. Bu ülkenin yıllarca biriktirdiği, halkın kaynaklarıyla var ettiği her şeyi sattılar.”
Temelli, yoksulluğun yalnızca ekonomik bir sorun olarak değerlendirilemeyeceğini vurguladı:
“Bütün ekonomik yük halkın sırtında. Bu bir şiddettir. Evet, bu bir şiddettir. Yoksulluk bir şiddettir. Yoksulluğa karşı mücadele etmeliyiz. Yoksulluğa karşı dayanışma içinde olmalıyız.”
“Barışa duyarlı bütçe yerine silahlanma bütçesi hazırlanıyor”
Ekonomik sorunlarla Kürt sorununun çözümsüzlüğü arasında ilişki kuran Temelli, yıllardır sürdürülen çatışma politikalarının toplumsal ve ekonomik maliyetler yarattığını belirtti.
Kürt meselesinin demokratik çözümünden kaçınıldığını savunan Temelli, halkın hem çatışmaların hem de ekonomik eşitsizliklerin sonuçlarıyla karşı karşıya bırakıldığını söyledi.
Barış ve Demokratik Toplum Süreci'nin yeni bir imkân yarattığını belirten Temelli, buna rağmen bütçede savunma harcamalarının artırılmasını eleştirdi.
Temelli, savunmaya ayrılan kaynakların bir önceki yıla göre yüzde 60 arttığını ileri sürerek şöyle konuştu:
“Sanırsınız ki savaşa hazırlanıyoruz. Neden bu kadar kaynağı silaha ayırıyorsunuz? Neden bu kadar kaynağı askerî, militarist harcamalara ayırıyorsunuz? Oysa bakın bir süreç var. Silahlar bırakılmış. Bu süreç sağlıklı ilerlesin diye bir istek, talep, müzakere var. Ama siz hâlâ kaynakları silaha ayırıyorsunuz.”
Bütçenin barış, sosyal adalet ve toplumsal cinsiyet eşitliği temelinde hazırlanması gerektiğini söyleyen Temelli, mevcut politikaların bu hedeflerle örtüşmediğini savundu.
“Barışa duyarlı bir bütçe yapmak yerine hâlâ bir silahlanma bütçesi yapılıyor. Halka, yoksula duyarlı bir bütçe yapmak yerine sermaye lehine bütçe yapılıyor. Kadına duyarlı, toplumsal cinsiyete duyarlı bir bütçe yapmak yerine hâlâ kadını yok sayan, yoksullaştıran bütçeler yapılıyor.”
Sosyal harcamalardaki artışın yoksulluğun büyümesinden kaynaklandığını ileri süren Temelli, kaynakların silahlanma yerine toplumsal ihtiyaçlara ayrılması gerektiğini belirtti.
Dış politikaya eleştiri: “Merkezinde barış olmalı”
Temelli, Türkiye'nin dış politikasını da eleştirerek Pakistan ve Suudi Arabistan'la yapılan ve konuşmasında “Mekke anlaşması” olarak nitelendirdiği düzenlemeye değindi.
Bu tür dış politika tercihlerinin Türkiye'nin ve bölge halklarının ihtiyaçlarına yanıt vermediğini savunan Temelli, Ortadoğu politikasının barış temelinde yeniden şekillendirilmesi gerektiğini söyledi.
“Senin Suudi Arabistan'la bir sınırın mı var? Senin Pakistan'la bir sınırın mı var? Sen bir sınırına bak. Sınırının bir beri tarafına bak. Bir de öteki tarafına bak.”
Türkiye'nin komşu coğrafyalardaki Kürt halkıyla ilişkilerini barış temelinde geliştirmesi gerektiğini vurgulayan Temelli, şöyle devam etti:
“Sen dış politika yapacaksan o dış politikanın temelinde, merkezinde barış olmalı. Kürt halkıyla artık barışmak olmalı. Eşit yurttaşlık temelinde demokratik bir cumhuriyette nasıl birlikte yaşanırsa dış politikan da ona duyarlı olmalı.”
Suriye, Irak ve İran'daki Kürt bölgelerine de değinen Temelli, Rojava, Başûr ve Rojhilat üzerinden bölgesel barışın önemini anlattı.
“Sen dış politikanı bu temeller üzerinde yükselt. Barış üzerinde yükselt. Bak hazır bir süreçten geçiyorsun. Sen bölgeye böyle bak. Kürdistan'a böyle bak. Dünyaya bu pencereden bak artık.”
Temelli, Türkiye'deki barış sürecinin yalnızca Kürt halkı için değil, Türkiye'deki bütün halklar için ortak bir gelecek oluşturma potansiyeli taşıdığını belirtti.
“Bu iş savaş aklıyla değil, barış aklıyla olur”
Barış sürecinin demokratik müzakereyle ilerleyebileceğini söyleyen Temelli, Abdullah Öcalan'ın başlattığı sürecin önemine dikkat çekti.
“Sen bu adımın kıymetini bil. Sen bu adıma değer ver. Sen bu müzakerenin yolunu aç. Bunun kıymetini bil. Sayın Öcalan'ın kıymetini bil.”
Kürt sorununun yüz yılı aşan tarihine işaret eden Temelli, çözümün askerî yöntemlerde değil, demokratik siyasette aranması gerektiğini söyledi.
“Öyle hayallerle, Misak-ı Millîlerle, kızıl elmalarla olmaz bu iş. Bu iş demokratik müzakereyle olur. Bu iş savaş aklıyla değil, barış aklıyla olur. İşte halkların bir arada yaşama iradesiyle olur bu iş.”
Barışın kendiliğinden gerçekleşmeyeceğini vurgulayan Temelli, toplumsal örgütlenme ve dayanışmanın belirleyici olduğunu ifade etti.
“Barıştan başka yol yoktur. Ama barış mücadeleye muhtaçtır. Barış örgütlenmeye muhtaçtır. Barış dayanışmaya muhtaçtır. Ancak böyle olur. Kimse bize barışımızı vermez. Biz kazanacağız.”
Temelli, süreci engellemek veya geciktirmek isteyen kesimler bulunduğunu savunarak DEM Parti'nin demokratik çözüm mücadelesini sürdüreceğini belirtti.
“Harekete geçmeyeni harekete geçireceğiz. Bu meseleye karşı olanı ikna edeceğiz. Bu yol hepimiz için aslında bizi kurtuluşa götüren yoldur.”
“Silahlı mücadelenin yerine demokratik siyaset geçmelidir”
Konuşmasında 27 Şubat 2025'te yapılan çağrıya ve ardından yaşanan gelişmelere değinen Temelli, silahlı mücadelenin sonlandırılması yönündeki kararın demokratik siyasetin önünü açması gerektiğini söyledi.
Temelli, örgütün kongre toplayarak silahlı mücadeleyi sonlandırma kararı aldığını, ardından silahların yakılmasıyla bu iradenin ortaya konulduğunu ifade etti.
“Silahlı mücadelenin yerine demokratik siyaset stratejisinin geçmesi demek aslında demokratik siyaset alanında herkesin söz, yetki, karar sahibi olabileceği bir demokratik ortamın yaratılmasına ihtiyaç duyar.”
Sürecin yalnızca silah bırakılmasıyla sınırlı kalamayacağını belirten Temelli, demokratik siyaset alanının genişletilmesini istedi.
Mecliste oluşturulan komisyonun çalışmalarını da değerlendiren Temelli, hazırlanan raporu eksikliklerine rağmen bir başlangıç olarak gördüklerini söyledi.
Komisyonun çeşitli toplumsal kesimleri dinlediğini ve bir rapor hazırladığını belirten Temelli, raporun gereğinin yerine getirilmesi gerektiğini ifade etti.
“467 oyla geçen çerçeve yasanın gereği yerine getirilmeli”
Temelli, konuşmasında 10 Ağustos 2026 tarihinde TBMM'den 467 oyla geçtiğini belirttiği çerçeve yasaya da değindi.
Söz konusu oylamayı güçlü bir siyasi irade beyanı olarak değerlendiren Temelli, yasanın uygulanmasında yeterli ilerleme sağlanmadığını savundu.
“Bu bir irade beyanıdır. O 467 oy Türkiye toplumunun neredeyse yüzde 85'ini temsil eder. Bu kadar güçlü bir iradeyle geçmiş çerçeve yasanın bugün hayata geçmesi bekleniyor. Ama hâlâ bu konuda adım yeterince atılmıyor.”
Temelli, iktidara seslenerek şöyle devam etti:
“Neden atmıyorsunuz bu adımı? Herkes bekliyor. Herkes bu konuda kararlı. Toplumun büyük bir kesimi barış konusunda kararlı. Artık silahlar sussun. Sustu. Artık gereği yapılsın. Gereği yapılmıyor. Gereğini yapın.”
Yasal düzenlemelerin hızlandırılması gerektiğini belirten Temelli, çerçeve yasayla bağlantılı diğer düzenlemelerin de Meclis gündemine alınmasını istedi.
İnfaz mevzuatında, Terörle Mücadele Kanunu'nda ve Türk Ceza Kanunu'nda değişiklikler yapılması gerektiğini ifade eden Temelli, ilgili komisyonların çalışmalarını tamamlaması çağrısında bulundu.
“Müzakere demokratikleşmeli, Öcalan'ın çalışma ve yaşam koşulları özgürleşmeli”
Barış sürecinin yalnızca yasal düzenlemelerle sınırlandırılamayacağını vurgulayan Temelli, müzakere mekanizmasının demokratikleşmesi gerektiğini söyledi.
“Müzakere sadece yasa yapmak için hayata geçirilmemiştir. Müzakere demokratikleşmelidir. Sayın Öcalan'ın çalışma ve yaşam koşulları özgürleşmelidir.”
Temelli, Abdullah Öcalan'ın toplumun farklı kesimleriyle doğrudan görüşebilmesi gerektiğini belirterek yalnızca heyet ziyaretleriyle yürütülen bir müzakere yönteminin yeterli olmadığını savundu.
“Meselenin esas söz sahibi artık demokratik bir müzakere içinde olmalı. Toplumun bütün kesimleriyle mutlaka buluşabilmelidir. Sadece heyetlerin gidip geldiği, onun da ara sıra olduğu bir şey kabul edilemez.”
Öcalan'ın yeni dönemin siyasal tartışmalarında etkili biçimde yer alması gerektiğini ifade eden Temelli, sürecin ilerlemesinin müzakerenin demokratikleşmesine bağlı olduğunu söyledi.
“Silah bırakanların demokratik siyasete katılmasının koşulları oluşturulmalı”
Temelli, silah bırakan kişilerin ve geçmişte PKK ile bağlantılı kabul edilen kesimlerin demokratik siyasete katılabilmesi için hukuki düzenlemeler yapılması gerektiğini savundu.
“Silah bırakanlar, bugüne kadar PKK ile iltisaklı, irtibatlı kabul edilen bütün kesimler bir an önce demokratik siyasetin içine katılacak şekilde bir düzenlemeyle hakları var edilmelidir.”
Yalnızca silah bırakmanın veya denetimli serbestlik kapsamında kalmanın yeterli olmayacağını belirten Temelli, demokratik siyasetin bütün kesimlere açık olması gerektiğini söyledi.
“Bugün demokratik siyaset stratejisi demek demokratik siyasetin içinde özne olmak demektir. Bunun koşulları bir an önce sağlanmalı.”
Yurt dışında bulunanların ve cezaevindeki kişilerin de barış sürecine katılabilmesi gerektiğini belirten Temelli, toplumsal barışın ancak kapsayıcı bir yaklaşımla sağlanabileceğini dile getirdi.
“AİHM ve AYM kararları uygulanmalı, siyasi tutukluluklar sona ermeli”
Konuşmasının devamında yargı kararları ve siyasi tutukluluklara değinen Temelli, geçmişte yaşanan hukuksuzlukların giderilmesini toplumsal barışın temel koşullarından biri olarak değerlendirdi.
“Toplumsal barış dediğimiz barışı sağlayabilmemiz için geçmişte yaratılmış tahribatlardan, maliyetlerden, yüklerden el birliğiyle kurtulmalıyız.”
Türkiye'de yargı eliyle büyük adaletsizlikler yaşandığını savunan Temelli, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi ve Anayasa Mahkemesi kararlarının uygulanması gerektiğini vurguladı.
“Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi kararları, Anayasa Mahkemesi kararları uygulanmalıdır. Sevgili Selahattin Demirtaş artık özgür kalmalıdır. Figen Yüksekdağ özgür kalmalıdır.”
Yaklaşık 10 yıldır devam ettiğini belirttiği tutuklulukların sona ermesini isteyen Temelli, Can Atalay'ın da serbest bırakılması gerektiğini söyledi.
“Anayasa Mahkemesi kararına rağmen içeridedir. Siyasi tutsaklık bitmelidir bu ülkede. İnsanlar siyasi düşüncesinden dolayı cezaevinde olmamalıdır.”
Gazetecilerin ve düşüncelerini açıkladıkları için yargılanan kişilerin durumuna da değinen Temelli, ifade özgürlüğünün güvence altına alınması gerektiğini belirtti.
“Gazeteciler cezaevinde olmamalıdır. İfadesini dile getirdi diye insanlar cezaevinde olmamalıdır. Bu ülkede artık insan hakları ihlali istemiyoruz. İşte toplumsal barış böyle sağlanır.”
KHK'liler için çağrı: “Bu haksızlık artık son bulmalıdır”
Temelli'nin konuşmasında öne çıkan başlıklardan biri de kanun hükmünde kararnamelerle kamu görevinden çıkarılanların durumu oldu.
KHK uygulamalarının çok ağır toplumsal sonuçlar yarattığını belirten Temelli, ihraç edilenlerin yaşadıkları hak kayıplarının giderilmesi gerektiğini söyledi.
“Bu ülkenin büyük mağduriyetlerinden biri de kanun hükmünde kararname ile işinden, aşından, yurdundan olanlardır. Artık kanun hükmünde kararname ile yaratılmış bu haksızlık son bulmalıdır.”
KHK uygulamalarının yalnızca çalışma yaşamını değil, insanların bütün hayatlarını etkilediğini ifade eden Temelli, şöyle devam etti:
“İnsanlar çok büyük mağduriyetler yaşadı. Bu mağduriyetlerin bedeli çok ağır. Hayatlara mal oldu.”
Temelli, KHK kaynaklı hak kayıplarının giderilmesini toplumsal barışın sağlanması için atılması gereken adımlar arasında gösterdi.
“Barış akademisyenleri üniversitelerine dönmelidir”
Barış bildirisine imza attıkları için üniversitelerden uzaklaştırılan akademisyenlerin durumuna da değinen Temelli, akademisyenlerin görevlerine dönmesi gerektiğini söyledi.
“Barış akademisyenleri üniversiteye dönmelidir. Bakın barış akademisyenleri üniversiteden gittiğinden beri üniversite çoraklaştı.”
Bilimsel özgürlüğün önemine dikkat çeken Temelli, akademisyenlerin barış sürecine katkı sunabileceğini belirtti.
“Bilim yok bu ülkede. Bilimden kaçan bir ülke mi olur? Sorunlarını çözemiyor. Bugün barış akademisyenleri barışın en büyük teminatıdır.”
Akademisyenlerin Abdullah Öcalan ile görüşebilmesi gerektiğini savunan Temelli, müzakere sürecinin yalnızca siyasi aktörlerle sınırlı tutulmaması çağrısında bulundu.
“İmralı'nın kapılarını açın, gazeteciler ve siyasetçiler de gitsin”
Temelli, barış sürecinin toplumun bütün kesimlerinin katılımıyla yürütülmesi gerektiğini vurgulayarak İmralı'da daha geniş kapsamlı görüşmeler yapılmasını istedi.
“Açın İmralı'nın kapılarını. Akademisyenler gitsin, beraber Türkiye'nin geleceğini işte orada var edebilsin.”
Ardından gazetecilerin ve siyasetçilerin de görüşmelere katılabilmesi gerektiğini belirten Temelli, şöyle konuştu:
“Açın İmralı'nın kapılarını. Gazeteciler gitsin, siyasetçiler gitsin. Yeni bir ülkeyi, yeni bir coğrafyayı hep birlikte var etmenin yolu müzakeredir, diyalogdur, bir araya gelmektir.”
Toplumsal barışın siyasi, ekonomik ve toplumsal boyutlarıyla birlikte ele alınması gerektiğini ifade eden Temelli, yürütülen sürecin yalnızca silah bırakılmasından ibaret olmadığını söyledi.
“Sayın Öcalan'ın ortaya koymuş olduğu bu adım sadece ve sadece bir silah bırakma değil. Topyekûn hem Türkiye'de hem dört parça Kürdistan'da hem Ortadoğu'da bir demokratikleşme, bir değişim dönüşüm sürecidir.”
“Demokratik Cumhuriyet yukarıdan değil, tabandan kurulacak”
Konuşmasının son bölümünde DEM Parti'nin siyasal hedeflerini anlatan Temelli, Demokratik Cumhuriyet anlayışının toplumsal örgütlenme ve yerel demokrasi temelinde geliştirilmesi gerektiğini söyledi.
Temelli, demokratik siyasette mücadeleyi sürdüreceklerini belirterek şöyle konuştu:
“Dün ne yapıyorsak bugün de demokratik siyaset içinde asla geri adım atmadan kararlı bir şekilde yolumuza devam edeceğiz. O yüzden daha çok örgütleneceğiz. Daha çok yan yana geleceğiz. Dayanışmamızı büyüteceğiz. Herkese ulaşacağız.”
DEM Parti'nin temel hedefinin Demokratik Cumhuriyet olduğunu vurgulayan Temelli, bu hedefin yalnızca anayasal ve yasal düzenlemelerle gerçekleştirilemeyeceğini belirtti.
“Çünkü önümüze bir hedef koyduk. O hedef Demokratik Cumhuriyet hedefidir. Demokratik Cumhuriyet öyle yukarıdan anayasa yazmakla, öyle yukarıdan düzenlemelerle olmaz. Tabandan olur. Taban demokrasisinden olur.”
Temelli, radikal demokrasi anlayışının bu hedefin merkezinde bulunduğunu söyleyerek halk meclisleri, komünler ve demokratik yerel yönetimlerin önemine dikkat çekti.
“O yüzden bizim en önemli anlayışımız, düşüncemiz radikal demokrasidir. O radikal demokrasi etrafında buluşmalarla, yan yana gelmeyle, komünlerle, halk meclisleriyle yerel yönetimleri demokratikleştirerek aslında Demokratik Cumhuriyeti tabandan var edeceğiz, hayata geçireceğiz.”
Adana'dan başlayarak Türkiye'nin her yerinde örgütlenmeyi büyütme çağrısı yapan Temelli, demokratik cumhuriyet hareketini tabandan geliştirme kararlılığını dile getirdi.
Konuşmasını Yılmaz Güney'in sözleriyle tamamladı
Temelli, konuşmasının sonunda Adana'dan bütün Türkiye'ye örgütlenme ve dayanışma çağrısında bulundu.
“Bu inançla inanıyorum ki bugün Adana'da ama Türkiye'nin her yerinde örgütlenmemiz ve bir Demokratik Cumhuriyet hareketini tabandan başlatmak için hep beraber yolumuzda yürümeye devam edeceğiz.”
Mücadele kararlılığını vurgulayan Temelli, sözlerini şu ifadelerle tamamladı:
“Biz net diyoruz. Diyoruz ki dönen dönsün yolundan biz dönmeyiz. Yılmaz Güney'i anıyorum. Ne diyordu? Kazanacağız. Mutlaka kazanacağız.”
Temelli, kongreye katılanları selamlayarak konuşmasını sonlandırdı.








