KHK ile kamu görevinden çıkarılan ve hizmet birleştirmesi nedeniyle emekli ikramiyesi ödenmeyen kamu emeklilerinin hak arama sürecinde önemli bir gelişme yaşandı. Ankara Bölge İdare Mahkemesi, 677 sayılı KHK ile ihraç edilen Güven Boğa’nın emekli ikramiyesi talebiyle açtığı davada, 5434 sayılı Emekli Sandığı Kanunu’nun 89. maddesinin ikinci fıkrasının Anayasa’ya aykırılığı gerekçesiyle yapılan başvurunun sonucunun beklenmesine karar verdi. 21 Ekim 2026 tarihli karar, emekli ikramiyesi hakkı, mülkiyet hakkı ve hizmet birleştirmesi nedeniyle ortaya çıkan farklı uygulamaları yeniden gündeme taşıdı.
Kamu görevinden Kanun Hükmünde Kararname (KHK) ile çıkarılan ve emeklilik hakkını kazanmasına rağmen emekli ikramiyesi ödenmeyen kamu çalışanlarının yaşadığı hukuki sorunlar yargıya taşınmaya devam ediyor.
Adana Seyhan Belediyesi Kültür ve Sosyal İşler Müdür Vekili olarak görev yaparken 677 sayılı KHK ile kamu görevinden çıkarılan Güven Boğa’nın, emekli ikramiyesinin ödenmesi istemiyle Sosyal Güvenlik Kurumu (SGK) Başkanlığına karşı açtığı davada yeni bir aşamaya geçildi.
Ankara 4. İdare Mahkemesinin 11 Mart 2026 tarihinde verdiği ret kararına karşı yapılan istinaf başvurusunu inceleyen Ankara Bölge İdare Mahkemesinin ilgili dairesi, 21 Ekim 2026 tarihinde davanın bekletilmesine hükmetti.
Kararın gerekçesinde, uyuşmazlığın çözümünde uygulanacak 5434 sayılı Emekli Sandığı Kanunu’nun 89. maddesinin ikinci fıkrasının Anayasa’ya aykırılığı iddiasıyla Anayasa Mahkemesine başvurulmuş olması gösterildi.
Böylece emekli ikramiyesinin ödenmemesine ilişkin uyuşmazlığın çözümü, Anayasa Mahkemesinin söz konusu yasal düzenleme hakkında vereceği kararla bağlantılı hale geldi.
26 Yılı Aşan Hizmete Rağmen Emekli İkramiyesi Ödenmedi
Dava dosyasına göre Güven Boğa, kamu görevinden çıkarılmasının ardından 1 Aralık 2020 tarihinden itibaren emekli aylığı almaya başladı.
SGK tarafından yapılan hesaplamada Boğa’nın;
-
21 yıl 10 ay Emekli Sandığı kapsamında kamu hizmeti,
-
4 yıl 5 ay 20 gün SSK kapsamında sigortalı hizmeti,
-
Toplam 26 yıl 3 ay 20 gün hizmet süresi
bulunduğu belirlendi.
Farklı sosyal güvenlik statülerinde geçen hizmet sürelerinin 2829 sayılı Kanun kapsamında birleştirilmesi sonucunda Boğa’ya 5510 sayılı Kanun’un 4/1-(c) bendi kapsamında emekli aylığı bağlandı.
Ancak SGK, kamu görevinin KHK ile sona erdirilmiş olmasını ve emekliliğin birleştirilmiş hizmet süreleri üzerinden gerçekleşmesini gerekçe göstererek Emekli Sandığı kapsamındaki hizmet yıllarına karşılık emekli ikramiyesi ödemedi.
Bu uygulama, KHK ile kamu görevinden çıkarılan ve farklı sigortalılık statülerinde çalışmaları bulunan emeklilerin karşılaştığı temel hukuki sorunlardan birini oluşturuyor.
Anayasa Mahkemesinin Mülkiyet Hakkı Kararı Üzerine SGK’ye Başvurdu
Güven Boğa, Anayasa Mahkemesinin 25 Şubat 2025 tarihli ve 2019/41241 başvuru numaralı kararını esas alarak emekli ikramiyesinin ödenmesi için yeniden girişimde bulundu.
7 Ağustos 2025 tarihli Resmî Gazete’de yayımlanan söz konusu Anayasa Mahkemesi kararında, emekli ikramiyesinin ödenmemesi nedeniyle mülkiyet hakkının ihlal edildiğine hükmedilmişti.
Bu kararı emsal gösteren Boğa, 8 Ağustos 2025 tarihinde SGK’ye başvurarak birleştirilmiş hizmet süreleri dikkate alınmak suretiyle kamu hizmetine karşılık gelen emekli ikramiyesinin ödenmesini istedi.
SGK ise 4 Eylül 2025 tarihli işlemiyle talebi reddetti.
Bunun üzerine Boğa, vekili Avukat Selma Çiçekci aracılığıyla Ankara 4. İdare Mahkemesinde dava açtı.
Davada, SGK’nin ret işleminin iptali ile ödenmeyen emekli ikramiyesinin emeklilik tarihi olan 1 Aralık 2020’den itibaren işleyecek yasal faiziyle birlikte ödenmesi talep edildi.
SGK: KHK ile İhraç Edilenlere İkramiye Ödenmemesi Hukuka Uygun
Dava sırasında savunma yapan SGK, 5434 sayılı Emekli Sandığı Kanunu’nun 89. maddesinin ikinci fıkrasına dayandı.
Kurum, farklı sigortalılık statülerinde geçen hizmetlerin birleştirilmesi yoluyla emekli olan kişilere ikramiye ödenebilmesi için kamu hizmetinin 1475 sayılı İş Kanunu’nun 14. maddesinde düzenlenen kıdem tazminatına hak kazanma koşullarına uygun biçimde sona ermiş olması gerektiğini savundu.
SGK, KHK veya 657 sayılı Devlet Memurları Kanunu kapsamında kamu görevinden çıkarılan ve birleştirilmiş hizmet süreleri üzerinden emekli aylığı bağlanan kişilere ikramiye ödenmemesinin mevzuata uygun olduğunu ileri sürdü.
Bu nedenle davanın reddini istedi.
Ankara 4. İdare Mahkemesi Davayı Reddetti
Ankara 4. İdare Mahkemesi, 11 Mart 2026 tarihli, E:2025/1463 ve K:2026/431 sayılı kararıyla davayı reddetti.
Mahkeme, 5434 sayılı Kanun’un 89. maddesinde emekli ikramiyesi bakımından iki farklı durumun düzenlendiğini belirtti.
Buna göre, hizmet sürelerinin tamamı Emekli Sandığı kapsamında geçen kişilere emekli aylığı bağlanması halinde, kamu görevlerinin sona erme biçimine bakılmaksızın ikramiye ödenebiliyor.
Buna karşılık farklı sigortalılık statülerinde geçen hizmetleri birleştirilerek emekli olanlar için kamu görevinin kıdem tazminatına hak kazandıracak şekilde sona ermiş olması koşulu aranıyor.
Mahkeme, Güven Boğa’nın 21 yıl 10 aylık Emekli Sandığı hizmetinin tek başına emekli aylığı bağlanması için yeterli olmadığına, bu nedenle hizmet birleştirmesi yapılmasının zorunlu olduğuna hükmetti.
Kararda, Boğa’nın kamu görevinin kıdem tazminatına hak kazandıracak biçimde sona ermediği gerekçesiyle SGK’nin ikramiye ödememe işleminde hukuka aykırılık bulunmadığı sonucuna varıldı.
Mahkeme ayrıca davacı aleyhine 30 bin TL vekâlet ücreti ve 1.394,30 TL yargılama giderine hükmetti.
İlk Derece Mahkemesi Anayasa Mahkemesinin İhlal Kararını Neden Yeterli Görmedi?
Davanın dikkat çekici yönlerinden biri, Anayasa Mahkemesinin daha önce verdiği mülkiyet hakkı ihlali kararının ilk derece mahkemesi tarafından değerlendirilme biçimi oldu.
Davacı taraf, Anayasa Mahkemesinin 25 Şubat 2025 tarihli kararını emsal göstererek emekli ikramiyesinin ödenmemesinin mülkiyet hakkını ihlal ettiğini savundu.
Ankara 4. İdare Mahkemesi ise bireysel başvuru sonucunda verilen ihlal kararlarının, doğrudan ilgili başvurunun tarafları açısından sonuç doğurduğu görüşünü benimsedi.
Mahkeme, başka bir kişinin bireysel başvurusunda verilen ihlal kararının emsal gösterilmesinin, SGK tarafından tesis edilen işlemin iptali için tek başına yeterli olmadığı değerlendirmesinde bulundu.
Ayrıca karar tarihi itibarıyla uyuşmazlıkta uygulanan kanun hükmünün Anayasa Mahkemesi tarafından iptal edilmediğine dikkat çekti.
Bu gerekçelerle davacının Anayasa Mahkemesi kararına dayanan talebi de kabul edilmedi.
Ancak bu yaklaşım, bireysel başvuru kararlarında ortaya konulan anayasal ilkelerin benzer uyuşmazlıklarda nasıl dikkate alınması gerektiği yönündeki hukuki tartışmayı da gündeme getiriyor.
Anayasa Mahkemesinin bireysel başvuru kararları, ihlalin giderilmesi bakımından ilgili başvuruya özgü sonuçlar doğurmakla birlikte, kararlarda yapılan anayasal değerlendirmelerin benzer davalardaki önemi ayrı bir hukuki mesele oluşturuyor.
İstinaf Başvurusuyla Davada Yeni Aşama
İlk derece mahkemesinin ret kararının ardından davacı vekili Avukat Selma Çiçekci tarafından istinaf başvurusunda bulunuldu.
Ankara Bölge İdare Mahkemesinin ilgili dairesi, dosyayı incelerken uyuşmazlığın çözümünde uygulanacak kanun hükmünün Anayasa’ya uygunluğu konusunda daha önce yapılmış bir itiraz başvurusunun bulunduğunu değerlendirdi.
Dairenin 21 Ekim 2026 tarihli bekletme kararında, 5434 sayılı Kanun’un 6270 sayılı Kanun’la değiştirilen 89. maddesinin ikinci fıkrasının Anayasa’nın çeşitli hükümlerine aykırı olduğu gerekçesiyle Anayasa Mahkemesine başvurulduğu belirtildi.
Kararda, dairenin 25 Eylül 2025 tarihli ve E:2025/2702 sayılı dosyasında söz konusu düzenlemenin iptali için itiraz yoluna başvurduğu ifade edildi.
İstinaf mahkemesi, Güven Boğa’nın davasında uygulanacak hükmün de aynı düzenleme olması nedeniyle Anayasa Mahkemesinin kararının beklenmesini gerekli gördü.
Beş Anayasa Maddesi Yönünden Aykırılık İddiası
Anayasa Mahkemesine yapılan başvuruda 5434 sayılı Kanun’un 89. maddesinin ikinci fıkrasının Anayasa’nın beş maddesine aykırı olduğu değerlendirmesine yer verildi.
Bunlar;
-
2. madde: Türkiye Cumhuriyeti’nin hukuk devleti niteliği,
-
9. madde: Yargı yetkisinin bağımsız ve tarafsız mahkemelerce kullanılması,
-
35. madde: Mülkiyet hakkının korunması,
-
49. madde: Çalışma hakkı ve devletin çalışma hayatına ilişkin yükümlülükleri,
-
138. madde: Mahkemelerin bağımsızlığı ve yargı kararlarının bağlayıcılığı.
Başvurunun bu maddelere dayanması, emekli ikramiyesine ilişkin uyuşmazlığın yalnızca sosyal güvenlik mevzuatının uygulanmasıyla sınırlı olmadığını gösteriyor.
Emeklilik hakkını kazanmış bir kişinin geçmiş kamu hizmetine karşılık gelen mali haklardan hangi koşullarda yararlanabileceği, anayasal denetimin konusunu oluşturuyor.
İstinaf Mahkemesi: Anayasa Mahkemesi Kararı Beklenmeli
Ankara Bölge İdare Mahkemesi, 21 Ekim 2026 tarihli kararında uyuşmazlığın çözümünün Anayasa Mahkemesinin vereceği karara bağlı olduğunu belirtti.
Mahkeme, bu aşamada istinaf dosyası hakkında karar verilmesine hukuken olanak bulunmadığı sonucuna ulaştı.
Bu nedenle Anayasa Mahkemesinin ilgili kanun hükmü hakkında vereceği kararın beklenmesine hükmedildi.
Bekletme kararında, Anayasa Mahkemesinin beş ay içinde karar vermemesi halinde bekletme süresinin en çok beş ayla sınırlı tutulmasına ilişkin hükme de yer verildi.
Bu karar, ilk derece mahkemesinin ret kararının kaldırıldığı veya davacının emekli ikramiyesine hak kazandığının kesinleştiği anlamına gelmiyor.
Bununla birlikte, emekli ikramiyesi talebinin reddine dayanak yapılan yasal düzenlemenin anayasal denetimden geçmesinin beklenmesi, davanın hukuki seyri bakımından önemli bir gelişme niteliği taşıyor.
Aynı Kamu Hizmeti, Farklı Emekli İkramiyesi Koşulları
Davanın ortaya çıkardığı temel tartışmalardan biri, kamu hizmeti süreleri aynı ya da benzer olan emeklilerin, hizmetlerinin hangi sosyal güvenlik statüsünde geçtiğine göre farklı ikramiye koşullarına tabi tutulması.
5434 sayılı Kanun’un 89. maddesinin birinci fıkrasında, hizmet sürelerinin tamamı Emekli Sandığı kapsamında geçen kişiler için emekli ikramiyesi düzenleniyor.
İkinci fıkrada ise hizmet birleştirmesi yoluyla emekli olanlara farklı koşullar uygulanıyor.
Bu farklılık, özellikle kamu görevinden KHK ile çıkarılan ve geçmişte SSK kapsamında da çalışması bulunan kişilerin emekli ikramiyesine erişimini etkiliyor.
Güven Boğa’nın davasında da 21 yıl 10 aylık kamu hizmeti bulunmasına rağmen, toplam hizmet süresinin birleştirilmesi ve kamu görevinin sona erme biçimi nedeniyle emekli ikramiyesi ödenmemesi uyuşmazlığın temelini oluşturuyor.
Burada yanıt bekleyen anayasal soru şu:
Yıllarca kamu hizmetinde bulunmuş ve emeklilik hakkını kazanmış bir kişinin, farklı sosyal güvenlik statülerinde de çalışmış olması ve kamu görevinden çıkarılma biçimi nedeniyle geçmiş hizmetine karşılık gelen emekli ikramiyesinden yoksun bırakılması, mülkiyet hakkı ve hukuk devleti ilkesiyle bağdaşır mı?
Anayasa Mahkemesinin yapacağı değerlendirme, bu sorunun hukuki yanıtı bakımından önem taşıyor.
Emekli İkramiyesi Bir Sosyal Yardım Değil, Hizmet Karşılığı Mali Hak
Emekli ikramiyesi tartışmasında dikkat çeken bir başka konu, ödemenin hukuki niteliği.
Emekli ikramiyesi, kanunda öngörülen koşullar altında kamu hizmetinde geçen süreler esas alınarak hesaplanan bir mali hak niteliği taşıyor.
Bu nedenle emekli ikramiyesinin ödenmemesi, yalnızca sosyal güvenlik kurumunun idari uygulaması açısından değil, mülkiyet hakkı bakımından da değerlendirilebiliyor.
Ancak her emeklinin her koşulda ikramiyeye hak kazandığı söylenemez. İkramiyeye hak kazanma koşulları kanunla düzenleniyor ve bu koşulların Anayasa’ya uygunluğu yargısal denetime tabi bulunuyor.
Somut davada tartışılan mesele de kanunun hizmet birleştirmesi yapan emekliler için getirdiği sınırlamanın anayasal güvencelerle bağdaşıp bağdaşmadığı.
KHK ile İhraç Edilen Emekliler İçin Kararın Önemi
KHK ile kamu görevinden çıkarılan kişilerin bir bölümü, görevlerinden ayrıldıktan sonra emeklilik koşullarını yerine getirmelerine rağmen emekli ikramiyesi alamıyor.
Özellikle Emekli Sandığı ve SSK hizmetleri birleştirilen kişiler açısından 5434 sayılı Kanun’un 89. maddesindeki koşullar belirleyici oluyor.
Bu nedenle Ankara Bölge İdare Mahkemesinin bekletme kararı, benzer hukuki durumda bulunan emeklilerin devam eden davaları açısından da dikkatle izlenmesi gereken bir gelişme.
Anayasa Mahkemesinin söz konusu düzenlemeyi iptal etmesi halinde, iptal kararının kapsamı, gerekçesi ve yürürlüğe giriş tarihi doğrultusunda devam eden uyuşmazlıkların yeniden değerlendirilmesi gündeme gelebilecek.
İptal isteminin reddedilmesi durumunda ise mevcut yasal düzenleme yürürlükte kalacak. Bununla birlikte, somut olayların özelliklerine göre bireysel hak ihlali iddialarının değerlendirilmesi ayrı bir mesele olmaya devam edebilecek.
Dolayısıyla Anayasa Mahkemesinin vereceği kararın etkisi, yalnızca Güven Boğa’nın açtığı davayla sınırlı kalmayabilir.
Gözler Anayasa Mahkemesinin Vereceği Kararda
Ankara 4. İdare Mahkemesinin 11 Mart 2026 tarihli ret kararı ile Ankara Bölge İdare Mahkemesinin 21 Ekim 2026 tarihli bekletme kararı birlikte değerlendirildiğinde, emekli ikramiyesi uyuşmazlığında iki ayrı hukuki aşama ortaya çıkıyor.
İlk derece mahkemesi, yürürlükteki kanun hükümlerini uygulayarak SGK’nin ret işlemini hukuka uygun buldu.
İstinaf mahkemesi ise uyuşmazlığın çözümünde uygulanacak hükmün Anayasa’ya uygunluğuna ilişkin itiraz başvurusunun sonucunu beklemeyi tercih etti.
Bu durum, KHK ile ihraç edilen ve hizmet birleştirmesi nedeniyle emekli ikramiyesi alamayan kişilerin hak taleplerinin çözümünde anayasal denetimin önemini bir kez daha gündeme getirdi.
Henüz emekli ikramiyesi ödenmesine ilişkin kesinleşmiş bir karar bulunmuyor. Ancak davanın dayandığı yasal düzenlemenin Anayasa Mahkemesinde inceleniyor olması, benzer durumda bulunan emeklilerin hak arama süreçleri açısından önemli bir aşamayı oluşturuyor.
Anayasa Mahkemesinin 5434 sayılı Emekli Sandığı Kanunu’nun 89. maddesinin ikinci fıkrası hakkında vereceği karar, yıllarca kamu hizmetinde bulunmasına rağmen emekli ikramiyesi alamayan kişilerin hukuki durumuna ilişkin tartışmalarda belirleyici olabilecek.
Haberin dayandığı yargı kararları:
-
Ankara 4. İdare Mahkemesi, 11.03.2026, E:2025/1463, K:2026/431.
-
Ankara Bölge İdare Mahkemesi, 21.10.2026 tarihli bekletme kararı.
-
İstinaf kararında atıf yapılan 25.09.2025 tarihli, E:2025/2702 sayılı Anayasa Mahkemesine itiraz başvurusu.
-
Anayasa Mahkemesi, 25.02.2025 tarihli, 2019/41241 başvuru numaralı bireysel başvuru kararı.




