Dünyanın önde gelen tıp dergilerinden The Lancet’in 2026 İklim Değişikliği ve Sağlık Raporu, küresel ısınmanın insan sağlığı üzerindeki etkilerinin giderek ağırlaştığını ortaya koydu. Araştırmaya göre 2016-2023 döneminde aşırı sıcaklarla bağlantılı olarak yılda ortalama 540 binden fazla insan yaşamını yitirdi. Yalnızca 2023 yılında sıcaklıkla ilişkili ölümlerin 710 bine ulaştığı tahmin edilirken araştırmacılar, iklim değişikliğinin artık “küresel sağlık acil durumu” olarak ele alınması gerektiği uyarısında bulundu.

İklim değişikliği artık yalnızca buzulların erimesi, deniz seviyelerinin yükselmesi ya da doğal yaşam alanlarının kaybolmasıyla sınırlı bir çevre sorunu değil. Artan sıcaklıklar, kuraklık, aşırı yağışlar, seller ve hava kirliliği, milyonlarca insanın yaşamını doğrudan etkileyen ciddi bir halk sağlığı sorununa dönüşüyor.

University College London (UCL) öncülüğünde, Dünya Sağlık Örgütü (DSÖ) iş birliğiyle hazırlanan The Lancet Countdown 2026 İklim Değişikliği ve Sağlık Raporu, Paris İklim Anlaşması'nın kabul edilmesinden bu yana geçen dönemde sağlık risklerinin azaltılmasında yeterli ilerleme sağlanamadığını ortaya koyuyor.

30'dan fazla ülkede, 100'ün üzerinde kurumdan 146 araştırmacının katkısıyla hazırlanan rapor, iklim krizinin sağlık üzerindeki olumsuz etkilerinin yalnızca büyümediğini, birçok göstergede artış hızının da yükseldiğini belirtiyor.

Paris Anlaşması'nın üzerinden 10 yıl geçti, sağlık riskleri ağırlaştı

2015 yılında kabul edilen Paris İklim Anlaşması, küresel sıcaklık artışını sanayi öncesi seviyelere göre 2 derecenin oldukça altında tutmayı ve 1,5 dereceyle sınırlandırmak için çaba göstermeyi hedefliyordu.

Dönemin ABD Başkanı Barack Obama, anlaşmayı değerlendirirken bunun insanlığın sahip olduğu tek gezegeni kurtarmak için elde ettiği en önemli fırsatlardan biri olduğunu söylemişti.

Ancak aradan geçen on yılın ardından yayımlanan yeni araştırma, iklim değişikliğiyle mücadelede atılan adımların sağlık üzerindeki olumsuz etkileri durdurmaya yetmediğini gösteriyor.

Lancet Countdown İcra Direktörü ve University College London öğretim üyesi Marina Romanello, raporun sonuçlarını değerlendirirken iklim krizinin sağlık üzerindeki etkilerinin, dünyanın bu sorunla mücadele hızından daha hızlı büyüdüğünü vurguladı.

Romanello'ya göre birçok iklim kaynaklı sağlık tehdidi, Paris Anlaşması öncesindeki döneme kıyasla daha hızlı artıyor.

2023 yılında sıcaklıkla bağlantılı 710 bin ölüm

Raporda öne çıkan en çarpıcı bulgulardan biri, aşırı sıcaklıkların yol açtığı ölüm sayılarındaki artış oldu.

Araştırmacıların hesaplamalarına göre 2016-2023 yılları arasında dünya genelinde sıcaklıkla bağlantılı yıllık ortalama ölüm sayısı 540 bini aştı. Bu ölümlerin yaklaşık yüzde 68'inin insan kaynaklı iklim değişikliğiyle ilişkili olduğu değerlendirildi.

2023 yılında ise sıcaklıkla bağlantılı tahmini ölüm sayısı 710 bine yükseldi. Araştırmacılar, bu ölümlerin yüzde 71'inden fazlasını iklim değişikliğine bağladı.

Bu sayı, aynı yıl dünya genelinde sıtma veya HIV/AIDS nedeniyle yaşanan ölümlerden daha yüksek bir düzeye işaret ediyor.

2016-2023 döneminin tamamında ise iklim değişikliğiyle ilişkilendirilen sıcaklık kaynaklı ölümlerin toplamının yaklaşık 3 milyona ulaştığı hesaplandı.

Rapordaki bu rakamlar, tek tek ölüm belgelerinde iklim değişikliğinin neden olarak kaydedildiği anlamına gelmiyor. Araştırmacılar, sıcaklık ve ölüm verilerini istatistiksel yöntemlerle değerlendirerek sıcaklığa atfedilebilen ölüm yükünü ve iklim değişikliğinin bu yükteki payını tahmin ediyor.

Aşırı sıcaklar dünya ekonomisinde 1 trilyon doları aşan kayba yol açtı

İklim krizinin etkileri yalnızca yaşam kayıplarıyla sınırlı değil. Artan sıcaklıklar, özellikle açık alanlarda çalışan işçiler, tarım emekçileri ve yüksek sıcaklığa maruz kalan diğer çalışanlar açısından önemli sağlık ve ekonomik riskler oluşturuyor.

Rapora göre 2025 yılında sıcaklık nedeniyle azalan çalışma kapasitesinin yol açtığı potansiyel gelir kaybı dünya genelinde 1 trilyon doları aştı.

Böylece sıcaklık kaynaklı ekonomik kayıplar üst üste üçüncü yıl trilyon dolar seviyesinin üzerinde gerçekleşti.

Yüksek sıcaklıkların çalışma saatlerini azaltması, üretkenliği düşürmesi ve çalışma koşullarını ağırlaştırması, özellikle düşük gelirli topluluklar ile iklim koşullarına doğrudan bağımlı sektörlerde daha büyük sonuçlar doğuruyor.

Kuraklığın yayılma hızı yaklaşık yüzde 700 arttı

Araştırmanın dikkat çektiği bir diğer gelişme, dünya genelinde aşırı kuraklığa maruz kalan alanların genişlemesi oldu.

Rapora göre 2016-2025 döneminde aşırı kuraklıktan etkilenen kara alanlarının genişleme hızı, Paris Anlaşması öncesindeki on yıla kıyasla yaklaşık yüzde 700 arttı.

2025 yılında dünya üzerindeki kara alanlarının yarısından fazlası, en az bir ay boyunca aşırı kuraklık koşulları yaşadı.

Kuraklık yalnızca tarımsal üretimi ve su kaynaklarını tehdit etmiyor. Gıda fiyatlarının yükselmesi, beslenme yetersizliği, temiz suya erişimin zorlaşması ve geçim kaynaklarının kaybedilmesi gibi sonuçlar aracılığıyla halk sağlığını da etkiliyor.

Özellikle su kaynaklarının sınırlı olduğu bölgelerde yaşayan toplulukların bu gelişmeler karşısında daha kırılgan hale geldiği belirtiliyor.

Bir yanda kuraklık, diğer yanda aşırı yağış ve seller

Lancet raporu, iklim krizinin aynı zamanda dünyanın farklı bölgelerinde birbirine zıt görünen aşırı hava olaylarını artırdığına dikkat çekiyor.

2006-2015 döneminde çok aşırı yağışlara maruz kalan kara alanlarının oranı yüzde 14,8 olarak hesaplanırken bu oran 2016-2025 döneminde yüzde 17,2'ye yükseldi.

Bu durum, bazı bölgelerde uzun süreli kuraklık yaşanırken başka bölgelerde şiddetli yağışların ve ani sellerin daha büyük tehdit oluşturmasına yol açıyor.

Sellerin doğrudan can kayıplarının yanı sıra içme suyu kaynaklarının kirlenmesi, altyapının zarar görmesi, insanların yerinden edilmesi ve bulaşıcı hastalık risklerinin artması gibi sağlık sonuçları da bulunuyor.

Marina Romanello, kuraklık ve aşırı yağış gibi tehlikelerin birbirini güçlendirebildiğini belirterek yaşanan gelişmelerin sıradan ve aşamalı bir kötüleşme olarak değerlendirilmemesi gerektiğini ifade etti.

Fosil yakıtlardan kaynaklanan hava kirliliği yılda 2,7 milyon ölümle ilişkili

Raporda küresel enerji sisteminin insan sağlığı üzerindeki etkilerine de geniş yer verildi.

Yenilenebilir enerji yatırımlarındaki büyümeye rağmen fosil yakıtlar, dünya enerji arzının yüzde 80'inden fazlasını karşılamayı sürdürüyor.

Araştırmacıların hesaplamalarına göre fosil yakıt kullanımından kaynaklanan hava kirliliği, dünya genelinde her yıl yaklaşık 2,7 milyon ölümle ilişkili.

Fosil yakıtların yakılması sonucu ortaya çıkan ince partikül maddeler ve diğer hava kirleticileri; kalp-damar hastalıkları, solunum sistemi hastalıkları ve çeşitli kronik sağlık sorunları açısından ciddi riskler oluşturuyor.

Bu nedenle rapor, fosil yakıt kullanımının azaltılmasının yalnızca sera gazı emisyonlarını düşürmek için değil, hava kalitesini iyileştirerek önlenebilir ölümleri azaltmak için de gerekli olduğunu vurguluyor.

Temiz enerji yatırımlarında umut veren gelişme

Araştırma, bütün olumsuz göstergelere rağmen iklim değişikliğiyle mücadelede olumlu gelişmelerin de yaşandığını ortaya koyuyor.

2025 yılında temiz enerjiye yapılan küresel yatırımlar yüzde 7'den fazla artarak 2,1 trilyon dolara ulaştı.

Bu tutar, fosil yakıt enerji kaynaklarına yapılan yatırımlardan yüzde 82 daha yüksek gerçekleşti.

Yenilenebilir enerji kaynaklarının küresel elektrik üretimindeki payı ise 2016 yılında yüzde 5,5 düzeyindeyken 2023 yılında yüzde 13,5'e yükseldi.

Araştırmacılar, temiz enerjiye geçişin sağladığı hava kalitesi iyileşmeleri sayesinde çok sayıda ülkede yılda yaklaşık 323 bin ölümün önlendiğini tahmin ediyor.

Bununla birlikte dünyanın diğer bölgelerinde hava kirliliğinin artması, küresel ölçekte elde edilen sağlık kazanımlarını sınırlıyor.

Dolayısıyla temiz enerji yatırımlarındaki büyüme önemli bir ilerleme olarak görülse de mevcut dönüşüm hızının iklim krizinin sağlık üzerindeki etkilerini durdurmak için yeterli olmadığı belirtiliyor.

DSÖ'ye çağrı: İklim değişikliği sağlık acil durumu olarak tanınmalı

Lancet Countdown araştırmacıları, elde edilen bulgular doğrultusunda iklim değişikliğine karşı sağlık merkezli yeni bir küresel mücadele yaklaşımı geliştirilmesini öneriyor.

Raporda altı temel öncelik öne çıkıyor:

  1. Küresel sağlık acil durumu: Dünya Sağlık Örgütü'nün iklim değişikliğini resmen bir sağlık acil durumu olarak tanıyabilecek yeni bir mekanizma oluşturması.

  2. Sağlığın iklim politikalarının merkezine alınması: İklim politikalarının başarısının yalnızca emisyon azaltımıyla değil, insanların yaşamı ve sağlığı üzerindeki sonuçlarıyla da ölçülmesi.

  3. Uluslararası iş birliğinin güçlendirilmesi: Birleşmiş Milletler, DSÖ ve ülkelerin mevcut kurumsal kaynaklarını iklim ve sağlık krizine karşı ortak biçimde kullanması.

  4. Sera gazı emisyonlarının hızla azaltılması: Fosil yakıtlardan çıkışın hızlandırılması ve dönüşümün toplumsal adalet ilkeleri doğrultusunda yürütülmesi.

  5. Ortak iklim ve sağlık verileri: Bilim insanlarının ve kamu kurumlarının yararlanabileceği, erişilebilir bir uluslararası veri altyapısının oluşturulması.

  6. Adil finansman: Ekonomik açıdan güçlü ülkelerin iklim krizinden daha fazla etkilenen ülkelere hibe ve düşük faizli finansman sağlaması.

Araştırmacılar, iklim değişikliğinin sağlık üzerindeki etkileriyle mücadelenin yalnızca çevre bakanlıklarının sorumluluğunda görülemeyeceğini; sağlık, enerji, tarım, ekonomi ve kentleşme politikalarının birlikte ele alınması gerektiğini belirtiyor.

Türkiye ve Akdeniz havzası açısından uyarı

Raporda ortaya konulan küresel eğilimler, Akdeniz havzasında yer alan Türkiye açısından da önem taşıyor.

Özellikle yaz aylarında yüksek sıcaklıkların görüldüğü Adana, Mersin, Antalya ve diğer Akdeniz kentlerinde aşırı sıcaklıklar; yaşlılar, çocuklar, kronik hastalığı bulunanlar ve açık havada çalışanlar açısından ciddi sağlık riskleri oluşturabiliyor.

Tarım işçileri, inşaat çalışanları ve açık alanlarda uzun süre çalışmak zorunda kalan emekçiler, sıcaklık artışının hem sağlık hem de çalışma yaşamı üzerindeki sonuçlarıyla karşı karşıya kalıyor.

Kentlerde yeşil alanların korunması, sıcak hava dalgalarına karşı erken uyarı sistemlerinin geliştirilmesi, çalışma saatlerinin sağlık risklerine göre düzenlenmesi ve sağlık kuruluşlarının aşırı hava olaylarına hazırlanması bu nedenle önem kazanıyor.

Lancet'in küresel verileri Türkiye'ye ya da Adana'ya özgü ölüm tahminleri sunmuyor. Bununla birlikte araştırmanın ortaya koyduğu riskler, yerel iklim uyum politikalarının halk sağlığı boyutuyla birlikte değerlendirilmesi gerektiğine işaret ediyor.

“İklim krizi artık ertelenebilecek bir sorun değil”

Lancet Countdown İcra Direktörü Marina Romanello, Paris Anlaşması'nın üzerinden geçen on yılda iklim değişikliğiyle yeterince mücadele edilemediğini, buna karşılık insan sağlığı üzerindeki zararların giderek ağırlaştığını belirtti.

Romanello, yaşanan gelişmelerin çok ciddi bir küresel sağlık acil durumu oluşturduğunu ve buna uygun, gecikmeyen bir müdahale gerektiğini ifade etti.

Araştırmanın temel mesajı ise açık: İklim değişikliğiyle mücadelede gecikilen her yıl, yalnızca çevresel kayıpları değil, önlenebilir hastalıkları, ölümleri ve ekonomik eşitsizlikleri de artırıyor.

Bilim insanlarına göre iklim politikalarının merkezine insan sağlığının yerleştirilmesi, hem bugünün yaşamlarını korumak hem de gelecek kuşakların daha güvenli bir dünyada yaşamasını sağlamak açısından belirleyici önem taşıyor.

Kaynaklar: The Lancet – İklim Değişikliği ve Sağlık Araştırması; Lancet Countdown – Resmî Araştırma Platformu; ABC News – 28 Ekim 2026 tarihli haber. Ayrıca 2026 raporunun bulguları bağımsız haber kaynaklarıyla karşılaştırıldı.

Editoryal not: Haberdeki ölüm ve ekonomik kayıp sayıları araştırmacıların modellemelerine dayanan tahminlerdir; doğrudan sayılmış vaka toplamları değildir. The Lancet'in ilgili sayfasına doğrudan erişim sınırlı olduğundan rakamlar, raporu aktaran güncel kaynaklarla da kontrol edilmiştir.