DEM Parti İzmir Milletvekili İbrahim Akın, Türkiye’nin Avrupa’dan yaptığı atık ithalatına ilişkin açıklamaları nedeniyle Cumhurbaşkanlığı İletişim Başkanlığı Dezenformasyonla Mücadele Merkezi’ne (DMM) tepki gösterdi. Ticaret Bakanlığı’nın 2026 yılı atık ithalatı düzenlemeleri ile Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı’nın soru önergelerine verdiği yanıtları gündeme taşıyan Akın, 2020 yılından bu yana geri dönüşüm ve atık bertaraf tesislerine 2,18 milyar lirayı aşan idari para cezası uygulandığına dikkat çekti. Akın, “Her şey denetim altındaysa, geri dönüşüm sorunsuz ve çevreye zarar vermeden ilerliyorsa, bakanlık bu tesislere neden ceza veriyor?” diye sordu.
Türkiye’nin Avrupa ülkelerinden gerçekleştirdiği atık ithalatı, hükümetin çevre politikaları ve yaklaşan COP31 İklim Zirvesi öncesinde yeniden siyasi tartışmaların merkezine yerleşti. DEM Parti İzmir Milletvekili İbrahim Akın, Avrupa’dan Türkiye’ye gönderilen atıklarla ilgili haber ve sosyal medya paylaşımlarını manipülasyon olarak nitelendiren Dezenformasyonla Mücadele Merkezi’ne, bakanlıkların resmî düzenlemeleri ve denetim verileri üzerinden yanıt verdi.
Akın, sosyal medya hesabından yaptığı açıklamada, Türkiye’nin atık ithalatı gerçekleştirdiğinin devletin kendi belgeleriyle sabit olduğunu belirterek, ithalatın yalnızca lisanslı tesislerde yapılmasının çevre ve insan sağlığı açısından bütün risklerin ortadan kalktığı anlamına gelmediğini savundu.
Özellikle geri dönüşüm ve atık bertaraf tesislerine uygulanan idari para cezalarını gündeme taşıyan Akın, çevre mevzuatına aykırılıklar nedeniyle yüzlerce tesis hakkında faaliyet durdurma kararı alınmasını, mevcut denetim sisteminin etkinliği açısından sorguladı.
DMM: “Avrupa çöpünü Türkiye’ye döküyor” açıklamaları manipülasyon
Tartışma, Cumhurbaşkanlığı İletişim Başkanlığı Dezenformasyonla Mücadele Merkezi’nin atık ithalatına ilişkin yaptığı açıklamayla başladı.
DMM, bazı basın yayın organları ve sosyal medya hesaplarında yer alan “Avrupa çöpünü Türkiye’ye döküyor” yönündeki paylaşımların gerçekleri çarpıttığını savundu.
Merkezin açıklamasında, Türkiye’ye bertaraf amacıyla atık, tehlikeli madde veya geri dönüştürülemeyen çöp girişinin yasak olduğu belirtilerek, yalnızca sanayide hammadde olarak kullanılabilecek temiz ve kaynağında ayrıştırılmış atıkların ithalatına izin verildiği ifade edildi.
DMM, ithal edilen atıkların lisanslı tesislerde işlendiğini, standartlara uygun olmayan sevkiyatların ülkeye kabul edilmediğini ve uygunsuz yüklerin gönderildikleri ülkelere iade edildiğini bildirdi.
Açıklamada ayrıca, kabul edilen atıkların gümrük noktalarından işleme tesislerine ulaşıncaya kadar takip sistemleriyle izlendiği ve çevre mevzuatına aykırı faaliyetlere karşı denetimlerin sürdürüldüğü kaydedildi.
DMM, atık ithalatına ilişkin tartışmaların Türkiye’nin ev sahipliği yapacağı COP31 İklim Zirvesi öncesinde gündeme taşınmasını da eleştirerek bunun kötü niyetli bir algı çalışması olduğunu ileri sürdü.
Akın: “Türkiye atık ithalatı yapıyor mu? Evet, yapıyor”
DMM’nin açıklamasına tepki gösteren İbrahim Akın, tartışmanın öncelikle Türkiye’nin atık ithalatı yapıp yapmadığı sorusundan başlaması gerektiğini belirtti.
Akın, açıklamasında şu ifadeleri kullandı:
“Dezenformasyon Merkezi işbaşında! Sırasıyla gidelim ve anlayabilmeleri için tane tane anlatalım: Türkiye atık ithalatı yapıyor mu? Evet yapıyor.”
Atık ithalatının devletin resmî düzenlemeleri çerçevesinde yürütüldüğünü hatırlatan Akın, Ticaret Bakanlığı tarafından yayımlanan 2026/3 sayılı tebliğe işaret etti.
Söz konusu düzenlemenin ithalatı uygunluk denetimine tabi atıkları listelediğini belirten Akın, bu ürünlerin ithalatına izin verilmesinin çevresel açıdan tamamen zararsız oldukları anlamına gelmediğini savundu.
Akın, “Bu listedeki atıkların zararsız olduğunu ileri sürmek aslında en büyük manipülasyon değil mi?” diye sordu.
Ticaret Bakanlığı’nın listesinde plastikten elektronik atığa çok sayıda ürün bulunuyor
Akın’ın gündeme getirdiği 2026/3 sayılı Ticaret Bakanlığı düzenlemesinin Ek-1 listesinde, ithalatı uygunluk denetimine tabi tutulan 41 GTİP satırı bulunuyor.
Listede farklı sektörlerde geri kazanım amacıyla kullanılabilen atıklar, hurdalar ve kalıntılar yer alıyor.
Bunlar arasında plastik atıklar ve polimer kalıntıları, çinko, bakır ve alüminyum içeren metal atıkları, kullanılmış lastikler, kâğıt ve karton hurdaları, tekstil atıkları, cam kırıkları, belirli akü ve batarya atıkları ile baskılı devre kartları bulunuyor.
Özellikle plastik atıklar bakımından polietilen, polipropilen, polistiren, PVC, PET, polikarbonat ve poliamid gibi farklı polimer türleri düzenlemede yer alıyor.
Elektronik atıklar kapsamında ise belirli batarya türleri ve baskılı devre kartları gibi özel işlem gerektirebilen malzemeler listeleniyor.
Bu tür atıkların çevresel etkileri, içeriklerine, kirlilik düzeylerine, taşınma koşullarına ve geri dönüşüm süreçlerinde kullanılan teknolojilere göre değişebiliyor.
Bununla birlikte, bir atığın ithalatı uygunluk denetimine tabi tutulması, o atığın her koşulda ithal edilebileceği ya da çevre açısından zararsız olduğu anlamına gelmiyor. Fiilî ithalatın ilgili mevzuattaki izin, sınırlama ve denetim koşullarına uygun olması gerekiyor.
Akın’ın itirazı ise tam da bu noktada yoğunlaşıyor. Milletvekili, yasal ithalat ve lisanslı geri dönüşüm faaliyetlerinin, çevre kirliliği risklerinin bulunmadığını göstermek için yeterli olmadığını savunuyor.
Bakanlığın yanıtı: 43 bin 803 denetim, 376 faaliyet durdurma kararı
İbrahim Akın, açıklamasında Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı’nın milletvekillerinin soru önergelerine verdiği yanıtları da gündeme taşıdı.
Akın’ın paylaştığı 26 Mart 2026 tarihli bakanlık yanıtına göre, 2020 yılından söz konusu tarihe kadar Türkiye genelindeki atık bertaraf ve geri dönüşüm tesislerinde 43 bin 803 denetim gerçekleştirildi.
Bu denetimlerde Çevre Kanunu’na aykırı faaliyetlerde bulunduğu tespit edilen işletmelere toplam 1 milyar 866 milyon 693 bin 692 lira idari para cezası uygulandı.
Aynı dönemde 376 tesis hakkında faaliyet durdurma kararı alındığı bildirildi.
Bakanlık yanıtında, çevre ve insan sağlığı açısından tehlike oluşturan faaliyetlerin kısmen veya tamamen, süreli ya da süresiz durdurulabildiği belirtildi.
Ayrıca çevreyi kirlettiği tespit edilen işletmeler ve kişiler hakkında Türk Ceza Kanunu kapsamında Cumhuriyet savcılıklarına suç duyurusunda bulunulabildiği kaydedildi.
Bakanlık, çevre kirliliğine neden olan işletmelerin “Kirleten Öder” ilkesi kapsamında atıkları kaldırmak, uygun tesislerde işlenmesini sağlamak ve kirlenen alanları temizlemekle yükümlü olduğunu da vurguladı.
Beş ay içinde idari para cezalarının toplamı 316 milyon liradan fazla arttı
Akın’ın paylaştığı ikinci bakanlık yanıtı ise 14 Ağustos 2026 tarihini taşıyor.
Bu yanıtta, 2020 yılından itibaren Türkiye genelindeki atık bertaraf ve geri dönüşüm tesislerine uygulanan idari para cezalarının toplamının 2 milyar 183 milyon 281 bin 574 lira 5 kuruşa ulaştığı bildirildi.
İki bakanlık yanıtındaki rakamlar karşılaştırıldığında şu tablo ortaya çıkıyor:
|
Bakanlık yanıtının tarihi |
2020'den itibaren bildirilen toplam ceza |
|---|---|
|
26 Mart 2026 |
1.866.693.692 TL |
|
14 Ağustos 2026 |
2.183.281.574,05 TL |
|
İki açıklama arasındaki fark |
316.587.882,05 TL |
Buna göre, yaklaşık beş aylık süre içerisinde bildirilen kümülatif idari para cezası tutarı 316,5 milyon liradan fazla arttı. Bu artış yaklaşık yüzde 17'ye karşılık geliyor.
Ancak söz konusu verilerin, ithal atıkları işleyen tesislerin yanı sıra Türkiye genelindeki atık bertaraf ve geri dönüşüm tesislerini kapsadığına dikkat çekmek gerekiyor. Dolayısıyla açıklanan cezaların tamamının doğrudan ithal atıklardan kaynaklandığı sonucuna varılamıyor.
Ayrıca 376 faaliyet durdurma kararının tamamının kalıcı tesis kapatması anlamına gelip gelmediği de açıklanan bilgilerden anlaşılamıyor.
Bununla birlikte veriler, atık yönetimi sektöründe çevre mevzuatına aykırı faaliyetlerin tespit edildiğini ve önemli tutarlarda idari yaptırım uygulandığını ortaya koyuyor.
“Her şey denetim altındaysa bu tesislere neden ceza veriliyor?”
Bakanlığın verilerini değerlendiren Akın, DMM’nin atıkların lisanslı tesislerde işlendiği yönündeki açıklamasının çevresel risklere ilişkin soruları ortadan kaldırmadığını savundu.
Akın, açıklamasında şu soruları yöneltti:
“Her şey denetim altındaysa, geri dönüşüm sorunsuz ve çevreye zarar vermeden ilerliyorsa, ithal edilen atıkların doğaya, çevreye ve insan sağlığına olumsuz etkisi yoksa ve en önemlisi bu lisanslı bertaraf tesislerinin kapasitesi ithal edilen atıkları dönüştürmeye yetiyorsa bakanlık bu tesislere neden ceza veriyor?”
Bakanlığın denetimlerde çok sayıda ihlal tespit ettiğini ve yüzlerce tesis hakkında faaliyet durdurma kararı aldığını hatırlatan Akın, bu durumun kamuoyuna açıklanması gerektiğini belirtti.
“Her şey sağlığa ve çevreye zararsız ilerlediyse tespit edilen ihlaller ve kapatılan tesislerin açıklaması nedir? Ceza ve kapatma varsa sorun var demek değil midir?” ifadelerini kullandı.
Akın, geri dönüşüm sektöründe tespit edilen ihlallerin yalnızca münferit işletme sorunları olarak değerlendirilmemesi gerektiğini savunarak, ithal edilen atık miktarlarıyla tesislerin işleme kapasiteleri arasındaki ilişkinin de sorgulanmasını istedi.
Tartışmanın merkezinde geri dönüşüm kapasitesi ve çevre denetimleri var
Türkiye’nin atık ithalatına ilişkin tartışmalarda iki ayrı konu öne çıkıyor: Atıkların mevzuata uygun biçimde ülkeye getirilmesi ve ülkeye getirildikten sonra çevreye zarar vermeden işlenmesi.
DMM, ithalatın belirli standartlara ve denetimlere bağlı olarak gerçekleştirildiğini, uygunsuz sevkiyatların engellendiğini ve tesislerin takip edildiğini belirtiyor.
Akın ise lisanslandırma ve denetim mekanizmalarının varlığının, sistemin bütün aşamalarında çevre güvenliğinin sağlandığını göstermeye yetmediğini savunuyor.
Atık yönetiminde lisanslı tesislerin teknik kapasiteleri, atıkların ayrıştırılma süreçleri, geri dönüştürülemeyen kalıntıların nasıl bertaraf edildiği ve denetimlerde tespit edilen ihlallerin niteliği önem taşıyor.
Özellikle plastik atıkların geri dönüşümünde farklı polimer türlerinin ayrıştırılması, kirleticilerin uzaklaştırılması ve geri dönüştürülemeyen kalıntıların uygun yöntemlerle yönetilmesi gerekiyor.
Uygun olmayan koşullarda gerçekleştirilen depolama, ayrıştırma ve işleme faaliyetleri; toprak, hava ve su kirliliği bakımından risk oluşturabiliyor.
Elektronik atıklar ve belirli metal kalıntıları da içeriklerine bağlı olarak özel işlem ve kontrol gerektirebiliyor.
Bu nedenle bir atığın ekonomik değer taşıması ve sanayide ikincil hammadde olarak kullanılabilmesi, çevresel risklerden tamamen arındığı anlamına gelmiyor.
Öte yandan geri dönüşüm faaliyetleri, uygun teknolojiler ve etkili denetimlerle yürütüldüğünde doğal kaynak kullanımının ve birincil hammadde ihtiyacının azaltılmasına katkı sağlayabiliyor.
Dolayısıyla tartışma yalnızca atık ithalatının yapılıp yapılmadığıyla değil, ithal edilen malzemelerin hangi koşullarda, ne kadarının ve hangi yöntemlerle geri kazanıldığıyla da ilgili.
Avrupa’dan gelen atıklar neden tartışılıyor?
Türkiye’nin Avrupa ülkelerinden atık ithalatı yapması, özellikle plastik atık ticareti üzerinden uzun süredir çevre politikalarının tartışmalı başlıklarından biri olmayı sürdürüyor.
Avrupa ülkelerinde toplanan ve geri dönüşüm amacıyla ihraç edilen atıkların bir bölümü Türkiye’deki sanayi ve geri dönüşüm tesislerine gönderiliyor.
Bu ticaret, geri dönüşüm sanayisine hammadde sağlama potansiyeli taşısa da ithalatın büyüklüğü, atıkların niteliği ve geri dönüşüm süreçlerinin çevresel etkileri bakımından eleştiriliyor.
Çevre açısından temel sorunlardan biri, geri dönüşüme uygun malzemelerle ekonomik veya teknik olarak geri kazanılması güç atıkların birbirinden ayrılması.
İthal edilen atıkların tamamının geri dönüştürülüp dönüştürülmediği, geri dönüşüm sonrası ortaya çıkan kalıntıların nasıl yönetildiği ve tesislerdeki denetimlerin yeterliliği bu nedenle önem kazanıyor.
Bakanlığın açıkladığı idari yaptırım verileri, sektörün denetlenmesi gereken riskler barındırdığını gösterse de ithal atıkların ne kadarının uygunsuz işlendiğini tek başına ortaya koymuyor.
Bu sorunun yanıtlanabilmesi için ithalat miktarları, tesis bazında işleme kapasiteleri, geri kazanım oranları, denetim sonuçları ve atıkların nihai akıbetine ilişkin ayrıntılı verilere ihtiyaç bulunuyor.
Akın’dan “Sıfır Atık” politikalarına eleştiri
İbrahim Akın, atık ithalatına ilişkin tartışmayı hükümetin “Sıfır Atık” politikalarıyla da ilişkilendirdi.
Türkiye’nin son 10 yılda Avrupa’nın en büyük atık ithalatçılarından biri haline geldiğini savunan Akın, hükümetin çevre politikalarına ilişkin söylemleriyle atık ticaretindeki uygulamaları arasında çelişki bulunduğunu ileri sürdü.
Akın, açıklamasında şu ifadeleri kullandı:
“‘Sıfır Atık’ gibi parlak vitrinin arkasına sakladığınız çöp politikanızla Türkiye’yi son 10 yıldır Avrupa’nın en büyük atık ithalatçısı yaptığınızı herkes biliyor.”
Sıfır Atık yaklaşımı, atık oluşumunun önlenmesi, kaynakların verimli kullanılması, atıkların kaynağında ayrıştırılması ve geri kazanımın artırılması gibi hedefleri içeriyor.
Ancak Akın, Türkiye’nin yurt dışından büyük miktarlarda atık almasının bu politikalarla birlikte değerlendirilmesi gerektiğini savunuyor.
Milletvekili, atık ithalatının yalnızca ekonomik bir faaliyet olarak değil, çevre sağlığı, kamusal denetim ve sürdürülebilirlik açısından da ele alınmasını istiyor.
COP31 öncesinde atık ithalatı tartışması büyüyor
Türkiye’nin ev sahipliği yapacağı COP31 İklim Zirvesi, tartışmanın siyasi boyutunu da güçlendirdi.
DMM, atık ithalatına ilişkin eleştirilerin zirve öncesinde gündeme getirilmesini Türkiye’nin çevre politikalarını hedef alan bir algı çalışması olarak nitelendirdi.
Akın ise bu değerlendirmeye karşı çıkarak, hükümetin atık politikalarının uluslararası iklim gündemi öncesinde daha fazla sorgulanması gerektiğini savundu.
“‘Sıfır Atık’ vitrininizin arkasında yüz binlerce ton atık var! Bu deşifre olacağı için mi paniklediniz? COP31’e giderken foyanız ortaya çıkacağı için mi telaşlandınız?” ifadelerini kullanan Akın, hükümetin çevre politikalarına yönelik eleştirilerini sürdürdü.
İklim zirvesi öncesindeki tartışma, Türkiye’nin atık yönetimi politikalarının yalnızca geri dönüşüm hedefleri üzerinden değil, çevresel etkileri ve uygulama sonuçları bakımından da değerlendirilmesi gerektiği sorusunu gündeme taşıyor.
Yanıt bekleyen sorular: İthal edilen atıkların ne kadarı geri dönüştürülüyor?
Akın’ın açıklamaları ve bakanlıkların paylaştığı denetim verileri, atık ithalatına ilişkin bazı soruları yeniden gündeme getirdi.
Türkiye’ye ithal edilen atıkların ne kadarı fiilen geri dönüştürülüyor? Geri kazanılamayan atıklar hangi yöntemlerle bertaraf ediliyor? İthal atıkları işleyen tesislerin toplam kapasitesi ne kadar? Çevre mevzuatına aykırılık nedeniyle yaptırım uygulanan tesislerin kaçı ithal atık işliyor? Faaliyet durdurma kararlarının ne kadarı geçici, ne kadarı kalıcı?
Bunların yanı sıra ithalatı uygunluk denetimine tabi atıkların türlerine göre miktarları ve işleme sonrasında ortaya çıkan kalıntılara ilişkin veriler de tartışmanın açıklığa kavuşturulması açısından önem taşıyor.
DMM’nin açıklaması, atık ithalatının hukuki çerçevesini ve resmî denetim mekanizmalarını öne çıkarırken Akın’ın eleştirileri, bu mekanizmaların uygulamadaki sonuçlarına odaklanıyor.
Bakanlığın açıkladığı milyarlarca liralık idari para cezası ve yüzlerce faaliyet durdurma kararı, denetimlerde ciddi miktarda mevzuata aykırılık tespit edildiğini ortaya koyuyor. Ancak bu veriler, ithal edilen atıkların tamamının çevreye zarar verdiğini veya geri dönüşüm sisteminin bütünüyle işlemediğini kanıtlamıyor.
Atık ithalatına ilişkin tartışmanın sağlıklı biçimde değerlendirilebilmesi için hem kamu kurumlarının hem de sektörün ithalat, işleme, geri kazanım ve çevresel denetim verilerinin ayrıntılı ve karşılaştırılabilir biçimde kamuoyuyla paylaşılması önem taşıyor.
İbrahim Akın ise açıklamasını hükümetin atık politikalarına yönelik sert eleştirisiyle tamamladı:
“Dünyanın çöplüğü haline getirdiğiniz bu ülkeyi çöp zihniyetinizden kurtaracağız!”
Kaynak ve kapsam notu: Haber; İbrahim Akın’ın paylaşılan açıklaması, Dezenformasyonla Mücadele Merkezi’nin yanıtı, Ticaret Bakanlığı’nın 2026/3 sayılı düzenlemesinden aktarılan liste ve 26 Mart ile 14 Ağustos 2026 tarihli bakanlık yanıtlarından verilen bilgiler esas alınarak hazırlanmıştır. Resmî belgelerin asılları ve güncel ithalat istatistikleri bağımsız olarak doğrulanmamıştır. Ceza tutarları, yalnızca ithal atık işleyen tesisleri değil, Türkiye genelindeki atık bertaraf ve geri dönüşüm tesislerini kapsamaktadır.









