HDK Eş Sözcüsü ve DEM Parti Erzurum Milletvekili Meral Danış Beştaş, 10 Ekim Ankara Gar Katliamı'na ilişkin sorumlulukların bütün yönleriyle ortaya çıkarılmadığını belirterek, Adana'da 10 Ekim Barış Mitingi'ne katılım çağrısı yapan 11 kişiye verilen hapis cezalarının istinafta onanmasına tepki gösterdi. Beştaş, “Katliamın hesabını sorması gerekenler hesap vermezken barış isteyenler cezalandırılıyor” dedi. Davada verilen 2 ve 3 yıllık direnme cezalarına ilişkin istinaf kararlarının kesin olması, devlet memuru olan sanıklar açısından mesleklerini kaybetme tehlikesini de gündeme getirdi.
Beştaş: Barış isteyenlerin cezalandırılması hukuksuzdur
Halkların Demokratik Kongresi (HDK) Eş Sözcüsü, DEM Parti Erzurum Milletvekili, hukukçu ve TBMM Anayasa Komisyonu Üyesi Meral Danış Beştaş, 10 Ekim 2015 Ankara Gar Katliamı'na katılım çağrısı nedeniyle Adana'da 11 kişinin yargılandığı davada verilen istinaf kararına sert tepki gösterdi.
Adana Bölge Adliye Mahkemesi 2. Ceza Dairesinin 22 Ekim 2026 tarihli kararıyla, sanıklara verilen hapis cezalarına ilişkin istinaf başvurularının büyük bölümünün reddedilmesini değerlendiren Beştaş, 10 Ekim Katliamı'nın bütün yönleriyle aydınlatılmadığını vurguladı.
Beştaş, açıklamasında şu ifadeleri kullandı:
“10 Ekim Ankara Gar Katliamı, Türkiye tarihinin en büyük katliamlarından biriydi. IŞİD’in gerçekleştirdiği, güvenlik güçlerinin önceden bildiği tehlikeye rağmen engellenemeyen bu katliamın bütün yönleri hâlâ aydınlatılmadı. Katliamın gerçek sorumluları hesap vermedi.”
Katliama ilişkin hesap verebilirlik tartışmaları devam ederken, mitinge katılım çağrısında bulunan kişilere hapis cezası verilmesini eleştiren Beştaş, sözlerini şöyle sürdürdü:
“Şimdi ise 10 Ekim’de barış talebiyle bir araya gelen emekçilere çağrı yapan 11 kişi hakkında verilen mahkûmiyet kararları istinafta onanıyor.
Katliamın hesabını sorması gerekenler hesap vermezken barış isteyenler cezalandırılıyor. Barış istemek suç değildir, barış isteyenlerin cezalandırılması hukuksuzdur, kabul etmiyoruz.”
Beştaş, açıklamasını “10 Ekim’i unutma, unutturma!” çağrısıyla tamamladı.
10 Ekim Mitingi'ne çağrı nedeniyle 11 yıldır yargılanıyorlar
Beştaş'ın tepki gösterdiği dava, 6 Ekim 2015 tarihinde Adana'da gerçekleştirilen bir yürüyüş girişimine dayanıyor.
DİSK, KESK, TMMOB ve Türk Tabipleri Birliği tarafından 10 Ekim 2015 tarihinde Ankara'da düzenlenmesi planlanan Emek, Barış ve Demokrasi Mitingi için Adana'da da çağrı çalışmaları yürütülüyordu.
Sendikalar, meslek örgütleri ve demokratik kitle örgütlerinin katılımıyla İnönü Parkı'nda yaklaşık 120 kişi bir araya geldi.
Ankara'daki mitinge katılım çağrısı amacıyla gerçekleştirilmek istenen yürüyüşe polis müdahale etti. Müdahale sırasında yaşanan olaylar nedeniyle 11 kişi hakkında ceza davası açıldı.
İddianamede bazı göstericilerin polis barikatlarına yüklendiği, flama sopalarıyla kolluk görevlilerine karşı koyduğu ve polislerin yaralandığı ileri sürüldü.
Sanıklar ise barışçıl toplantı ve gösteri yürüyüşü haklarını kullandıklarını savundu.
Aradan geçen yaklaşık 11 yıl boyunca devam eden yargılama, 22 Ekim 2026 tarihli istinaf kararıyla yeni bir aşamaya ulaştı.
Yedi kişiye 4 yıl 6 ay, dört kişiye 3 yıl 6 ay hapis
Adana 17. Asliye Ceza Mahkemesi, 21 Nisan 2026 tarihli kararında 11 kişinin tamamını iki ayrı suçtan mahkûm etti.
Sanıkların tamamına, 2911 sayılı Toplantı ve Gösteri Yürüyüşleri Kanunu'nun 32/1. maddesi kapsamında 1 yıl 6 ay hapis cezası verildi.
Ayrıca görevi yaptırmamak için direnme suçundan yedi kişiye 3'er yıl, dört kişiye ise 2'şer yıl hapis cezası verildi.
İki ayrı suçtan toplam 4 yıl 6'şar ay hapis cezası verilen kişiler:
Ahmet Miran Aydoğan, Aydın Yiğit, Abdurrahman Çeliker, Necmettin Sercan Şahin, Selçuk Karasu, Sinan Hüdür ve İsmail İnanç Su.
İki ayrı suçtan toplam 3 yıl 6'şar ay hapis cezası verilen kişiler:
Alaattin Süzer, Hüseyin Çalı, Şükran Kablan Yeşil ve Habip Alpkaya.
Adana Bölge Adliye Mahkemesi 2. Ceza Dairesi, 22 Ekim 2026 tarihli, 2026/1847 esas ve 2026/2261 karar sayılı hükmüyle Sinan Hüdür dışındaki 10 sanığın istinaf başvurularını esastan reddetti.
Sinan Hüdür'ün istinaf başvurusu ise önceki yargılama sürecinde kanun yoluna başvurulmamış olması nedeniyle usulden reddedildi.
Direnme cezaları kesin nitelikte, 10 kişi Yargıtay'a başvurabilecek
İstinaf kararının hukuki sonuçları, iki ayrı suç bakımından farklılık gösteriyor.
Adana Bölge Adliye Mahkemesi 2. Ceza Dairesi, görevi yaptırmamak için direnme suçundan verilen 2 ve 3 yıllık hapis cezalarına ilişkin istinaf başvurularının esastan reddi kararlarının kesin olduğunu belirtti.
Buna karşılık 2911 sayılı Kanun'a muhalefet suçundan verilen 1 yıl 6 aylık hapis cezaları bakımından 10 sanığın Yargıtay'a temyiz başvurusunda bulunma hakkı bulunuyor.
Temyiz başvuruları, kararın tebliğinden itibaren iki hafta içerisinde yapılabilecek.
Sinan Hüdür bakımından ise istinaf başvurusunun usulden reddine karşı Adana Bölge Adliye Mahkemesi 3. Ceza Dairesine itiraz yolu açık bırakıldı.
Karar metninde, sanıkların Yargıtay'a başvurduklarına veya başvuracaklarına ilişkin bilgi yer almıyor.
Dolayısıyla davanın bütün sanıklar ve bütün suçlar bakımından tamamlandığını söylemek mümkün değil.
Devlet memuru olanlar için mesleklerini kaybetme tehlikesi
Davanın dikkat çeken bir başka yönünü ise kesinleşen hapis cezalarının devlet memurluğu üzerindeki olası sonuçları oluşturuyor.
657 sayılı Devlet Memurları Kanunu'nun 48/A-5 maddesi, kasten işlenen bir suçtan dolayı bir yıl veya daha fazla hapis cezasına mahkûm olmamayı devlet memurluğu için aranan şartlar arasında düzenliyor.
Aynı Kanun'un 98/b maddesi, memurluğa alınma şartlarından herhangi birinin sonradan kaybedilmesini memuriyetin sona erme nedenlerinden biri olarak kabul ediyor.
Bu nedenle, sanıklar arasında hâlen 657 sayılı Kanun'a tabi devlet memuru olarak görev yapan kişiler bulunuyorsa, kesinleşmiş 2 veya 3 yıllık direnme mahkûmiyetleri memuriyetlerinin sona erdirilmesine yol açabilecek nitelikte.
Ancak mahkeme kararında sanıkların hangilerinin devlet memuru olduğu veya haklarında idari işlem yapılıp yapılmadığı belirtilmiyor.
Memuriyetin hangi tarih itibarıyla sona ereceği de ilgili mahkûmiyetin kesinleşme kaydı ve idarenin tesis edeceği işlem üzerinden ayrıca değerlendirilmeli.
Anayasa Mahkemesine bireysel başvuru yapılması ise kesinleşmiş mahkûmiyetin veya buna bağlı idari işlemlerin uygulanmasını kendiliğinden durdurmuyor.
Bu durum, ceza davasının sonuçlarının yalnızca hapis cezalarıyla sınırlı kalmayabileceğini; kamu görevlisi olan sanıkların mesleki ve ekonomik yaşamlarını da etkileyebileceğini gösteriyor.
Barış süreci ve çerçeve yasa beklentisi sürerken gelen karar
Meral Danış Beştaş'ın açıklaması, Türkiye'de barış ve demokratik toplum sürecine ilişkin tartışmaların devam ettiği bir dönemde geldi.
Silahların susması, demokratik siyasetin güçlendirilmesi, toplumsal barışın hukuki güvencelere kavuşturulması ve bu doğrultuda bir çerçeve yasa hazırlanması beklentisi kamuoyunun gündeminde bulunuyor.
Bu ortamda, 11 yıl önce Ankara'daki barış mitingine katılım çağrısı amacıyla düzenlenen bir yürüyüş nedeniyle verilen hapis cezaları, toplantı ve gösteri yürüyüşü hakkı ile barış sürecinin hukuki ve toplumsal boyutlarına ilişkin tartışmaları yeniden gündeme taşıdı.
Kararın barış sürecine etkisi, yalnızca sanıkların alacağı cezalar üzerinden değil, demokratik hakların korunması ve toplumsal güvenin güçlendirilmesi açısından da değerlendiriliyor.
Barış sürecinin ilerlemesi için hukuki güvenlik ve demokratik hakların korunması gerektiği yönündeki beklentiler dikkate alındığında, barış mitingine çağrıyla bağlantılı bir davada ağır hapis cezalarının verilmesi ve bu cezaların memuriyet kaybı gibi sonuçlar doğurabilmesi önemli bir çelişki olarak tartışılıyor.
Beştaş'ın açıklaması da bu çelişkiye dikkat çekiyor.
10 Ekim Katliamı'nın aydınlatılması talebi
10 Ekim 2015 tarihinde Ankara Garı önünde Emek, Barış ve Demokrasi Mitingi için toplanan kalabalığa yönelik IŞİD tarafından gerçekleştirilen iki canlı bomba saldırısında 103 kişi yaşamını yitirdi, yüzlerce kişi yaralandı.
Katliamın ardından yürütülen soruşturma ve yargılamalarda saldırıyı gerçekleştiren örgütün faaliyetleri, güvenlik ve istihbarat birimlerinin sahip olduğu bilgiler, saldırının önlenip önlenemeyeceği ve sorumluların tamamının yargı önüne çıkarılıp çıkarılmadığı uzun yıllardır tartışma konusu oldu.
Meral Danış Beştaş, katliamın bütün yönleriyle aydınlatılmadığını ve gerçek sorumluların hesap vermediğini belirterek, barış mitingine çağrı yapan kişilerin cezalandırılmasına karşı çıktı.
Beştaş'ın açıklamasında öne çıkan temel itiraz, katliamın sorumluluğuna ilişkin hesap verebilirlik talepleri devam ederken, barış çağrısında bulunan kişilere verilen mahkûmiyet kararlarının istinafta korunması oldu.
“10 Ekim'i unutma, unutturma!”
Adana'daki 11 yıllık dava, 10 Ekim Ankara Gar Katliamı'nın toplumsal hafızadaki yerini ve barışçıl toplantı hakkının korunmasına ilişkin tartışmaları yeniden gündeme getirdi.
Bir yanda 103 insanın yaşamını yitirdiği katliamın bütün yönleriyle aydınlatılması ve sorumluların hesap vermesi talebi, diğer yanda aynı mitinge çağrı nedeniyle yargılanan 11 kişinin hapis cezaları bulunuyor.
İstinaf kararıyla birlikte sanıkların bir bölümü açısından Yargıtay ve Anayasa Mahkemesi süreçleri gündeme gelirken, devlet memuru olanlar bakımından mesleklerini kaybetme ihtimali de ortaya çıkıyor.
HDK Eş Sözcüsü ve DEM Parti Erzurum Milletvekili Meral Danış Beştaş ise katliamın hesabının sorulması gerektiğini vurgulayarak barış isteyenlerin cezalandırılmasına karşı çıkıyor.
Beştaş'ın açıklamasını tamamladığı “10 Ekim'i unutma, unutturma!” çağrısı, hem katliamda yaşamını yitirenlerin anısını hem de adalet ve barış taleplerini yeniden kamuoyunun gündemine taşıyor.





