Mor Dayanışma’nın Adana’da düzenlediği “Emperyalist Savaşa Karşı Enternasyonal Feminist Mücadele Arayışları” sempozyumunda, kapitalizmin krizi, emperyalist savaşlar, otoriterleşme, kadın emeği, laiklik, ekolojik yıkım ve Ortadoğu’daki kadın mücadeleleri ele alındı. Filistin, Mısır, İran ve Kürt kadın hareketinin deneyimlerinin gündeme geldiği iki oturumlu sempozyumun açılışında konuşan Şilan Sürmeli, “Biz kadınlar, insanlığı yıkıma götüren bu düzene dur diyebilecek önemli bir toplumsal dinamiğiz” dedi.

Ekran Görüntüsü 2026 10 31 231800

ADANA – Mor Dayanışma, emperyalist savaşlara, militarizme, kapitalist sömürüye ve erkek egemenliğine karşı uluslararası kadın dayanışmasını güçlendirmek amacıyla Adana’da “Emperyalist Savaşa Karşı Enternasyonal Feminist Mücadele Arayışları” başlıklı sempozyum düzenledi.

31 Ekim Cumartesi günü Seyhan ilçesindeki Yaşar Kemal Kültür Merkezi’nde gerçekleştirilen sempozyum, kadınların halaylarıyla başladı. Erbane eşliğinde salona giren kadınların katıldığı etkinlikte, sinevizyon gösteriminin ardından Mor Dayanışma üyesi Şilan Sürmeli açılış konuşmasını yaptı.

“Başka Bir Yaşam Mümkün” şiarıyla gerçekleştirilen sempozyumda, dünyanın farklı bölgelerinde yaşanan savaşların kadınlar üzerindeki etkileri, kapitalizmin yapısal krizi, otoriter siyasal rejimlerin yükselişi, kadın emeğinin sömürüsü, laiklik mücadelesi ve savaşların yarattığı ekolojik yıkım tartışıldı.

Türkiye’den ve farklı ülkelerden kadın hareketi temsilcileri, akademisyenler, hukukçular, araştırmacılar ve ekoloji mücadelesi yürüten kadınların katkı sunduğu sempozyumda, farklı coğrafyalardaki feminist mücadele deneyimlerinin ortak bir uluslararası dayanışma zemininde buluşturulması üzerinde duruldu.

Mor Dayanışma, sempozyum öncesinde yaptığı açıklamada da kadınların savaş politikalarının yalnızca sonuçlarına katlanan bir toplumsal kesim olmadığını, aynı zamanda bu politikalara karşı örgütlü mücadelenin önemli özneleri olduğunu vurgulamıştı.

Habere Güven+1

Şilan Sürmeli: “Enternasyonal feminist mücadeleyi nasıl örgütleyeceğiz?”

Sempozyumun açılış konuşmasını yapan Mor Dayanışma üyesi Şilan Sürmeli, kadınların uluslararası ölçekte ortak mücadele olanaklarını değerlendirdi.

Konuşmasına kadınları, feministleri ve mücadele arkadaşlarını selamlayarak başlayan Sürmeli, sempozyumun yalnızca dünyadaki gelişmeleri değerlendirmek amacıyla değil, bu gelişmeler karşısında ortak bir feminist mücadele hattının nasıl oluşturulabileceğini tartışmak için düzenlendiğini belirtti.

Sürmeli, konuşmasının başlangıcında şu soruları yöneltti:

“Enternasyonal feminist bir mücadeleyi nasıl organize ederiz? Birlikte nasıl büyütebiliriz? Enternasyonal sosyalist feminist mücadelenin ağları nasıl şekillenecek? Biz bu ağları, bu mücadele dinamiklerini nereden güçlendireceğiz?”

Bu soruların yanıtlarının ancak dünyada yaşanan siyasal, ekonomik ve toplumsal dönüşümlerin bütünlüklü biçimde değerlendirilmesiyle bulunabileceğini ifade eden Sürmeli, Türkiye’deki gelişmelerin de küresel kapitalist sistemin krizlerinden bağımsız olmadığını söyledi.

“Çünkü hem dünyada hem Türkiye’de yaşadığımız hiçbir şey tesadüf değil. İktidarların, emperyalistlerin ve patriyarkal kapitalizmin sözcülerinin bugün dünyayı ve bir bütün olarak insanlığı yıkıma götürdüğü bir evredeyiz. Biz kadınlar buna ‘dur’ diyebilecek önemli bir toplumsal dinamiğiz. O yüzden bugün yan yanayız.”

“Yeni dünya düzeni söyleminin arkasında daha vahşi bir kapitalizm var”

Dünyada kapitalist güçlerin, emperyalist yayılmayı hedefleyen devletlerin ve siyasal iktidarların sürekli olarak “yeni dünya düzeni” söylemini gündeme getirdiğini belirten Sürmeli, bu söylemin gerçekte nasıl bir ekonomik ve siyasal dönüşüme karşılık geldiğinin sorgulanması gerektiğini ifade etti.

Sürmeli, uluslararası güç merkezlerinin yeni bir dönemin başladığını ilan ettiğini ancak bu dönemin halklar ve kadınlar açısından daha ağır sömürü, savaş ve baskı koşulları anlamına geldiğini savundu.

“Dünyadaki kapitalistler, emperyalist yayılmayı amaçlayan devletler ve onların sözcülüğünü yapan iktidarlar sürekli yeni bir dünya düzeninden söz ediyor. Hepimiz bunları görüyoruz. Bir yerlerde yazıyorlar, çıkıp açıklamalar yapıyorlar. Ortadoğu’da ve dünyanın farklı bölgelerinde bu güçlerin sözcüleri, ‘Yeni bir dünya düzenine girdik’ diyorlar.”

Bu söylemlere karşı kapitalizmin içinde bulunduğu yapısal krizin görülmesi gerektiğini vurgulayan Sürmeli, şöyle devam etti:

“Oysa bizler gerçeği çok iyi biliyoruz ve bu kürsüden açıkça ilan ediyoruz: Bugün kapitalizmin yeni, daha vahşi ve daha barbar bir aşamasının arifesindeyiz.”

Sürmeli’ye göre kapitalizmin içinde bulunduğu kriz yalnızca ekonomik dengeleri değil, siyasal rejimleri, toplumsal ilişkileri ve uluslararası güç mücadelelerini de yeniden şekillendiriyor.

“Kapitalizmin krizini aşmak için otoriter ve faşizan rejimler güçlendiriliyor”

Kapitalizmin yapısal krizinin aşılması amacıyla neoliberal politikaların daha kapsamlı biçimde uygulandığını belirten Sürmeli, bu sürecin siyasal alanda otoriterleşmeyi ve faşizan eğilimleri güçlendirdiğini söyledi.

“Günümüzde kapitalizmin yapısal krizini aşmak, neoliberal politikaları sınırsızca uygulayabilmek için otoriterleşen ve faşizanlaşan rejimlerle karşı karşıyayız. Ekonomik, siyasal ve toplumsal olarak önemli bir dönüşümün sancılarını hep birlikte yaşıyoruz.”

Sürmeli, ekonomik krizlerin, siyasal baskıların ve savaş politikalarının birbirinden bağımsız gelişmeler olarak ele alınamayacağını belirterek kadınların bu dönüşümün sonuçlarıyla farklı alanlarda karşı karşıya kaldığını ifade etti.

Kadınların ekonomik güvencesizlik, siyasal baskı, toplumsal eşitsizlik ve erkek şiddeti karşısındaki mücadelesinin, kapitalizmin yarattığı krizlere karşı yürütülen toplumsal mücadelelerle birlikte değerlendirilmesi gerektiğini savundu.

“Hız, mevcut dünya düzeninin temel özelliklerinden biri hâline geldi”

Dünyada yaşanan siyasal ve toplumsal gelişmelerin giderek hızlandığına dikkat çeken Sürmeli, hızın yalnızca ekonomik yaşamda değil, siyasal kararların alınmasında ve devletlerin politikalarının değişmesinde de belirleyici bir özellik kazandığını söyledi.

“Hayatın oldukça hızlandığı, hızın neredeyse bu dünya düzeninin önemli bir mottosu olduğu bir dönemden geçiyoruz. Her şey o kadar hızlı ki bize sürekli hızlı tüketimden söz ediyorlar. Politikada da hızlı geçişler yaşanıyor.”

Sürmeli, iktidarların ve devletlerin dış politikalarında kısa süre içerisinde köklü değişiklikler yaşanabildiğini belirterek Türkiye’nin Suriye politikasını örnek gösterdi.

“Görüyoruz değil mi? İktidarların ve devletlerin sözcüleri bir gün bir politikayı uyguluyor, başka bir gün farklı bir politikaya geçiyor. Türkiye’de iktidarın başındaki AKP, bir gün Suriye’de Esad’a ‘kardeşim’ diyor, başka bir gün ‘düşmanımızdır’ diyor.”

Sürmeli, bu hızlı siyasal değişimlerin nedenlerinin anlaşılmasının, uluslararası kapitalist sistemin işleyişini ve emperyalist güçlerin bölgesel politikalarını değerlendirmek açısından önemli olduğunu ifade etti.

“Silahlı savaşlar, soğuk savaş ve ticaret savaşları aynı anda yaşanıyor”

Dünyanın çok boyutlu bir savaş döneminden geçtiğini belirten Sürmeli, günümüzde yalnızca silahlı çatışmaların değil, ekonomik ve ticari savaşların da uluslararası ilişkileri belirlediğini söyledi.

“Dünya tarihinde belki de daha önce yaşanmamış özel bir savaş dönemine girmiş durumdayız. Hem silahlı savaşların hem soğuk savaşın hem de ticaret savaşlarının aynı anda devrede olduğu bir savaş coğrafyasının içerisindeyiz.”

Savaşların belirli bölgelerle sınırlı kalmadığını, farklı coğrafyalara yayıldığını belirten Sürmeli, her gün yeni saldırı ve çatışma haberleriyle karşılaşıldığını ifade etti.

“Bu savaş coğrafyası gittikçe yayılıyor. Her gün sosyal medyaya bakıyoruz. Bir yere bombalar yağdırılmış, başka bir yerde silahlar yeniden çıkarılmış ve halklara yöneltilmiş. Sürekli yeni savaş ve çatışma haberleriyle karşılaşıyoruz.”

Sürmeli, savaşların yayılmasının rastlantısal olmadığını, küresel güçler arasındaki hegemonya mücadelesiyle doğrudan ilişkili olduğunu savundu.

“Bu savaş coğrafyasının yayılması tesadüf değil. Bugün yaşanan krizlerin, çatışmaların ve katliamların arkasında küresel hegemonya boşluğu ve bu boşluğu kendi çıkarları doğrultusunda yönetmek isteyen küresel güçler bulunuyor.”

Türkiye’de kadın yoksulluğu, erkek şiddeti ve laiklik mücadelesi

Konuşmasında Türkiye’deki siyasal ve ekonomik gelişmelere de değinen Şilan Sürmeli, iktidarın otoriterleşme politikalarının kadınların yaşam alanlarını daralttığını savundu.

Sürmeli, siyasal İslamcı politikalar üzerinden laikliğin ve kadın haklarının hedef alındığını belirterek kadınların kazanılmış haklarını koruma mücadelesinin önemine dikkat çekti.

Kadın cinayetleri, şüpheli kadın ölümleri ve cezasızlık uygulamalarına değinen Sürmeli, kadınlara yönelik şiddetin yalnızca bireysel olaylar üzerinden değerlendirilemeyeceğini, toplumsal ve siyasal koşullarla birlikte ele alınması gerektiğini ifade etti.

Kadınların ekonomik yaşamda karşılaştıkları eşitsizliklerin de erkek egemen sistemin temel sorunları arasında bulunduğunu belirten Sürmeli, kadın yoksulluğu, güvencesiz çalışma, düşük ücretler ve ev içi emeğin görünmez kılınmasının kadınların yaşamını çok yönlü biçimde etkilediğini söyledi.

Sürmeli, kadın cinayetlerinin ve kadın yoksulluğunun politik olduğunu vurgulayarak kadınların yaşam hakkı, ekonomik bağımsızlık, eşitlik ve özgürlük taleplerinin ortak mücadele başlıkları olduğunu dile getirdi.

Mor Dayanışma: “Biz kadınlar bu savaş düzeninin seyircisi değiliz”

Mor Dayanışma, sempozyum öncesinde yaptığı çağrıda da emperyalist savaşların ve işgal politikalarının kadınların yaşamları üzerindeki etkilerine dikkat çekmişti.

Mor Dayanışma adına açıklama yapan Zeliha Korkmaz, Suriye, Filistin, Ukrayna, Sudan, Rojava ve Afganistan gibi farklı coğrafyalarda yaşanan savaşların kadınları yerinden ettiğini, yoksullaştırdığını ve şiddetin farklı biçimleriyle karşı karşıya bıraktığını belirtmişti.

Korkmaz, savaşların kadınların bedenleri, emekleri ve yaşamları üzerindeki sonuçlarına dikkat çekerek uluslararası kadın dayanışmasının güçlendirilmesi gerektiğini ifade etmişti.

Kadınların savaş politikaları karşısında yalnızca yaşananların sonuçlarına katlanan bir toplumsal kesim olmadığını vurgulayan Korkmaz, kadın hareketinin örgütlü mücadelesine işaret ederek “Biz kadınlar bu savaş düzeninin seyircisi değiliz” demişti.

Mor Dayanışma’nın sempozyum çağrısında iki temel soru öne çıkmıştı: Süreklilik kazanan savaş politikaları karşısında nasıl bir barış politikası oluşturulabileceği ve savaşların beslediği milliyetçilik, militarizm ve erkek şiddetine karşı enternasyonal kadın dayanışmasının nasıl örgütlenebileceği.

Bu sorular, Adana’da düzenlenen sempozyumun iki oturumunda ele alınan tartışmaların da temel çerçevesini oluşturdu.

Habere Güven+1

Ekran Görüntüsü 2026 10 31 231820

Birinci oturum: Kapitalizmin krizi, otoriterleşme, kadın emeği ve ekolojik yıkım

İki oturum halinde gerçekleştirilen sempozyumun ilk bölümünde, kapitalizmin yapısal krizi ile emperyalist savaşlar arasındaki ilişkiler, siyasal rejimlerin dönüşümü, patriyarka, kadın emeği, laiklik ve ekolojik yıkım başlıkları ele alındı.

Mor Dayanışma Temsilciler Meclisi üyesi Zeliha Korkmaz, “Kapitalizmin Krizi, Emperyalist Savaşlar ve Feminist Mücadele Dinamikleri” başlıklı sunumuyla oturuma katıldı.

Korkmaz’ın sunumunda, kapitalizmin krizinin emperyalist savaş politikalarıyla ilişkisi ve bu koşullarda feminist mücadelenin geliştirebileceği toplumsal dinamikler gündeme geldi.

Ekonomik krizlerin kadınların yaşam koşullarını nasıl etkilediği, savaş politikalarının toplumsal eşitsizliklerle ilişkisi ve kadın hareketinin savaş karşıtı mücadelede üstlenebileceği rol, oturumun temel tartışma alanları arasında yer aldı.

Ezgi Pınar: Devlet, sermaye ve emek ilişkileri

Dr. Öğretim Üyesi Ezgi Pınar, “Siyasal Rejimi Nasıl Anlamalı: Otoriterlik ve Faşizm Tartışmalarında Devlet, Sermaye ve Emek” başlıklı sunumunda siyasal rejimlerin dönüşümünü devlet, sermaye ve emek ilişkileri çerçevesinde ele aldı.

Otoriterleşme ve faşizm tartışmalarının yalnızca siyasal yönetim biçimleri üzerinden değil, ekonomik ve sınıfsal ilişkilerle birlikte değerlendirilmesi gerektiği konusu oturumun gündeminde yer aldı.

Bu kapsamda siyasal rejimlerdeki dönüşümlerin emekçiler ve kadınlar üzerindeki sonuçları ile toplumsal mücadelelerin karşı karşıya kaldığı yeni koşullar değerlendirildi.

Seçil Murtazaoğlu: Patriyarka ve kadın emeği

Kampüs Cadıları’ndan Seçil Murtazaoğlu, “Türkiye’de Yeni Rejimin İnşasında Patriyarka ve Kadın Emeği” başlıklı sunumuyla sempozyuma katıldı.

Murtazaoğlu’nun sunumunda, Türkiye’de siyasal ve toplumsal dönüşümlerin kadın emeği üzerindeki etkileri ile patriyarkanın ekonomik ve siyasal ilişkiler içerisindeki konumu tartışıldı.

Kadınların ücretli çalışma yaşamında karşılaştıkları eşitsizlikler, güvencesiz istihdam, ev içi bakım emeği ve ekonomik bağımsızlık sorunları, bu başlığın temel tartışma alanlarını oluşturdu.

Kadın emeğinin sömürülmesine karşı geliştirilen mücadelelerin feminist hareket açısından taşıdığı önem de oturumun gündeminde yer aldı.

Hamide Rencüs: Ortadoğu ve Türkiye’de laiklik mücadelesi

Araştırmacı yazar Hamide Rencüs, “Orta Doğu ve Türkiye’de Kadınların Laiklik Mücadelesi” başlıklı sunumunda kadın hakları ile laiklik arasındaki ilişkiyi ele aldı.

Ortadoğu ve Türkiye’de kadınların laiklik mücadelesi, siyasal iktidarların toplumsal yaşam üzerindeki etkileri ve kadınların kazanılmış haklarının korunması çerçevesinde değerlendirildi.

Kadınların eğitim, çalışma, toplumsal yaşama katılım ve kendi yaşamları üzerinde söz sahibi olma hakları ile laiklik arasındaki ilişkiler, sempozyumun önemli tartışma başlıklarından birini oluşturdu.

Ekran Görüntüsü 2026 10 31 231737

Beyda Ceylan: Savaşların ekolojik sonuçları

Doğanın Çocukları’ndan Beyda Ceylan, “Savaş ve Ekolojik Yıkım” başlıklı sunumunda savaşların doğal yaşam üzerindeki etkilerini gündeme taşıdı.

Savaşların yalnızca insanların yaşamını değil, doğal yaşam alanlarını, su kaynaklarını, tarımsal üretimi ve ekosistemleri de etkilediği gerçeğinden hareketle ekolojik yıkımın toplumsal sonuçları tartışıldı.

Ekolojik mücadele ile feminist hareket arasındaki ilişkiler ve savaş politikalarının doğa üzerindeki uzun vadeli etkileri, bu bölümde ele alınan konular arasında yer aldı.

İkinci oturum: Filistin, Mısır, İran ve Kürt kadın hareketi

Sempozyumun ikinci oturumunda Ortadoğu’daki savaş politikaları, işgaller, bölgesel güç mücadeleleri ve kadınların farklı ülkelerde geliştirdikleri örgütlenme ve direniş deneyimleri gündeme geldi.

Filistin, Mısır, İran ve Kürt kadın hareketine ilişkin sunumların yer aldığı oturumda, savaşların kadınlar üzerindeki etkileri ile uluslararası feminist dayanışmanın olanakları tartışıldı.

Filistinli kadınların direniş deneyimleri

Filistinli Kadın Komiteleri Birliği ve Al-Khansa Kadın Derneği’nden Abeer Abu Khdeir, “Filistin: Emperyalist Savaş, Siyonist İşgal ve Direnişin Anlamı” başlıklı sunumuyla sempozyuma katıldı.

Filistin’deki işgal ve savaş koşulları, kadınların yaşam deneyimleri ve örgütlü mücadeleleri çerçevesinde ele alındı.

Filistinli kadınların savaş koşullarında karşı karşıya kaldıkları sorunlar, kadın örgütlerinin dayanışma faaliyetleri ve uluslararası feminist hareketin Filistin’le dayanışması, oturumun gündemindeki konular arasında yer aldı.

Mısır’da sınıf politikaları ve kadınların mücadelesi

Mısır’dan iş hukuku avukatı ve Ekmek ve Özgürlük Partisi üyesi Suzan Nada, “Mısır’da Bölgesel Savaş, Sınıf Politikaları ve Kadınların Mücadelesi” başlıklı sunumunda bölgesel savaş politikaları ile ekonomik ve sınıfsal ilişkiler arasındaki bağlantıları ele aldı.

Mısır’da kadınların çalışma yaşamındaki konumu, ekonomik eşitsizlikler ve kadınların toplumsal mücadele deneyimleri, sunumun temel başlıkları arasında yer aldı.

Bölgesel savaş politikalarının ekonomik ve toplumsal sonuçlarının kadınların yaşamına nasıl yansıdığı da bu bölümde tartışıldı.

İran ve bölgesel savaşın kadınlara etkileri

HarrassWatch Kolektifi, “Emperyalist Hegemonya Krizinde İran ve Bölgeye Yayılan Savaşın Etkileri” başlıklı sunumuyla sempozyuma katkı sundu.

İran’ın bölgesel gelişmeler içerisindeki konumu, uluslararası hegemonya mücadelesi ve savaşların Ortadoğu’ya yayılan etkileri feminist bir perspektifle ele alındı.

İran ve çevresindeki gelişmelerin kadınların yaşam koşulları, hakları ve mücadele olanakları üzerindeki etkileri, oturumun tartışma konuları arasında yer aldı.

Whatsapp Image 2026 10 31 At 15.05.57

Fatma Ardal: Kürt kadın hareketinin mücadele dinamikleri

Mor Dayanışma Temsilciler Meclisi üyesi Fatma Ardal, “Kürt Kadın Hareketinde Direniş ve Mücadele Dinamikleri” başlıklı sunumunda Kürt kadın hareketinin örgütlenme ve mücadele deneyimlerini ele aldı.

Kürt kadın hareketinin geliştirdiği örgütlenme biçimleri, kadın özgürlük mücadelesi ve bölgesel gelişmeler karşısındaki deneyimleri, enternasyonal feminist dayanışma çerçevesinde tartışıldı.

Kadınların siyasal ve toplumsal yaşamda özne olma mücadelesi ile farklı coğrafyalardaki kadın hareketleri arasında kurulabilecek dayanışma ilişkileri, bu bölümün temel konuları arasında yer aldı.

Savaş karşıtı mücadele ile kadın özgürlük mücadelesi birlikte ele alındı

Adana’da gerçekleştirilen sempozyumun temel tartışma eksenlerinden birini, emperyalist savaşların yalnızca devletler arasındaki askerî çatışmalar olarak değerlendirilemeyeceği yaklaşımı oluşturdu.

Savaşların ekonomik, siyasal, toplumsal ve ekolojik sonuçlarının kadınların yaşamını farklı biçimlerde etkilediği; bu nedenle savaş karşıtı mücadelenin kadın emeği, toplumsal cinsiyet eşitliği, laiklik, yaşam hakkı ve ekoloji mücadeleleriyle birlikte ele alınması gerektiği görüşü öne çıktı.

İlk oturumda kapitalizmin krizi, otoriterleşme, kadın emeği ve ekolojik yıkım gibi yapısal sorunlar değerlendirilirken, ikinci oturumda Filistin, Mısır, İran ve Kürt kadın hareketinin deneyimleri üzerinden bölgesel mücadele dinamikleri gündeme taşındı.

Böylece sempozyum, küresel ekonomik ve siyasal gelişmelerle farklı coğrafyalarda sürdürülen kadın mücadeleleri arasındaki ilişkilerin tartışıldığı bir buluşma niteliği kazandı.

Enternasyonal feminist mücadele için ortak örgütlenme arayışı

Mor Dayanışma’nın düzenlediği sempozyumda öne çıkan temel sorulardan biri, farklı ülkelerde sürdürülen feminist mücadelelerin nasıl ortaklaştırılabileceği oldu.

Şilan Sürmeli’nin açılış konuşmasında yönelttiği “Enternasyonal feminist bir mücadeleyi nasıl organize ederiz, birlikte nasıl büyütebiliriz?” sorusu, sempozyumun genel yaklaşımını ortaya koydu.

Kadınların savaşlara, militarizme, ekonomik sömürüye, otoriterleşmeye ve erkek egemenliğine karşı yürüttükleri mücadelelerin birbirinden kopuk olmadığı yaklaşımıyla gerçekleştirilen etkinlikte, farklı coğrafyalardaki deneyimlerin paylaşılması ve ortak mücadele olanaklarının geliştirilmesi üzerinde duruldu.

Mor Dayanışma’nın sempozyum öncesinde kamuoyuyla paylaştığı çağrıda da savaşların yarattığı milliyetçilik, militarizm ve erkek şiddetine karşı uluslararası kadın dayanışmasının örülmesi gerektiği vurgulanmıştı.

Adana’daki buluşma, bu çağrının ardından farklı ülkelerden kadın hareketlerinin gündemlerinin aynı sempozyumda tartışılmasına olanak sağladı.

“Başka Bir Yaşam Mümkün” şiarıyla gerçekleştirilen sempozyum, emperyalist savaşlara ve erkek egemenliğine karşı enternasyonal feminist mücadelenin nasıl güçlendirilebileceğine ilişkin tartışmaları Adana’da bir araya getirdi.