İzmir’de Ebru, Pınar ve Özge Öldürüldü: Koruma Kararları Neden Koruyamıyor?

Kadın Cinayetlerini Durduracağız Platformu ve İzmir Barosu, kadın cinayetlerinin önlenebilir olduğuna dikkat çekerek koruma kararlarının uygulanmasını, silahlara erişimin denetlenmesini ve kamu görevlilerinin sorumluluklarının araştırılmasını istedi. Açıklamalarda, “Kadınlar öldürülmeden önce önlem alınsın, kadınlar hayattayken korunsun” çağrısı öne çıktı.

İZMİR – Seferihisar, Çeşme ve Menemen ilçelerinde son 10 günde üç kadının öldürülmesi, İzmir’de kadın cinayetlerine karşı tepkileri büyüttü. Seferihisar’da Ebru Serep’in, Çeşme’de 28 yaşındaki Pınar Güneş’in ve Menemen’de avukat Özge Penbegül’ün yaşamını yitirmesi üzerine kadınlar İzmir Barosu önünde bir araya gelerek cinayetlerin önlenmesi için yetkililere çağrıda bulundu.

Kadın Cinayetlerini Durduracağız Platformu üyeleri, İzmir Barosu temsilcileri, avukatlar ve kadın hakları savunucularının katıldığı açıklamalarda, kadınların yaşam hakkını korumakla yükümlü kurumların sorumluluklarını yerine getirmesi istendi. Özellikle hakkında uzaklaştırma kararı bulunan bir erkeğin Ebru Serep’in ölümüne neden olması ve avukat Özge Penbegül’ün polis memuru olan nişanlısı tarafından öldürülmesi, koruma mekanizmalarının etkinliği ile kamu görevlilerinin denetimi konularını yeniden gündeme taşıdı.

Üç ayrı ilçede üç kadın cinayeti

Kadın Cinayetlerini Durduracağız Platformu İzmir İl Temsilcisi Esra Akın, son 10 günde yaşanan cinayetlerin ayrıntılarını paylaşarak kadınların yaşamlarını korumak için alınması gereken önlemlerin uygulanmadığını söyledi.

Akın'ın aktardığına göre Seferihisar’da Ebru Serep, eskiden birlikte olduğu itfaiye eri Abdullah Karabina’nın evini ateşe vermesi sonucu ağır yaralandı. Hastanede günlerce yaşam mücadelesi veren Serep, tüm müdahalelere rağmen hayatını kaybetti. Karabina hakkında daha önce uzaklaştırma tedbiri uygulanmış olması, koruma kararlarının yeterliliğine ilişkin soruları gündeme getirdi.

Çeşme’de ise 28 yaşındaki Pınar Güneş, iki erkeğin karıştığı silahlı saldırıda vurularak yaşamını yitirdi. Cinayete ilişkin yürütülen soruşturmada dört kişi tutuklandı.

22 Ekim’de Menemen’de yaşanan üçüncü cinayette ise avukat Özge Penbegül, nişanlı olduğu polis memuru tarafından silahla öldürüldü. Penbegül’ün öldürülmesi, özellikle silah taşıma yetkisine sahip kamu görevlilerinin denetimi konusunda tartışmalara yol açtı.

Esra Akın, yaşananları şu sözlerle değerlendirdi:

“Üç kadın, üç ayrı cinayet. Üç ayrı hayat yarım bırakıldı. Üç kadının ailesi, sevdikleri, arkadaşları bugün onların yokluğuyla karşı karşıya. Biz artık kadınların öldürülmesinin ardından aynı açıklamaları yapmak istemiyoruz. Kadınlar öldürülmeden önce önlem alınsın, kadınlar hayattayken korunsun istiyoruz!”

Esra Akın: “Kadınların yaşaması için daha kaç kadının öldürülmesi gerekiyor?”

Kadın cinayetlerinin İzmir’de yaşanan üç olayla sınırlı olmadığını belirten Akın, Kadın Cinayetlerini Durduracağız Platformu’nun Eylül 2026 raporundaki verileri paylaştı.

Rapora göre eylül ayında Türkiye genelinde 28 kadın öldürüldü, 19 kadın ise şüpheli şekilde ölü bulundu. Öldürülen kadınlardan 23’ünün hangi gerekçeyle öldürüldüğü tespit edilemedi. Kadınların yarısı evlerinde, 15’i ise ateşli silahlarla öldürüldü.

Bu verilerin yalnızca istatistik olarak değerlendirilemeyeceğini belirten Akın, her ölümün geride aileler, yakınlar ve sürdürülen bir adalet mücadelesi bıraktığını vurguladı.

Akın, şöyle konuştu:

“Kadınlar evlerinde, sokaklarda, işyerlerinde; evli oldukları, birlikte oldukları ya da eskiden birlikte oldukları erkekler tarafından öldürülüyor. Ve biz her ay yeni isimler açıklıyoruz. Her ay yeni ailelerle tanışıyoruz. Her ay başka kadınların adalet mücadelesine omuz veriyoruz. Artık yeter! Kadınların yaşaması için daha kaç kadının öldürülmesi gerekiyor?”

“Uzaklaştırma kararı varsa devlet o kararın uygulanmasını sağlamalı”

Kadın cinayetlerinin önlenebilir olduğunu ifade eden Akın, Türkiye’de kadınları korumaya yönelik yasal düzenlemelerin bulunduğunu ancak asıl sorunun bu düzenlemelerin uygulanmasında yaşandığını söyledi.

Ebru Serep’in ölümünü örnek gösteren Akın, hakkında uzaklaştırma kararı bulunan kişilerin denetlenmesi ve kararların ihlal edilmesi durumunda gerekli yaptırımların uygulanması gerektiğini belirtti.

“Biz biliyoruz ki kadın cinayetleri önlenebilir. Bunun için yasalar var, koruma mekanizmaları var. Ama mesele bu yasaların uygulanması, kadınların gerçekten korunması. Ebru Serep’in öldürülmesi bize bunu bir kez daha gösterdi. Bir kadın şiddetten korunmak için başvurmuşsa, uzaklaştırma kararı alınmışsa devletin görevi o kararın uygulanmasını sağlamaktır. Kadın öldürüldükten sonra yapılan açıklamalar, başlatılan soruşturmalar onu geri getirmiyor.”

Polis memurunun işlediği cinayet kamu kurumlarının sorumluluğunu gündeme getirdi

Menemen’de avukat Özge Penbegül’ün polis memuru olan nişanlısı tarafından öldürülmesine ayrıca dikkat çeken Akın, kamu kurumlarının personel denetim mekanizmalarının da sorgulanması gerektiğini söyledi.

Akın, kadınları korumakla görevli kurumlarda çalışan kişilerin kadın cinayetlerinin faili olmasının yalnızca bireysel sorumluluk kapsamında değerlendirilemeyeceğini ifade etti.

“Kadınları korumakla görevli kurumlarda çalışan erkekler de kadın cinayetlerinin faili olabiliyor. Kadınların yaşamını korumakla görevli bir polis memuru bir kadını öldürüyorsa, burada yalnızca failin değil, kamu kurumlarının denetim ve sorumluluk mekanizmalarının da sorgulanması gerekiyor.”

“Kadınları tehdit eden erkekler silahlara nasıl erişiyor?”

Açıklamada üzerinde durulan bir diğer konu da ateşli silahların kadın cinayetlerindeki rolü oldu.

Eylül ayında öldürülen 28 kadından 15’inin ateşli silahlarla yaşamını yitirdiğini hatırlatan Akın, İzmir’de öldürülen Pınar Güneş ve Özge Penbegül’ün de silahlı saldırılar sonucunda hayatını kaybettiğini belirtti.

Akın, silahların denetimi ve şiddet riski taşıyan kişilerin silahlara erişiminin engellenmesi gerektiğini vurgulayarak şu soruları yöneltti:

“Kadınları tehdit eden erkekler silahlara nasıl erişiyor? Bu silahları kim denetliyor? Şiddet riski bulunan erkeklerin silahlara erişimini engellemek için neden yeterli önlem alınmıyor?”

Kadınların yaşamı söz konusu olduğunda hiçbir ihmalin kabul edilemeyeceğini belirten Akın, 6284 sayılı Kanun’un etkin uygulanmasını, uzaklaştırma kararlarının ihlallerinin karşılıksız bırakılmamasını ve görevini yerine getirmeyen kamu görevlilerinin hesap vermesini istedi.

Kadın cinayeti davalarında cezasızlığa yol açan uygulamalara son verilmesi gerektiğini ifade eden Akın, haksız tahrik ve iyi hâl indirimlerinin uygulanmasına da tepki gösterdi.

“İstanbul Sözleşmesi’nden çıkıldı. Ama biz İstanbul Sözleşmesi’nden vazgeçmedik, vazgeçmeyeceğiz. Kadın cinayetleri kader değil! Önlenebilir cinayetler karşısında sorumluluğunu yerine getirmeyenler hesap vermeli!”

İzmir Barosu Başkanı Sökmen: “Bu cinayet münferit değil”

İzmir Barosu Başkanı Serhat Sökmen de avukat Özge Penbegül’ün öldürülmesine tepki göstererek kadın cinayetlerinin birbirinden bağımsız, münferit olaylar olarak değerlendirilemeyeceğini söyledi.

Geçmişte polis memurlarının adının karıştığı kadın ölümlerini hatırlatan Sökmen, kadınların yaşam hakkının korunmasında devletin sorumluluğuna dikkat çekti.

Türkiye’nin 2021 yılında İstanbul Sözleşmesi’nden çekilmesini ve 6284 sayılı Kanun’un uygulanmasındaki eksiklikleri eleştiren Sökmen, şu ifadeleri kullandı:

“Sözleşmeden çekilmenin yarattığı güvencesizlik ortamı ve 6284 sayılı kanunun etkin bir şekilde, amasız ve fakatsız uygulanmaması, kadın cinayetlerini sistematik ve politik hale getirmiştir.”

Kadınların güvenliğinin sağlanmasının devletin temel yükümlülüklerinden biri olduğunu vurgulayan Sökmen, “6284 sayılı kanun eksiksiz uygulanana ve İstanbul Sözleşmesi yeniden yürürlüğe girene dek susmayacağız” dedi.

Avukat Hatice Aslan Atabay: “Kadına yönelik şiddet basit bir tehdit değildir”

Basın açıklamasında söz alan avukat Hatice Aslan Atabay ise kadınların yaşam hakkını tehdit eden şiddetin yargı mekanizmaları tarafından yeterince ciddiye alınmadığını belirterek özellikle tehdit suçlarına yaklaşımı eleştirdi.

Atabay, kadına yönelik şiddetin toplumsal cinsiyet eşitsizliğiyle bağlantılı olduğunu ifade ederek şunları söyledi:

“Öfkeliyiz çünkü kadınlar güvende değiliz, kadına yönelik şiddet basit bir tehdit değil. Sürekli yargı mekanizmalarınca basit tehdit olarak adlandırılan şiddet, basit bir tehdit değildir. Kadına yönelen ve ataerkiden beslenen hiçbir şiddet basit değildir.”

Kadınların yaşam hakkının korunmasının yalnızca ceza soruşturmalarıyla sınırlı olmadığını vurgulayan Atabay, kadınların ekonomik ve sosyal haklarını zayıflatan politikaların da şiddet karşısındaki güvencesizliği artırdığını savundu.

Kadınların nafaka hakkına yönelik tartışmaları eleştiren Atabay, ekonomik bağımsızlığın kadınların şiddetten uzaklaşabilmesinde önemli bir güvence olduğunu belirtti.

“Bir şey mi yapmak istiyorsunuz? Memleketin bir tek meselesi kadının nafaka hakkıymış gibi kadının ekonomik olanaklarını sıfırlayıp şiddete mahkûm eden anlayışı reddedin.”

“Kadını erkeğin sahibi olduğu bir varlık gibi gören anlayış reddedilmeli”

Kadın cinayetlerinin arkasında kadınların yaşamları ve kararları üzerinde denetim kurmayı meşru gören anlayışın bulunduğunu savunan Atabay, kadınların kıyafetlerinin, davranışlarının ve yaşam tercihlerinin yargılanmasına son verilmesi gerektiğini söyledi.

Atabay, “Kadınların yaşam hakkını korumak mı istiyorsunuz? Öncelikle erkeği kadının sahibi gibi gören anlayışı her türlü reddedin. Kadının davranışını, kıyafetini yargılamayı bırakın” dedi.

Kadınların yaşam hakkının korunmasının LGBTİ+’lara yönelik baskı ve tutuklamalarla sağlanamayacağını belirten Atabay, bu politikaların asıl sorumluların görünmez kılınmasına neden olduğunu savundu.

“Meslektaşımıza silah çeken bir kamu görevlisiydi”

Özge Penbegül’ün öldürülmesine ayrıca değinen Atabay, cinayetin failinin silah kullanma yetkisine sahip bir kamu görevlisi olmasının kabul edilemez olduğunu vurguladı.

“Dün meslektaşımıza silah çeken bir kamu görevlisiydi. Silah kullanma yetkisi olan bir kamu görevlisiydi ve bu hiçbir şekilde kabul edemeyeceğimiz bir sonuçtu.”

Yargı kararlarında kadınların kişilik haklarının yok sayıldığı değerlendirmelere de tepki gösteren Atabay, Yargıtay kararlarının kadınların bağımsız bireyler olarak haklarını güvence altına alan bir anlayışla ele alınması gerektiğini söyledi.

Atabay, kadınların yaşam hakkının korunmadığı bir ortamda aileyi korumaya yönelik söylemlerin yeterli olmadığını belirterek şöyle devam etti:

“Kadınların can güvenliği sağlanmadıkça aile de umurumuzda değildir. Aileyi korumak mı istiyor yargı sistemi? En yüksek kanun yolu olan Yargıtayın, kadının kişilik haklarını yok sayan kararlarına bir baksın. Yargıtay Ceza Genel Kurulunun önüne giden ve kadının bir kişiliği yokmuş, erkek onun sahibiymiş gibi yorumlar yapan kararları ortadan kaldırsın.”

Kadınlardan ortak çağrı: “6284 etkin uygulansın, İstanbul Sözleşmesi’ne dönülsün”

İzmir’deki açıklamalarda kadın cinayetlerinin önlenebilmesi için koruma mekanizmalarının güçlendirilmesi, uzaklaştırma kararlarının etkin biçimde denetlenmesi, şiddet tehdidi altındaki kadınların başvurularının ciddiye alınması ve ateşli silahlara erişimin kontrol edilmesi talepleri öne çıktı.

Kadın Cinayetlerini Durduracağız Platformu ve İzmir Barosu, kadınların yaşam hakkının korunmasında kamu kurumlarının sorumluluklarının bulunduğunu vurgularken 6284 sayılı Kanun’un eksiksiz uygulanması ve İstanbul Sözleşmesi’nin yeniden yürürlüğe girmesi çağrısında bulundu.

Avukat Hatice Aslan Atabay da kadınların yaşam hakkı için ortak mücadeleyi sürdüreceklerini belirterek açıklamasını şu sözlerle tamamladı:

“Bu sebeple kadınların yaşam hakkı için yan yana durmaya, yan yana mücadele etmeye, bu basit tehdittir, bu cinnettir, ama, fakat, lakin dememeye devam edeceğiz.”

İzmir’de 10 gün içerisinde öldürülen Ebru Serep, Pınar Güneş ve Özge Penbegül’ün ardından yapılan açıklamaların ortak mesajı ise kadın cinayetlerinin önlenebilir olduğu ve kadınların yaşam hakkının korunması için önlemlerin cinayetlerden önce alınması gerektiğiydi.