Rojava ve Barselona Deneyimi Işığında: Komünler Aracılığıyla Demokrasiyi Yeniden İnşa Etmek – Murray Bookchin’in Radikal Projesi

Amerikalı düşünür Murray Bookchin’in geliştirdiği “komünalizm” kuramı, temsili demokrasinin ötesine geçen doğrudan halk meclisleri modelini savunuyor. Bu radikal demokrasi anlayışı, Suriye Kürdistanı’ndaki Rojava deneyiminden İspanya’nın Barselona kentindeki belediyeci hareketlere kadar farklı coğrafyalarda kısmen hayata geçirildi.

Emin Pişkin,  “Deprem gerçeğiyle yüzleşmek zorundayız”
Emin Pişkin, “Deprem gerçeğiyle yüzleşmek zorundayız”
İçeriği Görüntüle

Komünalizm: Temsili Sisteme Radikal Bir Alternatif

1921-2006 yılları arasında yaşamış Amerikalı teorisyen Murray Bookchin, “komünalizm” adını verdiği yeni bir demokrasi anlayışı geliştirdi. Bu anlayış, doğrudan meclis demokrasisini ve özerk demokratik komünlerin konfederasyonunu temel alan bir siyasi rejimi ifade ediyor.

Bookchin’e göre mevcut temsili sistemler –ister temsili, ister katılımcı, ister müzakereci ya da doğrudan demokrasi biçiminde olsun– özünde “daha demokratik” hale getirilemez. Demokrasi, onun düşüncesinde, ulus-devlet kurumlarından radikal bir kopuşu ve yeni kurumsal yapıların inşasını gerektirir.

Birçok yurttaşın kendini siyasi haklarından mahrum ve dışlanmış hissettiği günümüzde Bookchin’in önerisi, doğrudan demokratik halk meclislerine dayalı özerk komünler konfederasyonu aracılığıyla demokrasiyi yeniden kurmayı amaçlayan köklü bir alternatif olarak öne çıkıyor.

Marksizm ve Anarşizme Eleştirel Yaklaşım

Bookchin’in teorisi, Marksizm ve anarşizmle eleştirel bir diyalog üzerine kurulu. Ona göre bu iki akım, demokratik özyönetim kurumunu devrimci eylemin merkezine yerleştirmekte başarısız oldu.

  1. yüzyıl Marksistleri, merkezi devlet modelini benimseyerek işçi sınıfının kurtuluşunu merkezi ve çoğu zaman otoriter bir bürokrasiye bağımlı hale getirdi. Anarşistler ise tüm iktidarı ortadan kaldırma hedefiyle, devlet gücüne karşı koyabilecek örgütlü bir halk gücü inşa etme olanağından uzaklaştı.

Bookchin’e göre güç toplumsal hayattan ayrılamaz: Ya elitlerin egemenliği biçiminde devletin elindedir ya da demokrasi biçiminde halkın.

Belediyeler Konfederasyonu Modeli

Bookchin’in “komünalizm” olarak tanımladığı sistem, doğrudan demokrasiye dayalı halk meclisleri temelinde örgütlenmiş özerk komünlerin konfederasyonudur.

Burada federasyon ile konfederasyon arasında önemli bir ayrım yapılır. Federasyon, Amerika Birleşik Devletleri, Kanada ya da Almanya örneklerinde olduğu gibi merkezi bir egemen organın bulunduğu federal devleti ifade eder. Konfederasyon ise kendi topraklarında egemen olan belediyelerin, ulaşım altyapısı, para sistemi, sağlık ve eğitim gibi belediye ölçeğini aşan kamu hizmetlerini birlikte yürütmek üzere oluşturduğu yatay bir birliktir.

Bookchin’e göre bir bölgede yaşayan tüm yetişkinler vatandaş sayılır ve çoğunluk kuralına göre kabul edilen yasalar üzerinde doğrudan söz ve oy hakkına sahiptir. Vatandaşlar, yaşadıkları bölgeyle ilgili tüm kararları alır; bu kararlar daha geniş ölçekleri ilgilendirse bile temel yetki yerel meclislerde kalır.

Konfederal konseyler ise yalnızca idari ve yürütme işlevi görür; karar alma yetkisi halk meclislerindedir.

Rojava’da Demokratik Konfederalizm Deneyimi

Bookchin’in fikirleri, Suriye Kürdistanı’nda önemli bir siyasal deneyime ilham verdi. 2004 yılında Bookchin ile diyaloga giren Kürt lider Abdullah Öcalan, onun komünalizm anlayışından esinlenerek “demokratik konfederalizm” modelini geliştirdi.

2012 yılında, Suriye iç savaşı sırasında, Demokratik Birlik Partisi (PYD) öncülüğünde Afrin, Cezire ve Kobani kantonlarında bu model uygulanmaya başlandı. 2016’da sistem, Kuzey Suriye Demokratik Federasyonu olarak kurumsallaştı; bölge kamuoyunda daha çok Rojava adıyla biliniyor.

Rojava’da sistem, 100 ila 150 aileden oluşan komünlere dayanıyor. Her komün mahalle meclisi oluşturuyor; tüm üyeler –gençler dahil– katılım hakkına sahip. Meclis, mahalle yaşamına ilişkin kararları alıyor ve sekiz temsilci seçiyor: biri kadın biri erkek olmak üzere iki eş başkan ve altı komisyon temsilcisi (kadın, savunma, ekonomi, sivil toplum, adalet ve eğitim).

Tüm üst konseyler aynı eşit temsile dayalı modelle örgütleniyor. Ayrıca her düzeyde kadın konseyleri bulunuyor. Ataerkilliğe karşı mücadele ve kadınların eşit katılımı sistemin temel ilkeleri arasında yer alıyor.

Doğrudan Demokrasi Geleneğinin Tarihsel Kökleri

Bookchin, modelinin soyut bir kurgu olmadığını savunur. Ona göre kasaba ya da köy meclislerinde doğrudan demokrasi uygulaması tarihsel bir eğilimdir. Bu uygulamalar Antik Yunan demokrasisinde, 16. yüzyıl İsviçre Konfederasyonu’nda ve Aydınlanma devrimlerinde görüldü.

1789 Fransız Devrimi sırasında sans-culottes’ların bölgesel meclisleri, hem tedarik süreçlerini yönetmek hem de Ulusal Meclis üzerinde baskı kurmak için düzenli olarak toplanıyordu. Halk sınıflarının gücü, doğrudan demokrasi meclisleri biçiminde örgütlenmişti.

Özgürlükçü Belediyecilik ve “Çift İktidar” Stratejisi

Bookchin, bu tarihsel örneklerden hareketle “özgürlükçü belediyecilik” stratejisini geliştirdi. Strateji, temsili cumhuriyet bağlamında komünler konfederasyonu kurmayı hedefler.

Bu yaklaşım “çift iktidar” fikrine dayanır: Bir yanda ulus-devlet, diğer yanda halk meclisleri ağı. Amaç, belediye seçimlerine katılarak ya da seçim dışında meclisler kurarak devlet karşısında toplumsal meşruiyeti olan alternatif bir güç odağı oluşturmaktır.

Seçim kazanıldığında belediye meclisinin yerini doğrudan demokrasi meclislerinin alması önerilir. Seçim kaybedildiğinde ise geçici halk meclisleriyle sembolik bir karşı-iktidar inşa edilmesi savunulur. Nihai hedef, kitlesel desteğin devletten halk meclisleri konfederasyonuna kaymasıdır.

Barselona Deneyimi ve Kısmi Uygulamalar

2015 yılında İspanya’nın Barselona kentinde, Barcelona en Comú hareketi öncülüğünde mahalle meclisleri kuruldu. Amaç, “belediyeci” listeler için seçim programlarının doğrudan halk katılımıyla hazırlanmasıydı. Bu girişim, Bookchin’in meclis yönteminden kısmen ilham aldı.

Ancak Barselona deneyimi, belediyelerin devletin yerini almasını hedefleyen devrimci bir kopuştan ziyade, sınırlı anlamda belediyeciliğe dayanıyordu. Belediye yönetimleri temsili sistemi sürdürdü; doğrudan meclisler karar merciine dönüşmedi.

Yine de Barselona öncülüğünde gelişen “Korkusuz Şehirler” ağı, mülteci ve göçmen politikalarında merkezi hükümete karşı alternatif yerel politikalar geliştirdi. Bu yönüyle Bookchin’in “çift iktidar” fikrine kısmi bir örnek sundu.

Fransa’daki Yansımalar ve Gelecek Perspektifi

Fransa’da Sarı Yelekliler hareketi içinde düzenlenen “Meclisler Meclisleri” toplantıları da Bookchin’den esinlendi. 2020 yerel seçimlerinde bazı gruplar doğrudan demokrasiye dayalı halk meclisleriyle seçim kampanyası yürüttü. Bazı küçük yerleşimlerde belediye projelerinin doğrudan sakinler meclisinde tartışıldığı uygulamalar hayata geçirildi.

Önümüzdeki yerel seçimler, yerelden başlayarak demokrasiyi radikalleştirmek isteyenler için Bookchin’in düşüncelerini yeniden gündeme taşıyabilir. Bunun ötesinde, onun “sosyal ekoloji” yaklaşımı da dünya çapında çevre ve toplumsal hareketlere ilham vermeyi sürdürüyor.

Pierre Sauvêtre
Sosyoloji Öğretim Üyesi
Université Paris Nanterre

Muhabir: Güven BOĞA