Eğitim Sen Amed 1 No’lu Şube Eş Başkanı Saliha Zorlu, KESK’te örgütlü 4 bin 256 kamu emekçisinin görevinden ihraç edildiğini, yaklaşık yarısının hâlâ görevine dönemediğini söyledi. Barış sürecine ilişkin Çerçeve Yasa’nın KHK’lileri kapsaması gerektiğini belirten Zorlu, “Barış için söz söyleyen Barış Akademisyenleri ve inisiyatif alan kamu emekçileri sürecin dışına itilmemeli” dedi.
Eğitim Sen Amed 1 No’lu Şube Eş Başkanı Saliha Zorlu, Medya Haber TV’de Arjin Dilek Öncel’in hazırlayıp sunduğu “Kadın Bakışı” programına konuk oldu. Söyleşide KHK’lerle kamu görevinden ihraç edilenlerin durumunu, Barış Akademisyenlerinin görevlerine dönüşünü ve eğitim alanındaki sorunları değerlendirdi.
Aradan yaklaşık 10 yıl geçmesine rağmen ihraçların sonuçlarının sürdüğünü belirten Zorlu, KHK meselesinin barış ve demokratikleşme tartışmalarının gündeminde yer alması gerektiğini vurguladı.
“4 bin 256 arkadaşımız ihraç edildi”
Zorlu’nun verdiği bilgiye göre, KESK’te örgütlü 4 bin 256 kamu emekçisi KHK sürecinde görevinden ihraç edildi. Bu kişiler arasında öğretmenler, akademisyenler, sağlık ve büro emekçileri ile farklı iş kollarında çalışan kamu görevlileri bulunuyor. Zorlu, ihraç edilenlerin yaklaşık yarısının OHAL Komisyonu ve yargı süreçlerinin ardından görevine döndüğünü, diğer yarısının ise hâlâ ihraç durumunda olduğunu söyledi.
KESK’in hem hukuki mücadeleyi hem de ihraç edilen üyeleriyle maddi ve manevi dayanışmayı sürdürdüğünü anlatan Zorlu, “KHK’lerin iptal edilmesi, arkadaşlarımızın bütün özlük haklarıyla birlikte görevlerine iade edilmesi için 10 yıldır kesintisiz mücadele içerisindeyiz” dedi.
“İhraç yalnızca iş kaybıyla sınırlı kalmadı”
KHK’lerin etkilerinin kamu görevinden çıkarılmayla sınırlı olmadığını belirten Zorlu, pasaport ve yurt dışına çıkış konusunda yaşanan kısıtlamalara da değindi. İhraç edilen bazı kişilerin dosyalarının içeriğine yıllarca erişemediğini söyleyen Zorlu, haklarında ileri sürülen gerekçeleri ancak uzun süre sonra öğrenebildiklerini ifade etti.
Zorlu, özellikle “irtibat ve iltisak” değerlendirmelerinin belirsizliğini eleştirdi. Bazı kamu emekçilerinin sosyal çevreleri ya da sendikal ve toplumsal faaliyetleri üzerinden değerlendirildiğini öne sürerek, somut gerekçelere dayanılmadan verilen ihraç kararlarının yeniden ele alınmasını istedi.
Çerçeve Yasa’ya KHK eleştirisi
Barış ve demokratik toplum süreci kapsamında gündeme gelen Çerçeve Yasa’ya ilişkin değerlendirmelerinin henüz tamamlanmadığını söyleyen Zorlu, ilk incelemelerinde KHK’lilerin durumuna yer verilmediğini gördüklerini belirtti:
“KHK meselesi Çerçeve Yasa içerisinde değerlendirilmemiş gibi geldi bize. Genişletilmesi gerekiyor.”
Zorlu, düzenlemenin idari yargı süreçlerini ve ihraç kararlarında kullanılan “irtibat ve iltisak” değerlendirmelerini de kapsaması gerektiğini savundu. KHK’lilerin görevlerine dönüşünün demokratikleşme adımlarının bir parçası olarak ele alınmasını istedi.
Barış Akademisyenlerinin görevlerine dönüşü
Söyleşide Barış Akademisyenlerinin durumuna da değinen Zorlu, barış talebiyle bildiriye imza atan akademisyenlerin önemli bir bölümünün üniversitelerine dönemediğini söyledi. İhraçların yanı sıra disiplin soruşturmaları ve başka yollarla üniversitelerden uzaklaşmak zorunda kalan akademisyenlerin bulunduğunu belirtti.
Zorlu, yeni bir barış süreci konuşulurken geçmişte barış için söz alan kişilerin durumunun görmezden gelinemeyeceğini vurguladı:
“Barış için söz söylemiş Barış Akademisyenleri, barış için inisiyatif almış kamu emekçileri tam da yeni bir barış sürecinde bu konunun dışına itilmemeli. İadeleri için bir irade gösterilmeli.”
“KHK meselesi bir demokrasi meselesidir”
KHK’lerle yüzleşmenin yalnızca görevine dönemeyen kamu emekçilerinin talebi olarak görülmemesi gerektiğini söyleyen Zorlu, konunun hukuk ve demokrasi açısından daha geniş sonuçları bulunduğunu ifade etti. Olağanüstü hâl döneminde ortaya çıkan uygulamaların kalıcı etkilerine dikkat çekerek, “KHK meselesi işe dönme meselesi değildir; bir demokrasi meselesidir” dedi.
Eğitim için laiklik, çoğulculuk ve ana dilinde eğitim vurgusu
Zorlu, söyleşinin eğitimle ilgili bölümünde laik, bilimsel ve ana dilinde eğitime ilişkin talepleri birlikte değerlendirdi. Laik eğitimin çoğulculuğu da içermesi gerektiğini savunan Zorlu, farklı inançların, kimliklerin ve dillerin kamusal alanda eşit biçimde var olmasının önemini anlattı.
Eğitimin siyasi ve toplumsal tartışmalarda ikincil bir konu olarak görülmemesi gerektiğini belirten Zorlu; öğrencilerin, velilerin ve eğitim emekçilerinin söz sahibi olduğu bir eğitim anlayışı çağrısında bulundu.
Okullarda psikososyal destek çağrısı
Manisa’nın Turgutlu ilçesinde yaşanan okul saldırısına da değinen Zorlu, okul güvenliğinin yalnızca güvenlik görevlileriyle sağlanamayacağını söyledi. Çocukları suçlayıcı bir dilden uzak durulmasını, okullarda psikososyal destek mekanizmalarının güçlendirilmesini ve öğrencilerin kendilerini güvende hissedecekleri ilişkilerin kurulmasını istedi.
Zorlu, çocukların daha eşit, güvenli ve barışçıl ortamlarda eğitim görmesi için eğitim emekçileriyle birlikte bütün kurumların sorumluluk üstlenmesi gerektiğini ifade etti.





