20 HAZİRAN DÜNYA MÜLTECİLER GÜNÜ :

BİRLİKTE YAŞAYABİLİRİZ, DÜNYA HEPİMİZE YETER

Birleşmiş Milletler Genel Kurulu tarafından alınan karar gereğince 2001 yılından itibaren 20 Haziran, Dünya Mülteciler Günü olarak anılmaya başlanmıştır. Bugün vesilesi ile her yıl dünyanın pek çok yerinde etkinlikler gerçekleştirilmekte, yetkililerin ve kamuoyunun dikkati göç ve mülteciliği doğuran nedenlere ve mültecilerin yaşadığı ağır sorunlara çekilmeye çalışılmaktadır. Ancak aradan geçen 23 yılda bu sorunlara çözüm üretilmediği gibi, bütün dünyada sığınma hakkının ve bu bağlamda uluslararası hukukun yok sayıldığı, sığınmacıları/mültecileri bir tehdit bir yük bir araç olarak gören, hak öznesi olarak kabul etmeyen politika ve tutumların geliştiği, uluslararası ve ulusal hukukta var olan mülteciler lehine düzenlemelerin açıkça çiğnendiği, mültecilerin her geçen gün daha fazla baskı, sömürü ve hak ihlaline maruz bırakıldıkları izlenmektedir. Planlı olarak yayılan yalan/ yanlış bilgilerle yaratılan olumsuz algının mültecileri içinde yaşadığı toplumla da çekişmeli hale getirdiği ve yaşayabilmek için defalarca ve ölümü göze alarak göçmek durumunda kaldıkları da göz önüne alınarak, soruna insan haklarını temel alan bir yaklaşımla çözüm üretebilmek adına, açıklamamızın sonunda yer verdiğimiz öneri ve taleplerimizi yetkililerin ve kamuoyunun dikkatine sunuyoruz.

Milyonlarca insanın, hayatta kalabilmek adına silahlı çatışma bölgelerinden ve çevresel yıkıma uğramış coğrafyalardan daha güvenli bölgelere geçiş yapmaya çalıştığı bugün, Birleşmiş Milletler Mülteciler Yüksek Komiserliğinin (UNHCR), yayınladığı son rapora göre, dünya genelinde yüzde 40’ı çocuk olmak üzere sığınmacı sayısı Nisan 2024 itibarı ile 120 milyona ulaştı ve bu sayı  UNHCR'nin kayıt tutmaya başlamasından bu yana mülteci sayısının en yüksek orana ulaştığını gösteriyor.  Dünya üzerinde yaşayan her 69 kişiden biri ya da tüm dünya nüfusunun yüzde 1,5'i şu anda zorla yerinden edilmiş durumda.

2023'te mültecilerin yüzde 73'ü Afganistan, Suriye, Venezuela, Ukrayna ve Sudan’dan geldi ve BM'nin Filistinli Mülteciler için Yardım Ajansı UNRWA'ya göre, Gazze'deki savaş nedeniyle, Gazze Şeridi'nde 1,7 milyon insan (nüfusun yüzde 75'i) çoğu zaman birden fazla kez yerinden edildi. Göç ve mülteciliği yaratan nedenler ise göz ardı ediliyor halen. Bugün hala Suriye’de iç savaşın etkileri devam ediyor. Filistin’de, Ukrayna’da, Afrika’da çatışmalar giderek şiddetleniyor. Meksika, Venezuela ve bazı Latin Amerika ülkeleri dahil olmak üzere birçok ülkede ekonomik ve ekolojik nedenlerle insanlar yurtlarından göçmek zorunda kalıyorlar.

Türkiye'de 4,6 milyon kayıtlı göçmen var.

2011 yılında Suriye iç savaşının başlaması ile birlikte büyük bir göç dalgası ile karşılaşan Türkiye hem düzenli hem de düzensiz göçmen olarak nitelendirilen sığınmacı grupları barındırmakta ancak düzensiz göçmenlere dair sayısal verilere sağlıklı olarak erişebilmek mümkün olmamaktadır. İçişleri Bakanı Ali Yerlikaya yaptığı açıklamada, 1 Aralık 2023 tarihi itibarıyla Türkiye'de 3,2 milyon geçici koruma altındaki Suriyeli, 1,1 milyon ikamet izni ile kalanlar, 300 bin uluslararası koruma kapsamında kalanlar olmak üzere toplam 4,6 milyon kayıtlı göçmen bulunduğunu açıklarken; Resmi verilere göre, Türkiye’de 2024 Nisan ayı itibari ile 3,12 milyon Suriyeli, 170 bin Afgan, 130 bin Iraklı, 30 bin İranlı ve 30 bin diğer tabiiyetlerden olmak üzere 3,5 milyon kayıtlı mülteci/sığınmacı/göçmen bulunmaktadır. Göç İdaresi Genel Müdürlüğü 2024 verilerine göre Türkiye’de bulunan 3,12 milyon Suriyelinin 60 bini geçici barınma merkezlerinde kalıyor, 3 milyon 60 bin Suriyeli ise kendi imkânları ile barınmaya çalışıyor. Suriyeli mültecilerin 1 milyon 540 bini çocuk (0-18 yaş),  750 bini kadınlardan oluşuyor. Yetişkin erkek sayısı ise 830 bin. Suriyeli sayısı 2017 yılında 3 milyon 700 bin ile en üst seviyede iken, özellikle gönüllü adı altında ancak geri gönderme yasağı ihlali olarak gerçekleşen zorla geri göndermeler ve hukuksuzlukların önlenmemesine bağlı Avrupa’ya kaçak geçişlerin artması ile birlikte yaklaşık 600 bin kişi azalmış durumda.

Geri gönderme yasağı ihlalleri- Zorla geri göndermeler giderek artıyor.

İnsanın insan onuruna yaraşır bir yaşam hakkı da dahil  tüm temel hak ve özgürlükleri uluslararası insan hakları belgelerinde ve ulusal hukukta koruma altına alınmıştır. 4 Nisan 2013 tarihinde kabul edilerek 11 Nisan 2013’de Resmi Gazetede yayınlanarak yürürlüğe giren Yabancılar ve Uluslararası Koruma Kanunu 4. maddesi (1) fıkrasında “Bu Kanun kapsamındaki hiç kimse, işkenceye, insanlık dışı ya da onur kırıcı ceza veya muameleye tabi tutulacağı veya ırkı, dini, tabiiyeti, belli bir toplumsal gruba mensubiyeti veya siyasi fikirleri dolayısıyla hayatının veya hürriyetinin tehdit altında bulunacağı bir yere gönderilemez” demektedir. 

Bu açık kurala rağmen, kamuoyuna yansıyan bilgiler 2023 yılında en az 600 bin Suriyeli ve diğer ülke vatandaşı mültecinin “gönüllü geri dönüş”adı altında zorla sınır dışı edildiğini göstermektedir. Barolar, insan hakları örgütleri bu konuda defalarca basın açıklamaları yapmış, Adalet Bakanlığına başvuruda bulunmuş olmasına rağmen bu hukuksuzluk önlenmemiş, bir gelişme sağlanamamıştır. Son olarak Anayasa Mahkemesi de Eylül 2023’te verdiği kararında zorla geri gönderme kararlarını hak ihlali saymış ancak Göç İdaresi Başkanlığı bu yöndeki faaliyetini sürdürmüştür.

Geri Gönderme Merkezleri’ne Guantanamo benzetmesi

Göç İdaresinin verdiği rakamlara göre; 2024 yılında 21 bin kapasiteli 30 Geri Gönderme merkezinde 40 bin mülteci tutulmaktadır. İdari gözetim kararı ile Geri Gönderme Merkezlerine alınan mülteciler kapatılmakta, suçlu muamelesi görmektedirler. Müvekkili olmayan avukatların dahi girişinin kısıtlandığı, STK’lara kapalı bu merkezlerde hastalıklar, intihar vakaları, işkence, kötü muamele, ölüm vakaları yaşandığı duyumları alınmakta ancak hiçbir denetim raporu ve resmi açıklama kamuoyu ile paylaşılmamaktadır. Mültecilerin bilgiye ve adalete erişim sorunları nedeniyle birçok ciddi olay yargıya dahi taşınamamakta kapanıp gitmektedir. 

Nitekim; Nisan ayında Antalya'da Geri Gönderme Merkezi’nde açlık grevine başlayan 52 mültecinin dilekçesinde görevlilerin 'beyaz odada' işkence yaptıkları, hastalara bakılmadığı ve açlıkla cezalandırıldıkları iddiası yer aldı. Türkiye’den sığınma hakkı isteyen ve iyi derecede Türkçe bilen İranlı mülteci O. E, "İşkence Türkiye’de 90’lı yıllarda kalmış bir suç değil, hâlâ var. Burayı görmek istemezsiniz" ifadelerini kullandı açıklamasında. Ancak bu olay da sıradan bir olay gibi unutulmaya terk edildi.

Çalışma izni yok emek sömürüsü var

Mülteciler tarım, inşaat ve küçük sanayi tesislerinde iş güvenliği ve sosyal güvenlikten yoksun ve düşük ücretlerle çalışmaktadırlar. Emekleri yok sayıldığı gibi iş güvenliği olmayan işyerlerinde iş kazaları ve iş cinayetlerinde çoğunlukla isimsiz kurbanlar olarak kayıtlara dahi geçmeden hayattan geçip gitmektedirler.  

Nitekim; 15 Haziran’da, on bir yaşındaki Suriyeli Ahmet Haskiro çalışmakta olduğu Kaside Giyim-Dağ Tekstil atölyesinde, asansör ile duvar arasına sıkışarak yaşamını yitirdi. İşyeri sahiplerinin aileye baskı yaparak çocuğun çalışmadığını söyletmeye çalıştıkları öğrenildi.

İnsan Hakları Derneği Adana Şubesi, Buruk Mezarlığında 'Beşler Onurumuzdur' Etkinliği Düzenledi İnsan Hakları Derneği Adana Şubesi, Buruk Mezarlığında 'Beşler Onurumuzdur' Etkinliği Düzenledi

Afganistanlı göçmen işçi Mohammed Nourtani ise; 10 Kasım 2023'te Zonguldak’ta çalıştığı kaçak olarak işletilen maden ocağında yaralandı, ama patronlar onu hastaneye götürmek yerine ölüme terk edip, sonrasında da cesedini yaktılar. 3 çocuk babası Afganistanlı Vezir Mohammed Nourtani'nin davası halen sürüyor.

Okul var eğitime erişim yok

Okulda olması gereken mülteci çocuklar gerek anadilde eğitimin olmaması, Türkçe öğrenmek için gerekli desteğin sağlanmaması ve devamında yoksulluk nedeniyle çalışmak zorunda kaldıkları için okula gidemiyorlar. Okula giden Suriyeli öğrenciler ayrımcılık ve akran şiddetine maruz kaldıklarından eğitimlerini bırakmak zorunda kalıyorlar. Dil engeli nedeniyle eğitim düzeyi eşit olarak ilerlemiyor ve geride kalan çocuklar okulu bırakıyorlar. Hali hazırda okuma yazma bilmeyen, eğitim almayan kayıp bir nesilden söz edilmektedir.

Kız çocuklarının erken yaşta evlilikleri ve erken yaşta anne olmalarının önüne geçilmemekte bununa ilgili olarak gerekli tedbirler alınmamaktadır. Binlerce mülteci kız çocuğu evlendirilmekte, ikinci veya üçüncü eş olarak evliliğe zorlanmaktadırlar.

Sonuç ve talepler

Küresel bir durum ve sorun olan göç ve mülteciliğin bir sonuç olduğu unutulmamalıdır. Mülteciliğin ve zorunlu göçün önlenmesi ancak bunu doğuran nedenlerin ortadan kaldırılması ile mümkün olabilir. Bu yüzden sorunun çözümü; savaşlara, ekolojik yıkımlara, yoksulluğa karşı mücadele ve dünyada barışın ve gelir adaletinin sağlanması ile doğrudan bağlantılıdır. Türkiye’nin mülteci ve göç uygulamalarından kaynaklı sorunları çözümü bakımından da meselenin bütüncül bir bakışla ele alınması ve aşağıda kısaca özetlemeye çalıştığımız önlemlerin acilen alınması gerekmektedir. Ancak her hâlükârda, insani yaşam koşullarının oluşturulması ve mültecilerin her türlü hak ihlaline, emek sömürüsüne, istismara karşı korunması devletin görevlerindendir.

20 Haziran Dünya Mülteciler günü vesilesi ile; insan onuruna uygun yaşama hakkının her bireyin hakkı olduğunu vurgulayarak, Türkiye dahil olmak üzere tüm devletleri, mültecileri insan onuruna uygun şekilde yaşatma konusunda gerekli çalışmaları yapmaya, çözümler üretmeye ve bu insanlık trajedisine son vermeye çağırıyoruz.

Yukarıda özetlemeye çalıştığımız devasa sorunların çözümüne katkı sunulabilmesi bakımından ve acilen;

– Mültecilere yönelik hak temelli bir yaklaşımın benimsenmesi,

– Kadın, çocuk, LGBTİ+ birey,  yaşlı ve  engellilerin haklara erişimlerini sağlayacak sosyal destek mekanizmalarının kurulması ve  acilen işler hale getirilmesi,

–  Mülteci çocuk ve gençlerin anadilde eğitim de dahil eğitim hakkına erişiminin sağlanması, çocuk işçiliğinin önlenmesi,

_  Kız çocuklarının eğitime erişimlerinin kolaylaştırılması, erken yaşta evlendirilmelerinin önlenmesi için tedbirler alınması,

–  Anne ve çocuk ölümlerindeki ciddi tablo da göz önünde bulundurularak, özellikle anne, çocuk, yaşlı ve kronik hastalığı olanların sağlık ve bakım hizmetlerine tam erişiminin sağlanması,

–  Kayıt dışı çalışmanın yarattığı ağır sömürünün önlenmesi için çalışma izni uygulamasının kolaylaştırılması,

–   Medyada ve siyasette daha da öne çıkan ve ırkçı saldırıları motive eden mültecilerle ilgili ayrımcı söylemlerden vazgeçilmesi, önleyici tedbir alınması,

–    Nefret saldırılarının durdurulması,  karşımıza çıkan cezasızlık uygulamasına son verilmesi

–  1951 Cenevre sözleşmesine 1967 de konulan coğrafi çekincenin kaldırılması, ülke içinde ve dışında serbest dolaşım ve yerleşim hakkının sağlanması,

–  AB- Türkiye arasındaki Geri Kabul Anlaşması ve  mültecilik hakkına tehdit oluşturan tüm ikili anlaşmaların geri çekilmesi, Frontex uygulamasının denetlenmesi ve yakın izlemeye alınması,

– Sınırlar açılarak insan kaçakçılığının önlenmesi,

– Mültecileri sınırdan geçmek için yasadışı- tehlikeli yollara sevk eden politika ve söylemlerden vazgeçilmesi,

– BMMYK’nın uluslararası koruma başvuruları konusunda Türkiye’de yeniden aktif faaliyet göstermesi,

– Göç İdaresinin uluslararası koruma ve ikamet başvurularının alınması başta olmak üzere  mültecilerin taleplerini karşılayacak güven verici, keyfiyetten uzak, mültecilerin erişimini kolaylaştıran bir sistem kurması

–  Suriyelilere uluslararası koruma başvurusunda bulunma yolunun açılması

– Sınırdışı ve Geri İtme gibi “Geri Gönderme Yasağı”na aykırı uygulamaların durdurulması,

– Geri Gönderme Merkezlerinde( GGM) insani tutulma koşullarının sağlanmasından öte, idari gözetim uygulaması ve mültecilerin bu merkezlerde tutulmasına son verilmesi, GGM’lerin kapatılması,

– Eğitim, sağlık, barınma ve çalışma gibi temel haklar bakımından vatandaşlarla eşit hakların sağlanması,

– Kadın ve çocuklara yönelik istismar ve şiddeti önleyici, kadın ve çocukları koruyucu etkin mekanizmaların hayata geçirilmesi,

– Dil ve maddi imkan sorunları da gözetilerek adalete erişim ve hukukun korumasından yararlanma konusunda eşitlik ve yeterli imkân sağlanması

– Mültecilere kendi dillerinde ücretsiz hizmet sunacak, kolay ulaşılabilir resmi danışma merkezlerinin kurulması,

– Mültecilere dair politikalar belirlenirken, mültecilerin ve alanda çalışan sivil örgütlerin görüş ve önerilerinin etkin değerlendirilmesi,

– Uzun süre Türkiye’de yaşayan ve geri dönmesi savaş ve sonraya etkilerinin neden olduğu koşullar çerçevesinde mümkün görünmeyen mültecilere vatandaşlık verilmesi,

 için acil adımlar atılsın

 

İnsan Hakları Derneği İstanbul Şubesi

Enternasyonal Dayanışma

Sınırsız Dayanışma

Irkçılığa Karşı Dayanışma

JİNEPS gazetesi

Sosyal Hizmet Uzmanları Derneği İstanbul Şubesi

Göç İzleme Derneği

Özgürlük İçin Hukukçular Derneği İstanbul Şubesi

BARG Araştırma Merkezi

Uluslararası Mülteci Araştırmaları Merkezi

DEM Parti Mülteci Hakları Komisyonu

Birlikte Yaşamak İstiyoruz İnisiyatifi

Yeşil Sol Parti Mültecilerle Dayanışma Çalışma Grubu

Editör: Haber Merkezi