Almanya’da aşırı sağın yeni işaretleri: Kıyafetler ve emojiler nasıl siyasi mesaj taşıyor?

AfD’nin Saksonya-Anhalt seçimlerindeki başarısı, Almanya’da aşırı sağın siyasi söyleminin yanı sıra kullandığı sembolleri de yeniden gündeme taşıdı. Nazi örgütlerinin işaretlerinin kamusal kullanımını sınırlayan yasalar karşısında bazı aşırı sağcı çevreler, mesajlarını kıyafetlere, İskandinav motiflerine ve sosyal medya emojilerine taşıyor. Ancak bir rün dövmesi, spor ayakkabı ya da mantar emojisi, tek başına kimsenin siyasi görüşünü kanıtlamıyor.

Almanya için Alternatif’in (AfD) Saksonya-Anhalt eyalet seçiminde yüzde 43,8 oyla birinci parti olması, ülkenin aşırı sağla ilgili tartışmalarına yeni bir boyut ekledi. Parti yöneticilerinin “remigrasyon” çağrıları göç politikaları açısından tartışılırken, aşırı sağcı fikirlerin kamusal alanda nasıl işaret edildiği de araştırmacıların odağında.

University College Cork’tan Tom Birkett, Felix Lummer ve Timothy Liam Waters’ın The Conversation için kaleme aldığı makale, bu işaretlerin artık yalnızca açık siyasi sloganlardan oluşmadığını anlatıyor. Araştırmacılara göre kimi kıyafetler, Viking kültüründen alınan motifler ve sıradan emojiler, belirli çevrelerde grup içi iletişimin parçası hâline gelebiliyor. Bu işaretlerin birden fazla anlama sahip olması ise onları yorumlamayı güçleştiriyor.

Almanya’daki yasak neyi kapsıyor?

Alman Ceza Kanunu’nun 86a maddesi, anayasaya aykırı örgütlerin sembollerinin belirli biçimlerde yayılmasını ve kamusal kullanımını cezalandırıyor. Ancak düzenleme sanat, bilim, öğretim ve güncel ya da tarihsel olayların haberleştirilmesi gibi amaçlar için istisnalar da öngörüyor. Bir görüntünün değerlendirilmesinde işaretin ne olduğu kadar nasıl kullanıldığı da önem taşıyor.

Makalenin verdiği dikkat çekici örneklerden biri rock grubu KISS. Grubun özgün logosundaki son iki harf, Nazi döneminin SS işaretine benzetildiği için Almanya’daki tanıtımlarda farklı bir tasarım kullanıldı. Grubun üyeleri Gene Simmons ve Paul Stanley ise logoda Nazi sembolizmine gönderme yapıldığı iddiasını reddetti. Her iki müzisyenin ailesi de Holokost sırasında zulme uğramıştı.

Bu örnek, bir işaretin taşıdığı niyet ile kamusal alanda nasıl algılandığı arasındaki gerilimi gösteriyor. Makalenin hatırlattığı bir başka değişim de video oyunlarıyla ilgili: Nazi sembollerinin İkinci Dünya Savaşı temalı oyunlarda gösterimine yönelik yaklaşım 2018’e kadar çok daha kısıtlayıcıydı. Sonrasında bu içeriklerin değerlendirilmesinde bağlam ve sanatsal amaç dikkate alınmaya başlandı.

Rün görmek siyasi aidiyet saptamak anlamına gelmez

Araştırmacıların özellikle üzerinde durduğu konu, İskandinav ve Viking kültüründen alınan semboller. Rünler tarih, dil, inanç ve sanatla ilgilenen pek çok kişi tarafından kullanılıyor. Birinin rün dövmesi taşıması veya Viking temalı bir ürün giymesi, onun aşırı sağcı olduğu sonucunu doğurmuyor.

Birkett, Lummer ve Waters, University College Cork’taki NorseMap projesine yapılan katkıların da bu çeşitliliği gösterdiğini belirtiyor. Aynı motif bir kişi için inancının ifadesi, başka biri için tarihsel araştırma konusu, bir başkası için estetik tercih olabilir.

Makaleye göre aşırı sağcı çevrelerin yararlandığı nokta tam da bu belirsizlik. Bir sembol belirli bir grup içinde siyasi mesaj taşıyabilirken, dışarıdan bakıldığında farklı ve tamamen ilgisiz anlamlara sahip olabilir. Böylece mesajı anlayanlara ulaşırken, kullanımının siyasi olduğu da inkâr edilebilir.

Aşırı sağın kıyafet dili nasıl değişti?

Makale, geçmişte bazı neo-Nazi gruplarla özdeşleşen kolay tanınır giyim tarzının bugün tek örnek olmadığını aktarıyor. Daha sıradan görünen kıyafetler, kalabalığa karışırken grup içi aidiyet göstermenin yolu olarak kullanılabiliyor.

Araştırmacıların incelediği markalardan Thor Steinar, logosunda birleşik bir rün kullanıyor ve rünlerle işaretlenmiş ürünler satıyor. Makalede, markanın bazı ürünlerinin “Viking ırkı” gibi ifadelere göndermede bulunduğu belirtiliyor. Markanın kıyafetlerine Almanya Federal Meclisi’nde, bazı eyalet parlamentolarında ve spor tesislerinde kısıtlamalar getirildiği aktarılıyor. Şirket ise aşırı sağla bağlantısı olduğu iddiasını reddediyor ve siyasi görüş değil, giysi sattığını savunuyor.

Bir diğer örnek Erik and Sons. Kurucusu Udo Siegmund daha önce Thor Steinar’da çalışmış olan marka, kendisini “Viking markası” olarak tanımlıyor ve logosunda rün kullanıyor. Makalede hem belirgin sloganlı hem de daha az dikkat çeken ürünlerinin bulunduğu anlatılıyor. Brandenburg eyaletinin iç istihbarat raporunda marka, aşırı sağcı çevreyle ilişkilendirilen giyim markaları arasında anılıyor. Berlin’de markanın ürünlerini satan bir mağazanın kira sözleşmesinin de bu çağrışımlar nedeniyle feshedildiği aktarılıyor.

Markaların istemeden sahiplenilmesi

Makalenin ikinci giyim başlığı, doğrudan aşırı sağcı çevrelere yönelik üretim yaptığı ileri sürülmeyen yaygın markalarla ilgili. Araştırmacılar, kimi grupların mevcut ürünlere kendileri siyasi anlam yükleyerek onları sahiplenmeye çalıştığını anlatıyor.

New Balance spor ayakkabılarındaki belirgin N harfinin bazı aşırı sağcılar tarafından “Nazi” sözcüğüne gönderme olarak kullanıldığı belirtiliyor. Bu, ayakkabıyı giyen insanların aynı mesajı verdiği anlamına gelmiyor. Şirket de bağnazlık ve nefreti hoşgörmediğini açıklayarak aşırı sağla ilişkilendirilmeyi reddetti.

İngiliz giyim markası Lonsdale’in adı da Almanya’da bazı aşırı sağcı gruplar tarafından kullanıldı. Marka adı açık bir gömlek veya ceketin altında kısmen göründüğünde ortaya çıkan NSDA harfleri, Hitler’in partisinin Almanca kısaltması NSDAP’yi çağrıştırabiliyor. Lonsdale bu bağlantıyı reddetti; 2003’te “Lonsdale Loves All Colours” kampanyasını başlattı ve LGBTİ+ bireylere ve göçmenlere destek veren kuruluşlara sponsor oldu.

Makalede The North Face’in siyah montları da ele alınıyor. Araştırmacılar, markanın beyaz logosunun ve adındaki “kuzey” sözcüğünün, beyazlık ve kuzey Avrupa kimliğini yücelten bazı aşırı sağcı çevrelerce sahiplenildiğini belirtiyor. Montun son derece yaygın olması da onu giyen kişilerin kalabalık içinde ayırt edilmesini güçleştiriyor. Marka ise aşırı sağla hiçbir bağ kurmuyor; 2020’de ırkçı söylem ve yanlış bilgiye karşı yürütülen kampanyaya destek vererek Facebook reklamlarını boykot edeceğini duyurmuştu.

Bu örneklerin ortak noktası, markaların bütün müşterilerine siyasi bir kimlik yüklenemeyecek olması. Bir AfD mitinginde New Balance ayakkabı giyen ya da sokakta siyah The North Face mont taşıyan kişinin amacı, yalnızca görünüşüne bakılarak belirlenemez.

Siyasi mesaj ekrana taşındığında

Araştırmacılara göre siyasi iletişim internete taşındıkça aşırı sağcı grupların işaretleri de değişti. Emojiler, herkesin kullanabildiği küçük görseller olmalarına rağmen, belirli hesapların dilinde özel anlamlar kazanabiliyor.

Makalenin açıkladığı örnekler mantar ve çam ağacı emojileri. Bunlar bazı çevrelerde, özellikle bir sosyal medya profilinde rünler ve başka ifadelerle birlikte kullanıldıklarında, ekofaşist veya etnik kökene dayalı aidiyet anlayışlarına gönderme yapabiliyor. Aynı emojiler doğa yürüyüşü, mantar toplama, fantastik kurgu ya da kır yaşamı paylaşımlarında da son derece yaygın.

Dolayısıyla 🌲 veya 🍄 kullanan bir hesabı yalnızca bu işaretlere bakarak siyasi olarak sınıflandırmak mümkün değil. Araştırmacıların vurgusu, tek tek emojileri şüpheli ilan etmekten çok, birden fazla işaretin belirli söylemlerle birlikte nasıl kullanıldığını anlamak üzerine.

Bir işaretin anlamını bağlam belirliyor

Makaleye göre aşırı sağcı çevrelerin gündelik kıyafetlerden ve masum görünen çevrimiçi sembollerden yararlanması iki sonuç doğuruyor. Bir yandan grup üyeleri birbirini tanıyabiliyor; diğer yandan dışarıdan bakıldığında siyasi mesaj sıradan bir moda veya kişisel ilgi gibi görünebiliyor. Bu görünüm, aşırı sağcı görüşlerin toplumun geri kalanıyla arasındaki görsel mesafeyi de azaltabiliyor.

Ancak aynı durum, yanlış suçlama riskini büyütüyor. Rünler, markalar ve emojiler farklı insanlar için farklı anlamlara sahip. Araştırmacıların uyarısı bu nedenle açık: Bir kişinin siyasi tutumunu kıyafetinden ya da tek bir sembolden çıkarmak yerine, kullandığı sözleri, işaretlerin birlikte nasıl yer aldığını ve paylaşımın bağlamını değerlendirmek gerekiyor.

Kaynak: Tom Birkett, Felix Lummer ve Timothy Liam Waters’ın kullanıcı tarafından paylaşılan The Conversation makalesi. Kaynak metinde sözü edilen emoji tablosu paylaşımda yer almadığı için tabloya ilişkin ek örnekler habere aktarılmadı.