Artan kar yağışının kayıpları dengelemeye yetmeyeceğini belirten bilim insanları, sera gazı emisyonlarını azaltmanın deniz seviyesindeki yükselişi yavaşlatmak için belirleyici olduğunu vurguluyor.

Antarktika’nın geleceğine ilişkin yeni bir bilimsel araştırma, dünyanın alçak kıyı bölgelerinde yaşayan milyonlarca insanı ilgilendiren önemli sonuçlar ortaya koydu. Çalışmaya göre, kıtadaki buz örtüsünün bu yüzyıl boyunca net kütle kaybetmesi, güçlü emisyon azaltımı senaryolarında bile çok yüksek olasılık taşıyor.

30 Eylül 2026’da Nature Geoscience dergisinde yayımlanan araştırma, uydu gözlemleriyle uyumlu model sonuçlarında bu olasılığı en az yüzde 92 olarak hesapladı. Bulgular, buz kaybının devam etmesi ile kaybın miktarının birbirinden ayrılması gerektiğini gösteriyor: Isınmayı sınırlandırmak kaybı bütünüyle durduramayabilir, ancak ne kadar buzun denize ulaşacağını önemli ölçüde etkileyebilir.

Araştırmanın yazarlarından Hong Kong Şehir Üniversitesi Enerji ve Çevre alanında öğretim üyesi Yucheng Lin ile Rutgers Üniversitesi Yer Bilimleri Profesörü Robert Kopp, çalışmayı değerlendirdikleri yazıda, artan kar yağışının Antarktika’yı korumaya yeterli olmayacağına dikkat çekiyor.

Kıyılarda yaşayan milyonlarca insan için uyarı

Deniz seviyesindeki yükseliş, iklim değişikliğinin insanların yaşam alanlarını doğrudan etkileyen sonuçlarından biri. Lin ve Kopp’un aktardığı verilere göre, dünya genelinde yaklaşık 1 milyar insan kıyı bölgelerinde yaşıyor. Yaklaşık 100 milyon insanın yaşadığı yerler ise deniz seviyesinden en fazla bir metre yüksekte bulunuyor.

Bu yerleşimler, deniz seviyesindeki kalıcı yükselişe ve kıyı taşkınlarına özellikle açık durumda. Antarktika’da yaşanan değişimler bu nedenle yalnızca kutup bölgesini ilgilendirmiyor; dünyanın farklı kıtalarındaki kıyı topluluklarının geleceğini de etkiliyor.

Kıta, küresel deniz seviyesini yaklaşık 58 metre yükseltebilecek miktarda buz barındırıyor. Bu değer, Antarktika’daki buz örtüsünün tamamının erimesine karşılık gelen toplam potansiyeli ifade ediyor; 2100 yılı için öngörülen bir yükseliş anlamına gelmiyor.

Daha fazla kar yağışı neden yeterli olmayacak?

Antarktika’nın geleceğine ilişkin bilimsel tartışmanın merkezinde, kıtaya eklenen kar ile kıtadan kaybolan buz arasındaki denge bulunuyor.

Daha sıcak hava daha fazla nem taşıyabildiği için, ısınmayla birlikte Antarktika’nın bazı bölgelerinde kar yağışının artması bekleniyor. Biriken kar, zaman içinde sıkışarak buz örtüsüne kütle ekliyor. Önceki bazı model sonuçlarında bu artış, okyanus kaynaklı buz kaybını aşabiliyor ve kıtanın toplam buz kütlesinin büyüyebileceği bir gelecek ortaya çıkıyordu.

Lin ve Kopp’un açıklamasına göre, yeni araştırmada uydu verileriyle karşılaştırılarak değerlendirilen senaryolar farklı bir sonuca işaret ediyor: Artan kar yağışı, bu yüzyılda yaşanacak buz kaybını bütünüyle telafi edemiyor.

Bu sonuç, kar yağışının etkisiz olduğu anlamına gelmiyor. Kar birikimi buz örtüsüne katkı sağlamaya devam ediyor; ancak araştırmacıların değerlendirmesinde, denize taşınan ve kaybedilen buzun miktarı bu katkıyı aşıyor.

Isınan okyanus, buz kaybını zincirleme hızlandırıyor

Antarktika’daki değişim, birbirini etkileyen çok sayıda süreçten oluşuyor.

Ulaşım, enerji üretimi ve diğer insan faaliyetlerinden kaynaklanan sera gazı emisyonları, atmosferin ve okyanusların ısınmasını artırıyor. Antarktika çevresindeki sıcaklık değişimleri de kıtanın kenarlarında deniz üzerinde uzanan buz sahanlıklarını etkiliyor.

Buz sahanlıkları, karadaki buzulların denize doğru hareketini yavaşlatan bir destek görevi görüyor. Araştırmacıların açıklamasına göre, bu sahanlıkların incelmesi veya parçalanması, arkalarındaki buzulların daha hızlı hareket etmesine yol açabiliyor.

Böylece okyanusun ısınması, buz sahanlıklarının zayıflaması ve karasal buzun denize akışının hızlanması birbirini besleyen bir zincir oluşturuyor. Deniz seviyesindeki yükseliş açısından kritik sonuç, karada bulunan buzun okyanusa daha hızlı taşınması oluyor.

Makine öğrenmesiyle yüz binlerce olası gelecek incelendi

Antarktika’nın geleceğini hesaplamak, çok büyük işlem kapasitesi gerektiriyor. Geleneksel bir buz örtüsü simülasyonu, yalnızca belirli bir varsayım kümesini sınamak için süper bilgisayarlarda günlerce çalışabiliyor.

Araştırma ekibi, bu sınırlılığı aşmak amacıyla uluslararası Buz Örtüsü Model Karşılaştırma Projesi’nin — ISMIP6 — simülasyon arşivinden yararlandı.

Veri bilimciler, buzul bilimciler ve okyanus bilimcilerden oluşan ekip, fiziksel varsayımları dikkate alan bir makine öğrenmesi modeli geliştirdi. Model, buzun ana kaya üzerinde ne kadar kolay kaydığı gibi özelliklerin simülasyon sonuçlarını nasıl değiştirdiğini öğrendi.

Lin ve Kopp’un aktardığına göre, bu yöntemle geleneksel modellerin günler süren hesaplamaları çok daha kısa sürede yaklaşık olarak yeniden üretilebildi. Böylece milyonlarca varsayım birleşimi değerlendirildi ve yüz binlerce olası gelecek uydu gözlemleriyle karşılaştırıldı.

Araştırmacılar, özellikle 2002’den bu yana Dünya’nın kütleçekimindeki küçük değişimleri ölçerek buz kütlesini izleyen uydu verilerinden yararlandı. Gözlemlerle uyumlu sonuçlar, geleceğe ilişkin değerlendirmelerde belirleyici oldu.

Çok yüksek emisyonlarda Antarktika’dan 25 santimetrelik katkı

Araştırmada, çok yüksek sera gazı emisyonları altında Antarktika’nın 2100’e kadar küresel deniz seviyesi yükselişine katkısının ortanca değeri 15,7 santimetre olarak hesaplandı. Dağılımın 95. yüzdelik değerinde ise bu katkı 25,4 santimetreye ulaşıyor. Bu rakamlar, tüm kaynaklardan oluşacak toplam yükselişi değil, Antarktika’nın katkısını ifade ediyor.

Grönland buz örtüsünün ve dağ buzullarının erimesi ile ısınan deniz suyunun genleşmesi de deniz seviyesini yükselten diğer süreçler arasında bulunuyor.

Lin ve Kopp, yaklaşık 25 santimetrelik yükselişin önemini açıklarken, 10 milyondan fazla insanın yaşadığı evlerin kalıcı su baskını riskiyle ilişkilendirilebilecek bir büyüklüğe dikkat çekiyor. Bu değerlendirme, kıyılardaki küçük görünen seviye değişimlerinin çok geniş nüfuslar için ciddi sonuçlar taşıyabildiğini gösteriyor.

Emisyon azaltımı hâlâ belirleyici

Araştırmacılar, buz kaybının devam edeceği yönündeki bulgunun iklim mücadelesini anlamsızlaştırmadığını özellikle vurguluyor.

Bugün atmosfere salınması önlenen sera gazları, Antarktika çevresindeki ısınmayı ve buna bağlı buz kaybını sınırlamaya yardımcı olabilir. Daha düşük emisyonlar, kıyı topluluklarının karşı karşıya kalacağı yükselişin miktarını azaltabilir ve uyum sağlamak için daha fazla zaman kazandırabilir.

Lin ve Kopp’a göre, daha yavaş ve daha sınırlı deniz seviyesi yükselişinin yararları yüzlerce yıl boyunca sürebilir. Bu nedenle kar yağışındaki artışın buz kaybını dengelemesini beklemek yerine, emisyonları azaltmak ve kıyılardaki hazırlıkları güçlendirmek gerekiyor.

Buzun altındaki süreçler belirsizliğini koruyor

Araştırmacılar, çalışmanın Antarktika’nın geleceğine ilişkin son söz olmadığını da belirtiyor.

Buzun çatlaması ve parçalanması ile buz örtüsünün altındaki nehir ve göllerin zaman içinde değişmesi gibi bazı süreçler, mevcut simülasyonlarda yeterince temsil edilmiyor. Makine öğrenmesi modeli de eğitim aldığı simülasyonlarda bulunmayan süreçleri kendiliğinden öğrenemiyor.

Bu eksiklikler, buzun denize hangi hızla ulaşacağına ilişkin tahminleri etkileyebilir. Araştırmacılara göre, özellikle buz sahanlıklarının ısınan okyanusa tepkisinin, buzulların ana kaya üzerindeki hareketinin ve bölgedeki atmosfer ile okyanusun ısınma hızının daha iyi anlaşılması gerekiyor.

Çalışmanın sunduğu yeni yöntem, çok sayıda varsayımı daha hızlı değerlendirmeyi mümkün kılıyor. Bu da kıyı topluluklarının yerleşim, altyapı ve taşkınlara karşı korunma kararları için daha sağlam bir bilimsel dayanak oluşturabilir.