Milyonlarca patent, üniversiteler, özel sektör ve kamu destekli araştırmaların yıllar boyunca biriktirdiği bilgi, Çin’in bugünkü teknoloji gücünün temelini oluşturuyor. Dünyanın teknoloji yarışında yeni bir dönem yaşanıyor. Bir dönem ABD ile Sovyetler Birliği arasında yürütülen bilimsel ve teknolojik rekabetin yerini bugün büyük ölçüde ABD ile Çin arasındaki yarış almış durumda. Çin'in son yıllarda yapay zekâ, bilgisayar çipleri, hipersonik teknolojiler ve diğer kritik teknoloji alanlarında ortaya koyduğu hızlı ilerleme, birçok ülkede "Bu başarı nasıl elde edildi?" sorusunu gündeme getiriyor. Ancak yapılan araştırmalar, Çin'in bugünkü konumunun birkaç yıl içinde ortaya çıkmadığını gösteriyor. Asıl hikâye, onlarca yıl önce başlayan ve zaman içinde büyüyen bir teknoloji ve araştırma politikasına dayanıyor. Sputnik şoku bugün başka bir biçimde yaşanıyor 1950'li yıllarda ABD ile Sovyetler Birliği arasındaki rekabet yalnızca siyasi ve askeri alanla sınırlı değildi. İki ülke bilim ve teknolojide üstünlük kurmak için de yarışıyordu. ABD kendisini bu yarışta açık ara önde görüyordu. Ancak Sovyetler Birliği'nin Ekim 1957'de dünyanın ilk yapay uydusu Sputnik-1'i uzaya göndermesi, Washington'da büyük bir şaşkınlık yarattı. Bu olay tarihe "Sputnik şoku" olarak geçti. Bugün benzer bir şaşkınlık Çin'in teknoloji alanındaki ilerlemeleri karşısında yaşanıyor. Çin; gelişmiş yapay zekâ modellerinden bilgisayar çiplerine, hipersonik sistemlerden kuantum teknolojilerine kadar birçok alanda dikkat çekici sonuçlar ortaya koyuyor. Ancak bugünkü gelişmelerin arkasında, Sputnik'in fırlatılmasından çok daha uzun bir hazırlık süreci bulunuyor. Milyonlarca patent incelendi ABD'deki Ulusal Ekonomik Araştırma Bürosu'nun (NBER) yakın zamanda yayımladığı bir araştırma, Çin'in teknoloji alanındaki yükselişinin arka planına ışık tutuyor. Araştırmacılar, 1985-2023 yılları arasında Çin'de yayımlanan yaklaşık 14 milyon patenti inceleyerek ülkenin inovasyon sürecini değerlendirdi. Araştırmanın ortaya koyduğu tablo dikkat çekici. Çin'in kritik teknoloji alanlarındaki patent başvuruları özellikle 2000'li yıllardan itibaren hızlı biçimde arttı. Yıllık patent sayısı 2000'li yılların başında 10 binin altındayken, 2022'de 400 binin üzerine çıktı. Bu tablo, Çin'in bugünkü teknoloji gücünün tek bir şirketin, tek bir buluşun ya da birkaç yıl içinde yapılan yatırımların sonucu olmadığını gösteriyor. Tam tersine, yıllar boyunca biriken araştırma, insan kaynağı, üniversite çalışmaları ve özel sektör yatırımları bugünkü sonuçların temelini oluşturdu. Teknoloji üretiminde yalnızca büyük şirketler yok Çin'in dikkat çeken özelliklerinden biri de teknoloji üretiminin yalnızca birkaç büyük şirketin elinde toplanmamış olması. Araştırmaya göre, 2022 yılında Çin'deki kritik teknoloji patentlerinin en büyük 10 sahibi, toplam patentlerin yalnızca yaklaşık yüzde 4'üne sahipti. ABD'de ise en büyük 10 patent sahibi toplam patentlerin yaklaşık yüzde 20'sini oluşturuyordu. Bu fark önemli. Çin'de teknoloji üretiminin çok sayıda şirket, araştırma kuruluşu ve üniversiteye yayıldığı görülüyor. Bu da ülkenin teknoloji ekosisteminin yalnızca birkaç "dev şirkete" bağlı olmadığını gösteriyor. Üniversiteler Çin'in teknoloji hamlesinde önemli rol oynuyor Çin'in teknoloji politikasındaki bir diğer önemli unsur ise üniversiteler. Araştırmaya göre Çin'deki kritik teknoloji patentlerinin yüzde 58'i özel sektörden, yüzde 27'si ise üniversitelerden geliyor. ABD'de üniversitelerin kritik teknoloji patentlerindeki payı ise yalnızca yaklaşık yüzde 3 seviyesinde. Bu durum, üniversitelerin yalnızca eğitim veren kurumlar olarak görülmediğini; aynı zamanda yeni teknolojilerin geliştirilmesinde doğrudan rol üstlendiğini ortaya koyuyor. Üniversite ile özel sektör arasındaki bağ güçlendikçe, laboratuvarda ortaya çıkan bir fikrin ürüne veya yeni bir teknolojiye dönüşme ihtimali de artıyor. Kamu yatırımları neden önemli? Çin'in deneyiminden çıkarılabilecek bir başka ders de kamu kaynaklarının teknoloji geliştirmedeki rolü. Ekonomist Mariana Mazzucato, "Girişimci Devlet" adlı çalışmasında, büyük teknolojik gelişmelerin yalnızca özel şirketlerin girişimlerinden doğduğu düşüncesine itiraz ediyor. Mazzucato'ya göre birçok önemli teknoloji, şirketler tarafından geliştirilen tekil ürünlerden önce kamu tarafından desteklenen araştırmalar sayesinde ortaya çıktı. Bunun en bilinen örneklerinden biri akıllı telefonlar. Bugün akıllı telefonların temel özellikleri arasında bulunan dokunmatik ekran, GPS ve sesli asistan gibi teknolojilerin önemli bir bölümü, ticari ürünlerden yıllar önce farklı araştırma kurumlarında geliştirildi. Bu nedenle bir ülkenin teknoloji politikasında yalnızca "hangi şirket ne üretecek?" sorusu değil, "20 yıl sonra hangi teknolojilere sahip olmak istiyoruz ve bugün bunun için hangi araştırmaları yapmalıyız?" sorusu da önem taşıyor. Avustralya örneği: Güçlü bilim, zayıflayan yatırım Çin'in deneyimi özellikle Avustralya gibi orta ölçekli ülkeler açısından önemli bir karşılaştırma imkânı sunuyor. Avustralya bilimsel araştırma ve icatlar konusunda güçlü bir geçmişe sahip. Örneğin ülke, 2000 yılından bu yana pil üretiminde kullanılan kritik metallerin saflaştırılması alanındaki patentlerin yaklaşık yüzde 9'una sahip. Kuantum hesaplama patentlerinde de dünya genelinde 12'nci sırada bulunuyor. Avustralya'nın geçmişte gerçekleştirdiği bazı bilimsel başarılar ise bugün dünya çapında kullanılıyor. 1980'lerde New South Wales Üniversitesi'nde geliştirilen bir güneş hücresi teknolojisi, bugün dünya genelinde üretilen yeni güneş panellerinin yüzde 90'ından fazlasının temelini oluşturuyor. Benzer şekilde modern Wi-Fi teknolojisinin gelişmesinde önemli rol oynayan kablosuz yerel ağ teknolojisi de Avustralya'daki kamu destekli CSIRO tarafından geliştirildi. Yani bir ülkenin teknolojik gücü, yalnızca fabrikalarında ürettiği ürünlerle ölçülmüyor. Dünyanın başka yerlerinde kullanılan bir teknolojiyi geliştirmek de büyük bir ekonomik ve bilimsel değer yaratabiliyor. Ancak araştırma yatırımları geriliyor Avustralya açısından en önemli sorunlardan biri ise araştırma ve geliştirmeye ayrılan kaynakların azalması. Araştırma ve geliştirme harcamalarının gayrisafi yurtiçi hasılaya oranı 2008-09 döneminde yüzde 2,24 iken, 2023-24 döneminde yüzde 1,69'a geriledi. Bu düşüş, uzun vadede ülkenin yeni teknolojiler geliştirme kapasitesi açısından önemli bir risk oluşturuyor. Çünkü yalnızca üniversitelerde araştırma yapmak yeterli değil. Ortaya çıkan yeni fikirleri ürüne dönüştürecek şirketlere, araştırmacılara, mühendislik kapasitesine ve yatırım kaynaklarına da ihtiyaç var. Avustralya'daki şirketlerin her 1.000 çalışan başına yaklaşık 3 araştırmacı istihdam ettiği belirtiliyor. OECD ortalaması ise yaklaşık 6,5. Bu fark, bilimsel bir buluşun ekonomik değere dönüştürülmesinde neden sorun yaşanabileceğini de gösteriyor. Çin'den çıkarılabilecek en önemli ders Çin'in deneyimi, diğer ülkelerin bütün teknolojileri kendi sınırları içinde üretmek zorunda olduğu anlamına gelmiyor. Asıl ders başka bir yerde. Bir ülke, geleceğin teknolojilerinde söz sahibi olmak istiyorsa kriz ortaya çıktığında yatırım yapmaya başlamak yerine yıllar öncesinden hazırlık yapmak zorunda. Bilim insanlarının yetiştirilmesi, üniversitelerin desteklenmesi, özel sektörün araştırmaya yönlendirilmesi, kamu kaynaklarının uzun vadeli projelere aktarılması ve araştırma sonuçlarının ticari ürünlere dönüşmesini sağlayacak mekanizmaların kurulması gerekiyor. Wi-Fi örneği bunun önemli bir göstergesi. Avustralya, Wi-Fi donanımının dünya çapındaki en büyük üreticisi olmadı. Ancak geliştirdiği teknoloji yaklaşık 430 milyon Avustralya doları lisans geliri sağladı ve dünya genelinde 15 milyardan fazla cihazda kullanıldı. Bu nedenle teknoloji yarışının tek ölçütü, bir ülkenin fabrikalarında kaç telefon, bilgisayar veya çip ürettiği değil. Hangi bilgiyi ürettiği, hangi yetenekleri yetiştirdiği ve geliştirdiği teknolojilerin dünyada ne kadar kullanıldığı da en az üretim kadar önemli. Teknoloji yarışında kısa yol yok Çin'in yapay zekâ ve teknoloji alanındaki son dönem başarıları, dışarıdan bakıldığında ani bir sıçrama gibi görünebilir. Ancak milyonlarca patentin incelendiği araştırmalar farklı bir tablo ortaya koyuyor. Bugünün yapay zekâ modelleri, çip teknolojileri veya diğer kritik teknolojileri; yıllar boyunca yapılan araştırmaların, yetiştirilen insanların, kurulan üniversite-sanayi ilişkilerinin ve kamu desteklerinin üzerine inşa ediliyor. Bu nedenle dünyanın diğer ülkeleri için Çin deneyiminden çıkarılabilecek en önemli ders belki de şu: Teknolojik başarı, bir gecede ortaya çıkan bir "mucize" değil; uzun yıllar boyunca sürdürülen hazırlığın sonucudur. Bir ülke geleceğin teknolojilerinde söz sahibi olmak istiyorsa, sonuçları bugün beklemek yerine geleceğin araştırmalarına bugünden yatırım yapmak zorunda.