Türkiye siyasetindeki büyük ayrışmaların etkisi yalnızca Ankara’da hissedilmez. Özellikle sosyal demokrat gelenekten gelen partiler söz konusu olduğunda Berlin, Madrid, Londra, Brüksel ve Sosyalist Enternasyonal gibi uluslararası siyasi ağlarda yaşanan gelişmeler de iç siyasetin bir parçası hâline gelir. Bugün Cumhuriyet Halk Partisi ile Özgür Özel liderliğinde kurulan Yeni Parti arasındaki siyasi ayrışmanın tam da böyle bir aşamaya geldiğini düşünüyorum.

24 Temmuz 2026’da Yeni Parti’nin kurulmasının hemen ardından gelen mesaj bu nedenle sıradan bir uluslararası tebrik mesajı olarak okunmamalıdır. İspanya Başbakanı ve aynı zamanda Sosyalist Enternasyonal Başkanı olan Pedro Sánchez, Özgür Özel’e gönderdiği mesajda yeni oluşumu destekledi; dahası Sosyalist Enternasyonal’in bu “yeni ve umut verici girişimle” yakın iş birliğini sürdüreceğini bildirdi. Mesajın gerçekten yayımlandığı bağımsız doğrulama kaynaklarınca da teyit edildi.

Bu açıklama diplomatik dil açısından son derece önemlidir.

Çünkü ortada artık yalnızca yeni kurulmuş bir siyasi partiye yönelik nezaket mesajı bulunmuyor. Sosyalist Enternasyonal Başkanı, Özgür Özel’in CHP dönemindeki siyasi mücadelesiyle Yeni Parti arasında açık bir siyasi devamlılık kuruyor ve yeni oluşumla iş birliğinin devam edeceğini söylüyor. Üstelik Özgür Özel’in Sosyalist Enternasyonal içerisindeki ilişkileri de yeni kurulmuş ilişkiler değil.

Dolayısıyla önümüzdeki dönemde tartışılması gereken soru şudur:

Sosyalist Enternasyonal Türkiye'deki sosyal demokrat muhatabını nasıl tanımlayacak?

Ve bundan daha önemlisi:

CHP bu tartışmaya hazırlıklı mı?

Mayıs Ayındaki Kararı Hatırlamak Gerekir

Bugünkü tabloyu anlamak için yalnızca Yeni Parti’nin kuruluşuna değil, birkaç ay geriye bakmak gerekiyor.

Sosyalist Enternasyonal, 28 Mayıs 2026 tarihinde CHP'deki gelişmeler hakkında oldukça sıra dışı açıklıkta bir karar yayımladı. Enternasyonal, CHP ile “uzun ve verimli” bir ilişkisinin bulunduğunu belirtirken Kemal Kılıçdaroğlu dâhil geçmiş CHP liderleriyle yıllar boyunca çalıştığını özellikle kayda geçirdi. Bununla birlikte Özgür Özel'in seçildiği kongreleri izlediğini, süreçleri demokratik ve kapsayıcı gördüğünü belirtti ve hukuki kriz çözülünceye kadar Özgür Özel ile seçilmiş CHP yönetimini tanımayı sürdüreceğini açıkladı.

Bu önemli bir ayrıntıdır.

Çünkü Sosyalist Enternasyonal'in yaklaşımı o tarihte yalnızca CHP'nin kurumsal kimliğine yönelik değildi; doğrudan Özgür Özel'in liderliğine ilişkin bir siyasi meşruiyet değerlendirmesi de içeriyordu.

22 Mayıs tarihli bir başka açıklamada da Enternasyonal, Özgür Özel ve seçilmiş CHP yönetimiyle dayanışmasını açıkça ilan etmişti.

Dolayısıyla bugün Yeni Parti konusunda ortaya çıkan uluslararası desteği yalnızca 24 Temmuz'dan başlatırsak gelişmelerin önemli bölümünü gözden kaçırmış oluruz.

Sosyalist Enternasyonal açısından siyasi devamlılık algısı, görünen o ki, CHP'nin tüzel kişiliğinden ziyade bir ölçüde Özgür Özel'in seçilmiş liderliği ve onun temsil ettiği siyasi çizgi üzerinden de şekillenmiş durumda.

İşte CHP açısından asıl diplomatik risk burada bulunmaktadır.

4 Haziran İstanbul Ziyareti Neden Önemli?

Bu sürecin ikinci önemli aşaması 4 Haziran 2026 tarihinde yaşandı.

Sosyalist Enternasyonal Genel Koordinatörü Chantal Kambiwa İstanbul'a gelerek İstanbul Büyükşehir Belediye Başkan Vekili Nuri Aslan ile görüştü. Sosyalist Enternasyonal bu ziyareti açık biçimde bir “dayanışma misyonu” olarak tanımladı. Kambiwa, görüşmenin ardından Ekrem İmamoğlu ve tutuklu belediye başkanlarıyla dayanışma mesajı verirken Özgür Özel liderliğindeki seçilmiş CHP yönetimine desteğini de yineledi.

Burada ziyaretin siyasi sembolizmine dikkat etmek gerekiyor.

Temas Ankara'daki CHP Genel Merkezi ekseninden ziyade İstanbul'da, Büyükşehir Belediye Başkan Vekilliği üzerinden gerçekleşti. Elbette bunun temel nedenlerinden biri Ekrem İmamoğlu ve belediyelere yönelik süreçti. Dolayısıyla ziyareti bağlamından koparmamak gerekir.

Fakat uluslararası siyasi diplomaside mekânların ve muhatapların da anlamı vardır.

İstanbul Büyükşehir Belediyesi'nin son yıllarda yalnızca bir yerel yönetim değil, Türkiye muhalefetinin uluslararası görünürlüğünün merkezlerinden biri hâline gelmesi, CHP açısından üzerinde düşünülmesi gereken bir olgudur.

Bugün ise aynı uluslararası çevre, CHP'den ayrılan Özgür Özel'in kurduğu Yeni Parti'ye güçlü bir siyasi destek açıklamış durumda.

Bu iki gelişme birlikte okunduğunda Türkiye sosyal demokrasisinin uluslararası temsilinde yeni bir rekabet alanının açıldığı görülmektedir.

CHP'nin Tarihsel Bir Avantajı Var

Bununla birlikte CHP'nin uluslararası alanda küçümsenmeyecek çok büyük bir avantajı bulunuyor: kurumsal hafıza.

CHP'nin Sosyalist Enternasyonal ile ilişkisi bugünkü kadrolardan çok daha eskidir. Sosyalist Enternasyonal'in arşivlerinde CHP'nin uzun yıllar boyunca Türkiye'deki tam üye parti olarak toplantılara katıldığı açık biçimde görülmektedir. Örneğin 1998 Oslo Konseyi kayıtlarında CHP, Türkiye'nin temsilcisi olarak yer alırken 2013 İstanbul Konseyi'nde Kemal Kılıçdaroğlu Sosyalist Enternasyonal Başkan Yardımcısı sıfatıyla katılmıştır.

Daha yakın tarihte, Eylül 2024'te Sosyalist Enternasyonal'in “Küresel ve Yerel Sorunlara İlerici Yanıtlar” başlıklı ad hoc komite toplantısı Ankara'da CHP'nin ev sahipliğinde gerçekleştirilmiştir.

Dolayısıyla CHP-Sosyalist Enternasyonal ilişkisini herhangi bir genel başkanın kişisel uluslararası ilişkilerine indirgemek tarihsel olarak doğru değildir.

CHP'nin uluslararası sosyal demokrat hareket içerisindeki varlığı bir genel başkanlık döneminden ibaret değildir.

İşte CHP'nin bugün anlatması gereken hikâye budur.

İlk Toplantıda Ne Olabilir?

Şimdiden kesin hükümler vermek doğru olmaz. Kamuya açık kaynaklarda Yeni Parti'nin Sosyalist Enternasyonal'e hangi statüyle ve hangi tarihte kabul edileceğine ilişkin kesinleşmiş bir karar görünmüyor.

Dolayısıyla “CHP Sosyalist Enternasyonal'den çıkarılacak” demek için bugün elimizde yeterli veri yok.

Fakat “hiçbir şey olmayacak” demek de aynı ölçüde siyasi saflık olur.

Sosyalist Enternasyonal'in Mayıs ayında aldığı kararlar ile Pedro Sánchez'in Temmuz ayında Yeni Parti hakkında kullandığı ifadeler birlikte değerlendirildiğinde, ilk önemli Enternasyonal toplantılarından birinde Türkiye'deki gelişmelerin yeniden gündeme gelmesi oldukça güçlü bir ihtimaldir.

Burada birkaç farklı senaryo ortaya çıkabilir.

En düşük gerilimli senaryo, CHP'nin mevcut üyeliğinin aynen korunması ve Yeni Parti ile yalnızca siyasi temas kurulmasıdır. Bu durumda iki yapı arasında doğrudan bir statü tartışması yaşanmayabilir.

İkinci ihtimal, Yeni Parti'nin Sosyalist Enternasyonal içerisinde gözlemci, danışma niteliğinde veya uygun görülen başka bir statü üzerinden sisteme dâhil edilmesi ve zaman içerisinde üyelik ilişkisinin geliştirilmesidir.

Üçüncü ve CHP açısından daha kritik ihtimal ise Türkiye'deki gelişmelerin yeniden siyasi ve etik değerlendirmeye alınmasıdır. Sosyalist Enternasyonal'in 27 Mayıs'ta olağanüstü Etik Komitesi toplantısı gerçekleştirmiş olması, Türkiye dosyasının örgütün yalnızca diplomatik değil, kurumsal mekanizmalarının da gündemine girebildiğini gösteriyor.

Burada CHP'nin yeni yönetimine yönelik eleştirel bir karar, temsil düzeyinde değişiklik veya Yeni Parti'nin Özgür Özel dönemindeki CHP'nin siyasi devamı olarak görülmesi gibi ihtimaller tartışmaya açılabilir.

Bunların hiçbiri bugün alınmış karar değildir.

Ancak dış politika ve parti diplomasisi, karar çıktıktan sonra tepki göstermek değil, karar çıkmadan önce siyasi zemini hazırlamaktır.

CHP'nin Yapmaması Gereken İlk Şey: Kavga Etmek

CHP'nin vereceği yanlış tepki Sosyalist Enternasyonal'i hedef almak, Pedro Sánchez'e sert açıklamalar yapmak veya Yeni Parti'nin uluslararası temaslarını gayrimeşru göstermeye çalışmak olur.

Bu, tam tersine Yeni Parti'nin işine yarar.

CHP'nin söylemesi gereken şudur:

Yeni kurulan her demokratik siyasi parti uluslararası ilişkiler geliştirebilir. CHP'nin buna itirazı yoktur.

Ancak Yeni Parti ile kurulacak ilişkinin, Sosyalist Enternasyonal'in kurumsal üyesi olan CHP'nin tarihsel hakları ve statüsü üzerinde sonuç yaratması başka bir meseledir.

CHP tartışmayı kişilere değil kurumlara taşımalıdır.

Özgür Özel'in Sosyalist Enternasyonal'de dostları olabilir. Kemal Kılıçdaroğlu'nun da vardı. Önceki CHP genel başkanlarının da vardı.

Genel başkanlar değişir.

Kurumsal üyelikler ise siyasi partiler arasındadır.

CHP'nin uluslararası diplomasisinin temel cümlesi bu olmalıdır.

Genel Başkan Üye Partilere Mektup Göndermeli

Bu nedenle benim somut önerim şu:

CHP Genel Başkanı, Sosyalist Enternasyonal Başkanı Pedro Sánchez başta olmak üzere Sosyalist Enternasyonal üyesi partilerin genel başkanlarına doğrudan bir mektup göndermelidir.

Ancak bu mektup bir şikâyet mektubu olmamalıdır.

“Yeni Parti'yi kabul etmeyin” denilmemelidir.

Özgür Özel hedef alınmamalıdır.

Türkiye'deki iç siyasi tartışmalar sayfalar boyunca anlatılmamalıdır.

Mektup CHP'nin kendisini yeniden uluslararası sosyal demokrat harekete anlatmasının başlangıç belgesi olmalıdır.

Öncelikle CHP'nin Sosyalist Enternasyonal ile tarihsel ilişkisi hatırlatılmalıdır. CHP'nin sosyal demokrasi, demokratik hukuk devleti, laiklik, sosyal adalet, kadın-erkek eşitliği, sendikal haklar, çevre, barış ve uluslararası dayanışma konularındaki güncel politikaları ortaya konulmalıdır.

Ardından son aylarda Türkiye'de yaşanan parti içi hukuki ve siyasi gelişmelere ilişkin CHP'nin kurumsal perspektifi açık ve belgeli biçimde anlatılmalıdır.

En önemlisi ise şu güvence verilmelidir:

CHP'nin Sosyalist Enternasyonal üyeliği geçmişin hatırası değildir; geleceğe yönelik siyasi bir tercihtir.

Sadece Mektup Yetmez: Bir Sosyal Demokrat Diplomasi Seferberliği Gerekir

Mektup başlangıç olabilir fakat tek başına yeterli değildir.

CHP'nin Sosyalist Enternasyonal'e üye partileri kapsayan sistematik bir diplomasi programı başlatması gerekir.

Almanya'daki sosyal demokratlar, İspanya'daki PSOE, Portekiz sosyalistleri, İskandinav sosyal demokrat partileri, Balkanlar'daki kardeş partiler, Latin Amerika'daki ilerici hareketler ve Akdeniz ülkelerindeki sosyal demokrat yapılarla doğrudan temas kurulmalıdır.

Genel başkan düzeyinde görüşmeler yapılmalı, uluslararası ilişkiler heyetleri gönderilmeli ve CHP'nin yeni dönem politikaları yabancı dillerde hazırlanan politika belgeleriyle anlatılmalıdır.

Burada önemli bir başka eksiklik de görülüyor: Türkiye'deki siyasi partiler çoğu zaman uluslararası ilişkileri genel başkanların birkaç yabancı siyasetçiyle kurduğu kişisel ilişkiler üzerinden yürütüyor.

Oysa kurumsal diplomasi böyle yapılmaz.

Genel başkan değiştiğinde ilişkiler sıfırlanmamalıdır.

CHP'nin her kardeş parti için kurumsal bir ilişki dosyası bulunmalıdır. Hangi partinin yönetiminde kim var, CHP ile geçmiş temasları nelerdir, hangi politika alanlarında ortak çalışma yapılabilir, yaklaşan kongreleri ve seçimleri nelerdir, Sosyalist Enternasyonal içerisindeki ağırlıkları nedir?

Bütün bunlar profesyonel biçimde takip edilmelidir.

Avrupa'daki Kardeş Partilere CHP'yi Yeniden Anlatmak

CHP'nin bir başka görevi de kendisini yalnızca Türkiye'deki demokrasi sorunlarının mağduru olarak anlatmaktan çıkmasıdır.

Avrupalı bir sosyal demokrat parti CHP ile neden ilişki kursun?

Bu soruya güncel bir siyasi cevap verilmelidir.

CHP sosyal devlet konusunda ne öneriyor?

İklim krizi konusunda nerede duruyor?

Göç konusunda sosyal demokrat çözümü nedir?

Kadın hakları, gençlik, yapay zekâ, çalışma hayatının dönüşümü, sendikalaşma, konut krizi ve gelir dağılımı konusunda Avrupa sosyal demokrasisine ne söylüyor?

Filistin, Ukrayna, NATO, Avrupa güvenliği, Balkanlar ve Türkiye-AB ilişkilerinde nasıl bir sosyal demokrat dış politika öneriyor?

Bunların cevapları verilmediğinde uluslararası ilişki yalnızca “Türkiye'de bize haksızlık yapılıyor, bizimle dayanışın” düzeyinde kalır.

CHP bunun ötesine geçmek zorundadır.

Kendini fikir üreten bir sosyal demokrat parti olarak yeniden konumlandırmalıdır.

Yeni Parti'nin Avantajını Küçümsememek Gerekir

CHP açısından yapılabilecek başka bir hata, Yeni Parti'nin uluslararası alandaki avantajını küçümsemek olacaktır.

Özgür Özel'in Sosyalist Enternasyonal ile son dönemde geliştirdiği ilişkiler, Enternasyonal'in Mayıs 2026'da kendisine verdiği açık destek ve Sánchez'in Yeni Parti'nin kuruluşuna ilişkin mesajı, yeni partinin uluslararası sosyal demokrat çevrelerde sıfırdan başlamadığını gösteriyor.

Yeni Parti'nin anlatacağı hikâye muhtemelen çok basit olacaktır:

“Biz Özgür Özel dönemindeki sosyal demokrat siyasi çizginin devamıyız.”

CHP'nin buna vereceği cevap ise “Hayır, değilsiniz” demekten ibaret kalamaz.

CHP kendi hikâyesini anlatmalıdır:

“Türkiye sosyal demokrasisinin kurumsal devamlılığı biziz.”

Bu iki tez önümüzdeki dönemde uluslararası sosyal demokrat çevrelerde karşı karşıya gelebilir.

Ve burada belirleyici olan yalnızca hukuki tüzel kişilik olmayacaktır. Siyasal değerler, program, örgütsel ilişkiler, kişisel diplomasi ve uluslararası görünürlük de etkili olacaktır.

CHP İlk Toplantıya Dosyayla Gitmeli

Sosyalist Enternasyonal'in Türkiye meselesinin görüşülebileceği ilk önemli toplantısına CHP hazırlıksız gitmemelidir.

Bir “CHP–Socialist International Relations Brief” hazırlanmalıdır.

Bu dosyada CHP-Sosyalist Enternasyonal ilişkilerinin tarihçesi, eski genel başkanların ve heyetlerin katıldığı toplantılar, CHP'nin ev sahipliği yaptığı organizasyonlar, Enternasyonal kararları, ortak bildiriler ve CHP'nin uluslararası sosyal demokrasiye yaptığı katkılar kronolojik olarak belgelenmelidir.

Sosyalist Enternasyonal'in kendi arşivi dahi bu kurumsal devamlılığı gösterecek önemli kayıtlar barındırıyor. 1998 Oslo toplantısından 2013 İstanbul Konseyi'ne, 2024 Ankara toplantısına kadar CHP'nin kurumsal varlığı belgelenebilir durumdadır.

İkinci dosya CHP'nin bugünkü siyasi programı olmalıdır.

Üçüncü dosya Türkiye'deki gelişmelere ilişkin hukuki ve siyasi değerlendirme olmalıdır.

Dördüncü dosya ise CHP'nin önümüzdeki dönemde uluslararası sosyal demokrat hareketle birlikte yürütmek istediği projeleri içermelidir.

Yani CHP masaya geçmişini savunan parti olarak değil, geleceğe ortaklık öneren parti olarak oturmalıdır.

Sosyalist Enternasyonal de Dikkatli Olmalı

Burada eleştirinin yalnızca CHP'ye yöneltilmesi de doğru değildir.

Sosyalist Enternasyonal'in Türkiye'deki gelişmeleri değerlendirirken dikkatli davranma sorumluluğu bulunmaktadır.

Bir siyasi partide liderlik değişiklikleri, hukuki ihtilaflar ve ayrışmalar yaşanabilir. Ancak uluslararası kuruluşların ülkelerin iç siyasi mücadelelerinde doğrudan taraf görüntüsü vermesi uzun vadede kendi kurumsal tarafsızlıkları açısından sorun yaratabilir.

Mayıs ayında Enternasyonal'in kullandığı dil oldukça güçlüydü. Örgüt, yalnızca demokrasi ve hukuk devleti ilkeleri üzerinden açıklama yapmakla kalmamış, CHP'nin içindeki liderlik tartışmasında açık bir değerlendirme ortaya koymuştu.

Bugün Özgür Özel artık başka bir siyasi partinin genel başkanıdır.

Dolayısıyla Sosyalist Enternasyonal'in önünde yeni bir kurumsal gerçeklik bulunmaktadır.

Bir tarafta uzun yıllardır üyesi olan CHP, diğer tarafta kısa süre öncesine kadar CHP'yi yöneten ve Enternasyonal'in açık desteğini almış bir lider tarafından kurulmuş Yeni Parti vardır.

Enternasyonal'in bundan sonraki kararlarında demokratik çoğulculuğu koruması ve Türkiye'deki parti rekabetinin hakemi görüntüsüne girmemesi kendi itibarı açısından da önemlidir.

Mesele CHP'den Daha Büyük

Aslında yaşanan tartışma yalnızca CHP'nin Sosyalist Enternasyonal üyeliği meselesi değildir.

Türkiye sosyal demokrasisinin dünyadaki temsilinin kim tarafından ve hangi siyasi program üzerinden yapılacağı tartışması başlamaktadır.

Bir tarafta yüz yılı aşan kurumsal geçmişe sahip CHP bulunmaktadır.

Diğer tarafta CHP'nin yakın dönem kadrolarından çıkan ve uluslararası sosyal demokrat çevrelerle mevcut ilişkilerini yeni siyasi yapıya taşımaya çalışan Yeni Parti bulunmaktadır.

Bu rekabetin uluslararası ayağı önümüzdeki aylarda daha görünür hâle gelebilir.

CHP'nin buna kızgınlıkla değil diplomasiyle cevap vermesi gerekir.

Çünkü uluslararası siyasetin değişmeyen bir kuralı vardır:

Boş bıraktığınız koltuğa bir başkası oturur.

CHP Sosyalist Enternasyonal içerisindeki tarihsel koltuğunun yalnızca geçmişten kaynaklanan bir hak olduğunu düşünürse hata yapar. Uluslararası siyasi ilişkiler sürekli bakım ister. Tarih avantaj sağlar; fakat bugünkü siyasi etkinliğin yerini tutmaz.

Bu nedenle Genel Başkanın üye partilere göndereceği mektup yalnızca sembolik bir hamle olmamalıdır.

Ardından Madrid, Berlin, Lizbon, Londra, Balkan başkentleri ve diğer sosyal demokrat merkezleri kapsayan siyasi diplomasi programı gelmelidir.

CHP'nin mesajı da son derece açık olmalıdır:

Yeni siyasi oluşumların uluslararası ilişkilerine saygı duyuyoruz. Ancak Cumhuriyet Halk Partisi'nin Sosyalist Enternasyonal içerisindeki kurumsal kimliği, üyeliği ve tarihsel sosyal demokrat mücadelesi herhangi bir kişinin siyasi yolculuğuna indirgenemez.

İlk toplantı yapıldığında CHP'nin önüne hazırlanmış bir karar gelmesini beklemek yerine, kararın oluşacağı siyasi zeminde bugünden bulunmak gerekir.

Çünkü diplomaside en pahalı yöntem, gelişmeleri uzaktan seyredip karar çıktıktan sonra itiraz etmektir.

CHP'nin yapması gereken itiraz diplomasisi değil, önleyici parti diplomasisidir.

Sosyalist Enternasyonal'de Türkiye dosyası yeniden açılıyor.

CHP'nin önündeki soru artık “Yeni Parti davet edilecek mi?” sorusundan daha büyüktür.

Asıl soru şudur:

Türkiye sosyal demokrasisinin uluslararası hikâyesini bundan sonra kim anlatacak?

CHP bu soruya tarihini göstererek değil, tarihinin üzerine yeni ve güçlü bir uluslararası siyasi hat kurarak cevap vermelidir.

Ve bunun için ilk mektup, ilk telefon ve ilk ziyaret için beklemeye gerek yoktur.

--

Muratcan IŞILDAK