Biliyor musun bir gün seni unutabileceğimi düşünmüştüm. Sonra fark ettim ki unutmak hafızayla ilgili değilmiş. Kalp akıldan çok daha inatçıymış. Çünkü bana nasıl hissettirdiğini hala hatırlıyorum. Ve şimdi biri bana sorsa en zor ayrılık hangisidir diye hiç düşünmeden şunu söylerdim. En zor ayrılık hala içinde yaşayabilen birini hayatından çıkarmaktır.
Ayrılık sevmeyi bitirmez gerçi sadece kavuşulmayan bir yere emanet eder. Ve insan kaldığı yerden hayatına devam eder. Ama kalbinin bir odasında kimseye vermediği bir anahtar hep saklı kalır. Belki bir gün geri dönülsün diye değil, bir zamanlar gerçekten sevildiğini kendine hatırlatmak için.
Belki de çok sevmişimdir, Belki de canım acıyor cümlesinin ete kemiğe bürünmüş bir haliyimdir. Sorsan ülke elden gitmişken, her yer yangın yerine dönmüşken bunca hayatlar üçüncü sayfa haberine konu olmuşken, kalbimin senin yokluğundan kaynaklı bedenimden iltica etmeye çalışması hangi kitapta bir romana dönüşür merak konusu.
Belki de yokluğun gecelere süzülüp üzerimi örttüğünden bu Eylül ayında ayaza kalışım. Bir türlü açamadığım kapılar arkasında güneş sırasını bekliyor. Bugünde hazır değilim onu kucaklamaya ellerim buz kırağı! Kim çalsa da çalsın bugün misafir edebilecek durumda değilim. Ne yapmaya kahvem ne de mecalim var. Her yer dağınık içimde. Saçlarım bile dünden kalma, içimde hiçbir yer yerli yerinde değil.
Kendimi bile bulamıyorum bu kargaşalıkta. Yanmış olabilirim sorsan yakmışta olabilirim ya da her şeyi toprağa gömüp kaçmışta olabilirim. Dünyayı tersine çevirip seviyor diye inanıp kendimi kandırmışta olabilirim. Herkesin kanmak istediği anlar vardır ama ben fırsatı yanlış kişiye vermişte olabilirim.
Bir gülüşün yeterdi aslında silmeseydim bir sinir anında tüm fotoğrafları. Korktuğumu anlamış gibi “emin misin” diye sorması bundan olsa gerek uygulamanın.
“Ve insan aslında insandan vazgeçmezmiş, ona yüklediği manadan vazgeçermiş.” Diyor ya bir yazar “Sevgiyle yaptığım son şey, aramamak ve yazmamak oldu çünkü bazen insan sevseydi ne olursa olsun yanımda olmayı tercih ederdi diyerek sessizce gitmeyi bilmeli…” “Ben şimdi doğru kişinin sen olduğuna gözü kapalı inanan kalbime senden hayır gelmeyeceğini nasıl anlatayım.”
Seninle yola çıktığım o ilk gün vardı ya hani, sana tüm hikâyemi bir çırpıda anlattığım. Yüreğimi bir paravan olmadan sedyeye yatırdığım o gün. Garip tesadüflerin bizi bir araya getirdiği o kara gün. İkimizde biliyorduk aslında bizden olmayacağını. Hani bir duvar yazısında yeni boyandı dokunmayınız yazar da biz parmağımızla kontrol ederiz ya. İşte böyle bir şeydik. Olmayacağını bile bile denedik, üstümüz başımız ayrılık lekesi, çamaşır suyu koysan olmaz, sabun kullansan geçmez, bazen en zor olanı seçmek lazımdır ya bilirsin ve bırakırsın. Sen benim tüm zamanlarımın en ziyan halisin artık. Sabahları ilk kahvemde, konuştuğum olmaktan vazgeçtiğinde bıraktım bendeki tüm anlamlarını. Tozlu raflara kaldırdım hepsini ve tüm bezleri attım kapı önünde duran büyük gri çöp kutusuna. Oysa seni seviyordum, aynı fikirde olmadığımız zamanlarda bile, beni kırdığın üzdüğün zamanlarda da. Hatta aptalca davranışlar sergilediğinde de! Birbirimize uygun olmadığımızı bilmeme rağmen seviyordum yine de… Aslında tek aptalca olan şey buydu, bunca tribine rağmen tekrar tekrar sana dönmekti, yedi kere tavafı çoktan geçmişti etrafında dönüşüm, yine de kabul olmayan dileklerimi alıp iki kere vurmuştum kapıya. İkisinde de açmadın ki devam edeyim. Bir önceki ayrılığımız sondu geriye kalan tüm çabalarım için! Biz bizi yitirmeden önceydi bu son deyişim… Yanlış kalbe misafir olmanın nasıl bir duygu olduğunu öğrettin bana. Şimdi kırılmış heveslerimle yeniden nasıl sever ki bu yürek. Siz siz olun “Sizin için savaşan birini seçin sizinle savaşanı değil.”
Beni bizden vaz geçirdin, öyle kolay değildi hani ama başardın. Hayatta başardığın en güzel şey buysa ödülünde yokluğum olsun. Zaten içimdeki mühimmat tükendiğinden vazgeçtim savaşmaktan! Teslim olmak hayatta kalmak için en iyi yol görünürken beyaz tişörtümü geçirdim üzerime. Havlu atmak için ringte yenilmeyi seçmek yerine yol almayı seçtiğimde uzaklaştım kendimden, belki de senden. Aldığım hiçbir tedbir bizi bir arada tutamadığından olasılıklar zayıflamaya başlamıştı. Yine de bugüne kadar yapılan en kötü kaçış odasından kaçamamışım gibi geliyor. Tüm şifreler sansürlü ve ben hala şifreleri çözmeye çalışıyorum, ne kadar boşa dönüyorsa bozuk saat o kadar varıyorum işte sen anla.
“Kimsenin varlığıyla bir yere gelemeyeceğimizi, kimsenin yokluğuyla da ölmeyeceğimizi öğrendiğimize göre yolun bundan sonrasını ‘Olsa da olur, olmasa da.’ şeklinde yürümeye devam edebiliriz” diyor birileri.
Aslında biz de biliyorduk olmayacağını, başlarken yanlış başlamıştık! Yine de bazı kararların yanlış olduğunu, o yolu seçmeden bilemiyor ya insan. Ve insan bir hevesle giriştiği bir yapıdan da öyle kolay vazgeçemiyor ki, illaki yıkılmasını bekliyor tuğlaların. Altında kalmak içler acısı… Oysa çok defa bitmişti ama biri ilk defa vazgeçti. Nitekim herkesin bir sona ihtiyacı vardı yeniden başlamak için. Bize de bu lazımdı belli ki… Oysa psikoloğum diyordu ki “Çaresizlik ölülere mahsustur, yaşıyorsan çaren vardır” buna göre ya biz ölmüştük ya da içimizde birbirimizi öldürmüştük. Ben artık cinayet mahalline uğramamayı tercih ediyorum. Yola devam etmek lazımdı. Çünkü küsmeleri çocuklara bırakmayı bir türlü beceremedik. Aşk mı laftan anlamıyordu, kalp mi vazgeçmişti sevmekten zaman gösterecekti. Olsun. Benim de yer, yön bilgim sıfır ama gitmekten korkmadım hiç. Yanlış sapağa girersem de elbet yeni bir rota çizilirdi kaderime. Malum henüz ölmedik ya! Güzel şeyler olacaksa fazlasıyla müsaitiz.
Bir sanatçının da dediği gibi “Yükmüşüm ya da yokmuşum gibi hissettiren hayatlardan sessizce çıktım. Her zaman gemi batmaz, bu sefer sular çekildi” ‘Zaten kazanamadığın birini kaybetmekten korkma, sal ipini gitsin.’
Artık dudakların şöyle dursun, sevgimi anlamayan kalbinden öpüyorum, hoşçakal…
Gülay MORGÜL