Kendimiz ayağa kalkmadığımız gibi başkasının ayağa kalkmasını da istemiyoruz. Oysa hayat, teslimiyetimizi çoğaltmak değil; birbirimizin önünü açmakla değişir.
Bazen insanı yoran yalnızca yaşadıkları değildir; birbirimizi yıpratmak, umudu küçümsemek ve değişmek isteyenlerin önüne görünmez duvarlar örmek de bizi tüketir. Kendi teslimiyetimizi başkasının kaderiymiş gibi anlatmaya başladığımızda, yalnızca kendimizi değil, çevremizi de karanlığa çekiyoruz.
Oysa herkesin önünde başka bir yol var. Yanında yürümüyorsan önünde durma. İnancını paylaşmıyorsan onu kirletme. Çünkü değişim, önce bir insanın ayağa kalkmasıyla başlar. Sonra bir başkasına, oradan da koca bir dünyaya yayılır.
Bu şiir, tam da o ilk adımın çağrısıdır: Geniş ol. Önünü aç. Değiş.
GENİŞ OL VE DEĞİŞ
Ne kadar tükenmişiz,
ne kadar tüketmişiz birbirimizi.
“Kalkalım” diyoruz,
ama kalkmamak için
formüller üretiyoruz.
Bir başkasının ayağa kalkma ihtimalini
kendi yenilgimizin gölgesinde kirletiyoruz.
Ne kendimiz kalkıyoruz
ne de başkasının kalkmasına
tahammül ediyoruz.
İşimiz gücümüz yıpratmak,
işimiz gücümüz
kendi teslimiyetimizi
başkasının umuduna bulaştırmak.
Çekilin önümüzden.
Yola çıkanlara engel olmayın.
Yanında durmuyorsanız
önünde de durmayın.
İnanmayı sürdürenleri
kendi inançsızlığınıza
benzetmeye çalışmayın.
Çünkü sizin
büyük büyük sözlerle kurduğunuz
o dar dünyanın dışında
kocaman bir evren var.
Geniş ol.
Değiş.
Bırakın insan
kendi yolunu bulsun,
kendi ayağıyla kalksın,
kendi ışığını taşısın.
Çünkü bazı yollar
izin beklemez.
Bazı insanlar
artık ikna edilmez.
Ve bazı değişimler
kapıyı çalmaz.
Gelir.
Yerini bulur.
Duvarları aşar.
Ve zamanı geldiğinde
eski düzenin adını bile
hatırlamaz.
Biz o yolu açacağız.
Karanlığa alışanlara rağmen,
yerimizden kalkmamızı istemeyenlere rağmen,
küçülmemizi bekleyenlere rağmen...
Kalkacağız.
Çünkü inanmak,
bazen bir söz değildir.
Bir insanın
kendi içindeki zinciri kırıp
ilk adımı atmasıdır.
Ve biz
ilk adımı çoktan attık.
Şimdi sıra dünyayı
o adıma göre değiştirmekte.
Buna inan.
Güven Boğa