Belki de sosyal yaşam dediğimiz şeyin önemli bir bölümü artık burada kuruluyor: Görünerek var olmak, paylaşarak “ben hâlâ buradayım” demek.
Sosyal medya, hayatlarımızı paylaşmanın ötesinde, varlığımızı başkalarının gözünde yeniden kurduğumuz bir sahneye dönüştü. “Ben yaşama devam ediyorum, ya sen?” sorusu bazen bir fotoğrafın, bazen bir gülüşün, bazen de sessizliğin ardında saklanıyor. Oysa insanın gerçek gücü, kaybettiklerini saklamasında değil, onların içinden kendini yeniden inşa edebilmesinde başlıyor.
Görünmek, yaşadığımızı kanıtlamaya mı dönüştü? Peki insan, kaybettiklerinin ardından kendini nasıl yeniden kuruyor?
Bir fotoğraf, bir an, bir cümle… Bazen yalnızca paylaşmıyoruz; birilerine “Ben hâlâ buradayım” diyoruz.
Belki de çağımızın en sessiz sorularından biri bu: Görünmek mi istiyoruz, yoksa gerçekten var olmak mı?
Bu şiir, biraz da bu sorunun peşinden gidiyor.
Herkes kendini paylaşıyor artık.
Bir anını,
bir görüntüsünü,
bir gülüşünü,
bir masanın kenarında kalmış sessizliğini…
Sonra o anın içine
bütün hayatını sığdırıyor.
“Bak,” diyor,
“ben buradayım.
Yaşama devam ediyorum.
Ya sen?”
Belki de bütün mesele
görünmek değil,
yokluğumuzu bir başkasının gözünde
yeniden var etmektir.
İnsan, yanında olmayanlara
en çok yaşadığı anlarla sesleniyor.
Bir fotoğraf,
bir cümle,
bir bakış…
Sanki hayat,
paylaşıldığı ölçüde yaşanıyor;
sanki görülmeyen hiçbir şey
tamamlanmış sayılmıyor.
Oysa insan
başkalarının bakışında değil,
kendi içindeki kırılmalarda
tanıyor kendini.
Kaybettikçe eksiliyor,
eksildikçe kendine dönüyor.
Ve insan,
kaybettiklerinin toplamından diriliyor.
Gücü de burada başlıyor:
Kaybettiklerinin altında kalmadan,
onları yok saymadan,
onlardan utanmadan
kendini yeniden kurabiliyorsa
güçlüdür.
Çünkü yeniden başlamak
hiç kaybetmemek değildir.
Bazen insan,
geriye kalanlardan değil,
geride bıraktıklarının içinden
kendini yeniden inşa eder.
Ve belki de en gerçek paylaşım
bir fotoğraf değil,
yeniden var olabilmektir.
Güven Boğa