Kötülüğün sıradanlaştırıldığı, hafızanın bilinçli biçimde silinmeye çalışıldığı bir çağda; asıl tehlike yalnızca zalimler değil, insanların bu çürümeye alışmasıdır.
Akbabaların Sofrasında Unutulan İnsanlık
Kötülüğün sıradanlaştırıldığı, hafızanın bilinçli biçimde silinmeye çalışıldığı bir çağda; asıl tehlike yalnızca zalimler değil, insanların bu çürümeye alışmasıdır. Çünkü bir toplum, kötülüğe sessiz kaldığı anda kendi vicdanını da kaybetmeye başlar.
Bazı dönemler vardır; yaşananlar yalnızca siyasal değildir. İnsanlığın, vicdanın ve toplumsal hafızanın doğrudan sınandığı kırılma anlarıdır bunlar. Bugün tam da böyle bir çağın içinden geçiyoruz. Yanlışın olağanlaştırıldığı, kötülüğün ustalıkla meşrulaştırıldığı, insanların ise yavaş yavaş birbirine benzetildiği bir düzen kuruluyor. En korkutucu olan ise bütün bunların artık açık açık yapılabilmesi.
Çünkü çürüme, önce düşüncede başlıyor. Sonra dil değişiyor, ardından hafıza siliniyor. Birlikte kurulan güzellikler değersizleştiriliyor, bedeller unutturuluyor, umut ise yorgun bırakılmak isteniyor. Ve insan bazen dönüp şunu soruyor kendine: Bir toplum, nasıl olur da kendi vicdanına bu kadar yabancılaşır?
Aşağıdaki şiir, tam da bu yabancılaşmaya, bu siyasal ve toplumsal çürümeye karşı bir itirazdır. Sadece öfke değil; hafızayı diri tutma çabasıdır aynı zamanda. Çünkü unutmayanlar bilir: Tarih, her zaman kendisini halkın üstünde görenleri değil, insan kalabilmek için direnenleri hatırlar.
“Akbabaların Sofrası”
Bir çürümenin sesi var şimdi
meydanlardan daha kalabalık,
vicdanlardan daha sessiz.
Ne güzel dizayn ediyorlar dünyayı;
önce hafızayı öldürüyorlar,
sonra unutanlara “barış” diyorlar.
Bir halkın acısını törpüleyip
onu alışkanlığa dönüştürüyorlar.
Ve biz,
her gün biraz daha
kendimize benzeme hakkımızı kaybediyoruz.
Çünkü kötülük artık
utangaç değil.
Yüzünü saklamıyor hiçbir akbaba.
Masalara kurulmuşlar;
adaleti kemiriyor,
umudu parçalıyor,
geleceği lokmalar halinde bölüşüyorlar.
Soruyorum:
Bir insan nasıl olur da
başkasının karanlığında büyümeyi
“siyaset” sanır?
Nasıl olur da
çürümüş bir düzenin parçası olmayı
başarı diye taşır omzunda?
Bu nasıl bir ideolojisizliktir
ki insanı insandan utanır hale getirir?
Bu nasıl bir rahatlıktır
ki ödenen bedelleri bile değersizleştirir?
Korkuyorum bazen.
Çünkü en büyük yıkım
zalimlerin varlığı değil,
iyilerin kötülüğe alışmasıdır.
Ama unutmasınlar:
Tarih, her akbabayı
bir gün kendi çürümüşlüğüyle gömer.
Ve biz,
hafızası hâlâ diri olanlar,
birlikte kurulan güzelliklere inananlar,
yarına hâlâ insan kalabilmek için direnenler;
sizi yalnızca izlemiyoruz.
Bekliyoruz.
Çünkü halkın sabrı
sessizlik değildir.
Bir gün mutlaka
hesap soran bir dile dönüşür.
Güven Boğa