AMATÖR RUHU KAYBEDERKEN PROFESYONEL AHLAKI KURAMAMAK

Yaklaşık on iki yıl amatör liglerde hakemlik yaptım. Haftada iki, bazen üç maça çıkardık. Bunun yanında haftada iki gün antrenmanımız, bir gün de seminerimiz olurdu. Bütün bunlara amatör ruhun verdiği heyecanla katılırdık. Antrenmana gitmek, seminere katılmak, hafta sonu maça çıkmak bizim için yalnızca yerine getirilmesi gereken bir görev değildi. Hakemliğin kendisine duyduğumuz heyecanın bir parçasıydı. Maça gelen gözlemcinin bizi izleyip izlemediğini önemserdik. Verdiği puanı, maç sonrasında yaptığı değerlendirmeleri merak ederdik. Hata yapmaktan korkardık. Maç bittiğinde de işimiz bitmezdi. Pozisyonları, verdiğimiz kararları, nerede doğru nerede yanlış yaptığımızı kendi aramızda uzun uzun değerlendirirdik. Çünkü daha iyi bir hakem olabileceğimize inanıyorduk.

Sezon sonunda ise klasman yükselme heyecanı başlardı. Yazılı sınavlar ve koşu testleri yapılırdı. İyi koşan, sınavdan yüksek puan alan ve sezon boyunca başarılı performans gösteren hakemlerin bir üst klasmana çıkmak için aday olabileceğini düşünürdük. En azından bizim gördüğümüz sistem buydu. Daha doğrusu, hakemlere gösterilen sistem buydu. Fakat zaman geçtikçe perdenin arkasında başka ilişkilerin de bulunduğunu ve sahadaki performansın dışında farklı etkenlerin de rol oynadığına ilişkin anlatıları daha sık duymaya başladık. Bir hakemin üst klasmana yükselmesinde yalnızca sahadaki performansının, sınav sonucunun ya da fiziksel yeterliliğinin belirleyici olmayabileceğine ilişkin anlatılar hakem camiasında giderek yaygınlaşıyordu. Bizim sahada gördüğümüz liyakat sistemiyle perde arkasında anlatılanlar arasında giderek artan bir mesafe vardı.

Bunun hakemler üzerinde yarattığı en önemli sonuçlardan biri umut kaybıydı. Çünkü insan haftanın birkaç gününü antrenmana, seminere ve maçlara ayırıyor; kendisini fiziksel ve zihinsel olarak geliştiriyor, hata yapmamaya çalışıyor ve bütün bunların sonunda başarısının karşılığını alacağına inanıyordu. Fakat bir süre sonra yalnızca emeğin ve başarının yeterli olmayabileceği düşüncesi yaygınlaşmaya başladığında amatör ruh da bundan zarar görüyordu. Burada profesyonellik meselesinin önemli bir çelişkisi ortaya çıkıyor. Hakemlikte klasman yükseldikçe yalnızca maçların seviyesi değişmiyor. Kariyer, gelir, tanınırlık ve prestij de devreye giriyor. Dolayısıyla yukarıya doğru çıkıldıkça elde edilecek ekonomik ve sosyal değer büyüyor. Değer büyüdükçe o alanı etkilemek isteyen insanların ve ilişkilerin ortaya çıkması da şaşırtıcı olmuyor.

Ben hakemliği bırakalı uzun yıllar oldu. O günden bugüne futbol ekonomisi olağanüstü ölçüde büyüdü. Yayın gelirleri, sponsorluklar, kulüp bütçeleri, futbolcu ücretleri ve futbolun etrafında oluşan ekonomik yapı, bizim hakemlik yaptığımız yıllarla karşılaştırılamayacak boyutlara ulaştı. Futbol artık devasa bir endüstri. Bu nedenle bugün Türkiye Futbol Federasyonu ve hakemlik kurumu çevresinde ortaya çıkan tartışmalara yalnızca bugünün meselesiymiş gibi bakmanın eksik olduğunu düşünüyorum. Bugün kamuoyunun önüne gelen iddiaların hangilerinin hukuken doğrulanacağı elbette soruşturma ve yargılama süreçlerinin konusudur. Ancak hakemlik sistemi içerisindeki liyakat, klasman yükselmesi, değerlendirme ve güç ilişkilerine dair tartışmalar yeni değil. Biz bunların bazılarını yıllar önce hakemlik camiasının içinde konuşuyorduk. Yani, futbolun ekonomik değeri büyüdükçe otomatik olarak bu alan içerisindeki konumların değeri de artar ve o konumlara ulaşmak için verilen mücadele de sertleşir. Para, prestij, şöhret ve ilişkiler birbirine dönüşerek girift bir yapıya dönüşür. Bu nedenle futbolun profesyonelleşmesini yalnızca daha fazla para, daha gelişmiş teknoloji ve daha büyük organizasyonlar üzerinden değerlendiremeyiz.

Sonuç olarak, futbol profesyonelleşirken hakemlik gerçekten profesyonelleşti mi, yoksa yalnızca futbolun yarattığı ekonomik ve simgesel değerin büyüdüğü başka bir rekabet alanına mı dönüştü? sorusu öne çıkıyor. Cevabı belki de profesyonelliğe yüklediğimiz anlamda aramak gerekiyor. Profesyonellik yalnızca daha fazla para kazanmak, daha üst liglerde maç yönetmek veya daha fazla şöhret değil, asıl sorun amatör ruhu kaybederken profesyonel ahlakı kuramamaktır…