Özgür Özel, dün TV’den izlediğim CHP’ye hitap ettiği son haftalık grup toplantısında bir veda konuşmasından çok, önemli bir mevzi kazanmış lider gibiydi. Konuşmasının tonu, zorunlu bir ayrılığın ya da siyasi bir yenilginin değil de aksine, uzun bir mücadelenin ardından önemli bir mevzi kazanmış bir liderin özgüvenini yansıttı. Bu durum, Türkiye siyasetinin önümüzdeki dönemde yeni bir kırılmaya sahne olabileceğinin de işaretlerini veriyor. Konuşmasında Atatürk ilke ve devrimlerine, Misak-ı Millî sınırlarına vurgu yapan Özel, aynı zamanda tüm demokratları kurmayı planladığı yeni siyasi oluşuma davet etti. Ancak burada söz konusu olan Atatürk’ün tarihsel mirası olan halkçılık, devletçilik, laiklik ve devrimcilik ilkelerini günümüzün emek, eşitlik, özgürlük ve demokrasi talepleriyle yeniden buluşturmaktır. Anlaşılan Özel, Atatürk’le ve cumhuriyet değerleriyle sorun yaşamayan geniş toplumsal kesimleri kapsayan yeni bir siyasal merkez inşa etmeyi hedefliyor. Ancak Türkiye siyasetinin son otuz yılı, geniş koalisyonların çoğu zaman ideolojik belirsizlikler nedeniyle dağıldığını da gösteriyor. Herkese hitap etmeye çalışan partiler, çoğu zaman kimseyi tam anlamıyla temsil edememe riskiyle karşı karşıya kalıyor. Çünkü tarih, yalnızca bireylerin değil, aynı zamanda sınıfların mücadelesiyle biçimlenen bir süreçtir. Belki de bu nedenle Özgür Özel’in yeni partisinde “sol şeridi” (Burada kullanılan ‘sol şerit’ ifadesi, trafik kurallarına değil, Türkiye siyasetinde emek ve özgürlük eksenli daha ileri bir sosyal demokrat çizgiye gönderme yapan bir metafordur) tercih etmesi daha tutarlı bir seçenek olacaktır. Sonuçta sol şerit, yalnızca hızlı ilerleyenlerin değil, aynı zamanda net bir yön belirleyenlerin de kullandığı yoldur. Elbette bu tercih, merkez siyasetin güvenli alanından uzaklaşmayı ve daha büyük riskler almayı gerektirir. Ancak yaklaşık on yedi yıllık siyasi deneyime sahip olan ve özellikle son iki yılda siyasetin keskin virajlarını dikkatli biçimde alan Özel, bu riski göze alabilir. Türkiye’de bugün yaklaşık Kayıtlı + Kayıt Dışı (Kayıtsız) 32 milyon emekçi bulunmaktadır. Buna rağmen, siyaset uzun süredir emekçilerin gündelik sorunlarından çok kimlik tartışmaları ve kutuplaşma ekseninde şekillenmektedir. Eğer kurulacak yeni parti gerçekten toplumsal bir karşılık bulmak istiyorsa, önceliğini işçilerin, emeklilerin, güvencesiz çalışanların ve düşük gelirli kesimlerin sorunlarına vermek zorundadır. Aksi takdirde “değişim” söylemi, yalnızca siyasi kadroların yer değiştirmesinden ibaret kalacaktır. Bunun yanında, kadınların ve gençlerin özgürlük alanlarının genişletilmesi, demokratik katılım mekanizmalarının güçlendirilmesi ve liyakate dayalı ileri sosyal demokrat bir kamusal alanın kurulması, adalet ve hukuk mekanizmalarına duyulan güvenin yeniden güçlendirilmesi gibi olgular yeni hareketin önündeki en temel sınavlardan biri olacaktır. Çünkü farklı kimlikleri, aidiyetleri ve hassasiyetleri bünyesinde barındıran Türkiye toplumunun bugün ihtiyacı olan şey yalnızca yeni bir parti değil, aynı zamanda toplumun geniş kesimlerine güven verecek yeni bir siyasal yön duygusudur. Sonuçta asıl mesele Özel’in yeni yolculuğunda merkez şeritte temkinli ilerlemeyi mi tercih edecek, yoksa Türkiye siyasetinin uzun süredir boş bıraktığı sol şeritte daha cesur bir rota mı çizecek?