Adana’da faaliyet gösteren Sinaps’ın kurucuları Dr. Çetin Reha Yurdaer ve Uzman Psikolog Filiz İzbal, sigara bağımlılığından nefes çalışmalarına, dijital teknolojilerin insan yaşamına etkilerinden yapay zekânın eğitimdeki rolüne kadar birçok konuda değerlendirmelerde bulundu. Uzmanlar, sağlıklı bireylerin ve sağlıklı toplumların oluşmasında bilimsel yaklaşımın, bilinçli teknoloji kullanımının ve güçlü insan ilişkilerinin önemine dikkat çekti.
Adana’da insan sağlığı, toplum sağlığı, kişisel gelişim ve bağımlılıklarla mücadele alanlarında faaliyet gösteren Sinaps’ın kurucuları Dr. Çetin Reha Yurdaer ve Uzman Psikolog Filiz İzbal, günümüz toplumunun karşı karşıya bulunduğu önemli sorunları değerlendirdi.
Sigara bağımlılığının nedenleri, nefes çalışmalarının insan sağlığına etkileri, dijital çağda dikkat dağınıklığı, kuşaklar arasındaki mutluluk anlayışı, sağlıklı toplumun temel özellikleri ve yapay zekânın insan düşüncesi üzerindeki etkileri röportajın öne çıkan başlıklarını oluşturdu.
Uzmanlar, insanın yalnızca fiziksel sağlığıyla değil; zihinsel, duygusal ve sosyal yaşamıyla birlikte değerlendirilmesi gerektiğini vurguladı.
Dr. Yurdaer: “Türkiye’de sigara toplumsal yaşamda normalleştirildi”
Türkiye’de sigara bağımlılığının yaygınlığını değerlendiren Dr. Çetin Reha Yurdaer, bağımlılığın yalnızca bireysel bir alışkanlık ya da irade sorunu olarak ele alınamayacağını söyledi.
Nikotin bağımlılığının biyolojik boyutlarının yanı sıra psikolojik ve toplumsal nedenleri bulunduğuna işaret eden Yurdaer, şu değerlendirmeyi yaptı:
“Sigara bağımlılığını yalnızca bir alışkanlık olarak değerlendirmek büyük bir yanılgıdır. Nikotin, beyinde ödül ve motivasyon sistemlerini etkileyen, güçlü bağımlılık oluşturabilen bir maddedir. Ancak sigara bağımlılığının arkasında sadece nikotin yoktur. İnsanların stresle baş etme biçimleri, yalnızlık, kaygı, sosyal çevre, alışkanlıklar ve duygusal ihtiyaçlar da bu bağımlılığı besler.”
Türkiye’de sigara kullanımının yüksek olmasının nedenlerinden birinin tütün tüketiminin günlük yaşamda normalleşmesi olduğunu belirten Yurdaer, insanların üzüntü, sevinç, stres ve sosyal ilişkiler sırasında sigaraya yöneldiğini, bunun zamanla günlük yaşamın bir parçasına dönüştüğünü ifade etti.
“15 yaş ve üzerindeki nüfusun yüzde 34,8’i tütün ürünü kullanıyor”
Dr. Yurdaer, 2023 Türkiye Hanehalkı Sağlık Araştırması verilerine göre 15 yaş ve üzerindeki nüfusun yaklaşık yüzde 34,8’inin tütün ürünü kullandığını belirterek bunun ciddi bir halk sağlığı sorunu olduğunu vurguladı.
Bağımlılıkla mücadelede yalnızca sigarayı bırakmanın değil, kişiyi sigaraya yönelten yaşam koşullarının değiştirilmesinin de önemli olduğunu dile getiren Yurdaer, çözüm için üç temel alana dikkat çekti:
-
Beden: Nikotin bağımlılığına yönelik bilimsel tedavi, gerektiğinde ilaç ve nikotin replasman desteği.
-
Zihin: Stres yönetimi, davranış değişikliği, farkındalık ve bağımlılığı tetikleyen etkenlerin tanınması.
-
Yaşam: Fiziksel hareket, sosyal ilişkiler, nefes farkındalığı ve sağlıklı alışkanlıkların geliştirilmesi.
Sigarayı bırakmanın yalnızca bir irade sınavı olarak görülmemesi gerektiğini belirten Yurdaer, profesyonel desteğin başarı olasılığını artırabileceğini söyledi.
Sağlık Bakanlığının sigara bırakma poliklinikleri ile ALO 171 Sigara Bırakma Danışma Hattı'nın önemli destek kaynakları olduğunu hatırlatan Yurdaer, “İnsan sigarayı bırakırken yalnızca bir maddeden vazgeçmemeli, onun yerine daha sağlıklı bir yaşam biçimi kazanmalıdır” dedi.
Uzman Psikolog İzbal: “Nefes çalışmaları bilimsel tedavinin yerine geçmez”
Nefes çalışmalarının insan sağlığı üzerindeki etkilerini değerlendiren Uzman Psikolog Filiz İzbal, doğru nefes alışkanlıklarının özellikle stres ve kaygı yönetiminde destekleyici rol oynayabileceğini ifade etti.
Günlük yaşamın yoğunluğu içinde insanların solunum biçimlerinin farkına varmakta zorlandığını belirten İzbal, stres altında nefes alışverişinin hızlanabildiğini, yüzeyselleşebildiğini veya düzensizleşebildiğini söyledi.
İzbal, “Uygun şekilde öğretilen yavaş ve kontrollü nefes egzersizleri, otonom sinir sisteminin düzenlenmesine ve kişinin sakinleşmesine yardımcı olabilir” değerlendirmesinde bulundu.
Nefes çalışmalarının bütün psikolojik ve fiziksel sorunları çözen bir yöntem olarak sunulmaması gerektiğinin altını çizen İzbal, şunları söyledi:
“Nefes çalışması, tek başına bütün psikolojik veya fiziksel sorunları çözen mucizevi bir yöntem değildir. Bilimsel tıbbın yerine geçmez; gerektiğinde onunla birlikte kullanılabilecek destekleyici bir uygulamadır.”
SinapsRFAkademi yaklaşımında nefes çalışmalarını bedensel farkındalığı geliştirmek, stres ve duygu yönetimini desteklemek, zihin ile beden arasındaki ilişkiyi anlamak amacıyla ele aldıklarını belirten İzbal, uygulamalar sırasında baş dönmesi, göğüs ağrısı veya nefes darlığı oluşması durumunda çalışmanın durdurulması gerektiğini vurguladı.
“Dijital çağda dikkatimizi korumak giderek zorlaşıyor”
Dijital teknolojilerin insanın dikkat ve odaklanma becerileri üzerindeki etkilerini değerlendiren Dr. Reha Yurdaer, sürekli bildirimler, sosyal medya içerikleri ve hızlı değişen dijital uyaranların zihinsel alışkanlıkları dönüştürdüğünü söyledi.
Yurdaer, insanların gün boyunca birbirinden farklı dijital içeriklere maruz kaldığını belirterek bu durumun uzun süreli dikkat, sabır ve derin düşünme alışkanlıklarını etkileyebileceğine işaret etti.
“Bir öğrencinin 40 dakika boyunca bir konuyu anlamaya çalışmasıyla her birkaç saniyede bir yeni görüntüye maruz kalması aynı zihinsel deneyim değildir” diyen Yurdaer, teknolojiyi bütünüyle olumsuz görmenin de doğru olmadığını ifade etti.
Dünya Sağlık Örgütünün dijital ortamların gençler üzerindeki olumlu ve olumsuz etkilerine ilişkin değerlendirmelerine değinen Yurdaer, özellikle kırılgan grupların olumsuz etkilerden daha fazla etkilenebileceğini belirtti.
“Çocuklara yalnızca telefonlarını bırakmalarını söylemek yeterli değil”
Çocukların ve gençlerin dijital dünyaya yönelmesinin yalnızca yasaklarla önlenemeyeceğini ifade eden Yurdaer, gerçek yaşamda ilgi çekici ve üretken faaliyetlerin artırılması gerektiğini söyledi.
Kitap okuma, spor, müzik, doğada zaman geçirme ve yüz yüze iletişim gibi etkinliklerin çocukların gelişiminde önemli olduğunu belirten Yurdaer, şu ifadeleri kullandı:
“Benim önerim, çocuklara ve gençlere yalnızca telefonlarını bırakmalarını söylemek değil; onlara gerçek yaşamda da heyecan duyabilecekleri alanlar açmaktır. Kitap okumak, spor yapmak, doğada zaman geçirmek, müzikle ilgilenmek, bir şey üretmek ve yüz yüze iletişim kurmak yeniden hayatımızın parçası olmalı.”
Yurdaer, dikkat becerisinin korunmasının yaşam kalitesi açısından önem taşıdığını belirterek, “Dikkatimizi geri kazanmak, aslında yaşamımızı geri kazanmaktır” dedi.
Kuşaklar arasındaki mutluluk anlayışı neden değişiyor?
Gençlerle ileri yaştaki bireylerin mutluluk kaynaklarının farklılaşmasını değerlendiren Uzman Psikolog Filiz İzbal, dijitalleşmenin kuşaklar arasındaki yaşam deneyimlerini önemli ölçüde değiştirdiğini söyledi.
Dijital çağda büyüyen gençlerin arkadaşlık, eğlence ve iletişim biçimlerinin büyük ölçüde teknolojik ortamlarla şekillendiğini belirten İzbal, önceki kuşakların ise daha fazla yüz yüze iletişim, fiziksel hareket ve doğayla temas içeren bir yaşam deneyimine sahip olabildiğini ifade etti.
Bu farklılıkların kuşaklar arasında bir üstünlük karşılaştırmasına dönüştürülmemesi gerektiğini vurgulayan İzbal, “Birinin mutluluk kaynağını diğerine dayatmak doğru değildir. Ancak bir şeyden keyif almak ile o şeyin uzun vadede bize iyi gelmesi aynı değildir” dedi.
Dijital oyunların ve sosyal medyanın öğrenme, yaratıcılık ve sosyalleşme açısından yararlı yönleri bulunabileceğini belirten İzbal, kontrolsüz kullanımın uyku düzenini, fiziksel hareketi, yüz yüze ilişkileri ve dikkat alışkanlıklarını olumsuz etkileyebileceğini söyledi.
“Teknolojiyi hayatınızın tamamı haline getirmeyin”
Gençlere teknolojiden tamamen uzaklaşmalarını önermediğini belirten İzbal, dijital yaşam ile fiziksel ve sosyal yaşam arasında denge kurulması gerektiğine dikkat çekti.
İzbal, şöyle konuştu:
“Ben gençlere teknolojiden uzaklaşın demiyorum. Teknolojiyi hayatınızın tamamı haline getirmeyin diyorum. Bir genç bilgisayar oyununda başarılı olabilir ama gerçek hayatta da bir arkadaşına sarılabilmeli, doğada yürüyebilmeli, bir kitabı okuyabilmeli ve bir konuda emek harcayarak sonuç elde edebilmelidir.”
Sağlıklı mutluluğun yalnızca anlık hazlardan oluşmadığını ifade eden İzbal, anlam, aidiyet, üretkenlik ve gerçek yaşam deneyimlerinin insanın psikolojik iyilik hali açısından önemli olduğunu vurguladı.
Dr. Yurdaer: “Sağlıklı toplum yalnızca hastaneler inşa ederek kurulmaz”
Sağlıklı toplumun oluşmasında bireysel ve toplumsal sorumlulukların önemine dikkat çeken Dr. Reha Yurdaer, sağlığın yalnızca hastalıkların bulunmaması olarak tanımlanamayacağını söyledi.
Yurdaer, kendisini tanıyan, duygularını yönetebilen, başkalarının haklarına saygı gösteren, iletişim kurabilen ve sorumluluk alabilen bireylerin sağlıklı toplumun temelini oluşturduğunu ifade etti.
Dijitalleşmenin aile içi ilişkileri ve kuşaklar arasındaki iletişimi de dönüştürdüğünü belirten Yurdaer, aynı evde yaşayan aile üyelerinin farklı dijital dünyalarda zaman geçirebildiğine dikkat çekti.
Yurdaer, “Bunun çözümü geçmişe dönmek değil, geleceği daha bilinçli inşa etmektir” dedi.
“Sağlıklı toplum için beş temel alana yatırım yapılmalı”
Dr. Yurdaer, daha sağlıklı bir toplum oluşturmak için beş temel alana yatırım yapılması gerektiğini belirtti:
-
Sağlıklı birey: Fiziksel sağlık, ruhsal dayanıklılık, öz farkındalık ve yaşam disiplini.
-
Sağlıklı aile: Güven, sevgi, empati, saygı ve nitelikli iletişim.
-
Sağlıklı eğitim: Çocuklara düşünme, sorgulama ve problem çözme becerileri kazandırılması.
-
Sağlıklı şehir: Yeşil alanların, yürüyüş yollarının, spor alanlarının, kültür ve sanat merkezlerinin artırılması.
-
Sağlıklı toplum: Dayanışma, gönüllülük, sosyal sorumluluk ve ortak yaşam kültürünün geliştirilmesi.
Kentlerin yalnızca binalar, yollar ve alışveriş merkezlerinden oluşmadığını vurgulayan Yurdaer, şehir planlamasında insanların fiziksel ve ruhsal sağlığının da gözetilmesi gerektiğini ifade etti.
“Benim idealimde çocukların güvenle oynayabildiği, yaşlıların rahatça yürüyebildiği, ailelerin birlikte vakit geçirebildiği, gençlerin spor ve sanatla buluşabildiği şehirler var” diyen Yurdaer, sağlıklı yaşam koşullarının oluşturulmasının toplum sağlığı açısından belirleyici olduğunu söyledi.
Yapay zekâ insanın düşünme becerisini geliştirecek mi, köreltecek mi?
Yapay zekânın insan yaşamı ve eğitim üzerindeki etkilerini değerlendiren Uzman Psikolog Filiz İzbal, teknolojinin doğru kullanıldığında insanın bilgiye erişimini ve öğrenme kapasitesini artırabileceğini söyledi.
Ancak düşünme sorumluluğunun tamamen yapay zekâya devredilmesinin önemli riskler taşıdığını belirten İzbal, özellikle eğitim alanında hazır cevaplara yönelmenin öğrenme süreçlerini zayıflatabileceğine dikkat çekti.
İzbal, “Bir öğrenci bir matematik problemini çözmek için uğraşmadan yapay zekâdan cevabı alıyorsa doğru sonuca ulaşmış olabilir ama öğrenmiş olmayabilir” dedi.
Öğrenmenin yalnızca doğru cevabı bulmaktan ibaret olmadığını vurgulayan İzbal, soru sorma, araştırma, hata yapma, yeniden deneme ve deneyim kazanmanın öğrenme sürecinin temel parçaları olduğunu ifade etti.
“Yapay zekâ cevap veren değil, soru sorduran bir yardımcı olmalı”
Eğitimde yapay zekânın öğrencilerin düşünme becerilerini geliştirecek biçimde kullanılmasını öneren İzbal, öğrencilerin teknolojiden yalnızca hazır ödev veya yanıt almak amacıyla yararlanmaması gerektiğini söyledi.
İzbal'a göre öğrenciler yapay zekâyı kullanırken şu sorulara yönelmeli:
-
Bu konuyu bana farklı açılardan anlat.
-
Bu konuda hangi noktalarda yanılıyor olabilirim?
-
Benim düşüncemi eleştir.
-
Bana çözmem için bir problem ver.
-
Cevabımı değerlendir ama hemen doğru cevabı söyleme.
Bu yaklaşımın yapay zekâyı düşünmenin yerine geçen bir araç olmaktan çıkararak öğrenmeyi destekleyen bir yardımcıya dönüştürebileceğini belirten İzbal, eğitim sisteminin de bu dönüşüme uyum sağlaması gerektiğini vurguladı.
“Geleceğin güçlü insanı, yapay zekâyı akıl ve vicdanla yönetebilen insan olacak”
Çocukların ve gençlerin kendi çözümlerini üretmelerine fırsat verilmesi gerektiğini belirten İzbal, hata yapmanın ve yeniden denemenin öğrenme sürecindeki önemine dikkat çekti.
Eğitim sisteminin ezberleyen değil sorgulayan, bilgiyi tekrarlayan değil yorumlayan ve hazır cevapları kullanan değil yeni sorular üreten bireyler yetiştirmesi gerektiğini ifade eden İzbal, sözlerini şöyle tamamladı:
“Benim yapay zekâ çağındaki eğitim anlayışım şu: Teknoloji bizim yerimize düşünmemeli; daha iyi düşünmemize yardımcı olmalı. Geleceğin güçlü insanı, yapay zekâyı kullanan değil, onu akıl ve vicdanla yönetebilen insan olacaktır.”
Adanalı uzmanların değerlendirmeleri, sigara bağımlılığından dijitalleşmeye, eğitimden kent yaşamına kadar farklı alanlarda insan sağlığının bütüncül biçimde ele alınması gerektiğini ortaya koydu. Röportajda, bireysel alışkanlıkların yanı sıra sosyal çevrenin, eğitim olanaklarının, insan ilişkilerinin ve yaşanabilir kentlerin toplum sağlığı üzerindeki önemi öne çıktı.







