Türk Tabipleri Birliği (TTB) Halk Sağlığı Kolu ve Temiz Hava Hakkı Platformu (THHP), 26 Eylül Dünya Çevre Sağlığı Günü’nde iklim, çevre ve sağlık ilişkisini bir söyleşi ile ele aldı. Etkinlik, TTB ve THHP’nin sosyal medya kanallarından canlı yayımlandı.

Söyleşinin açılış konuşmasını yapan TTB Halk Sağlığı Kol Sekreteri Dr. Ahmet Soysal, 26 Eylül Dünya Çevre Sağlığı Günü’nün tarihsel köklerini anımsatarak dünyadaki ölümlerin dörtte birinin çevresel faktörlere bağlı olmasının konunun önemini gösterdiğini belirtti. TTB Halk Sağlığı Kol Başkanı Dr. Gamze Varol ise sağlık hakkının mutlak koşullarından birinin de sağlıklı çevre olduğunu ifade ederek “İnsanın, kadının, emeğin sömürüldüğü kadar çevrenin de sömürüldüğünü hatırlatmak, hekimler arasında bu farkındalığı artırmak amacıyla bu etkinlikleri yapıyoruz” diye konuştu.

Etkinlik açılışında kısa bir söz alan TTB Merkez Konseyi Başkanı Dr. Şebnem Korur Fincancı da ormanı, suyu, havası, doğası, gıdası ve yaşam hakkı için yürütülen mücadelelerin önemine dikkat çekti. Son 50 yılda küresel ekonominin dört kat, küresel ticaretin on kat arttığını; buna karşın son 300 yılda sulak alanların %87’sinin, son 20 yılda 100 milyon hektar tropikal ormanın yok edildiğini aktaran Korur Fincancı, tüm bu yok edişe karşı hep birlikte mücadeleyi büyüteceklerini kaydetti.

Halk sağlığı uzmanı Dr. Çiğdem Çağlayan, çevre-sağlık ilişkisinin temellerini ele alarak sunumuna başladı. Küresel ısınma, iklim değişikliği, hava kirliliği, hızlı kentleşme, biyolojik çeşitlilik kaybı, çevresel hastalıklar gibi sorunları ayrıntılarıyla değerlendiren Çağlayan, kapitalist üretim ilişkileri ve neoliberal politikaların “temel neden” olduğunun altını çizdi. İklim değişikliği ve hava kirliliğinin sağlığa etkilerini veriler eşliğinde sunan Çağlayan, THHP ile Çevre, İklim ve Sağlık için İşbirliği Projesi’nin (ÇİSİP) ortak önerilerini şöyle sıraladı:

  • Dünya Sağlık Örgütü hava kirliliği kılavuz değerlerine ulusal aksiyon planlarında yer verilmesi,
  • Kirliliğin izlenmesi,
  • Sağlık verilerinin kamuoyu ile paylaşılması,
  • Fosil yakıt teşvikleri ve kirliliğe yol açan diğer teşviklerin sonlandırılması,
  • Endüstriyel yatırımların izin süreçlerinde Sağlık Etki Değerlendirmesi (SED) yöntemine yer verilmesi,
  • Sağlık çalışanlarının karar alma süreçlerine dahil olması.

Dr. Çiğdem Çağlayan'ın sunumu için tıklayın.

Gıda mühendisi Dr. Bülent Şık ise sunumuna gıdaya erişim, gıda güvencesi ve gıda güvenliği konusunu ele alarak başladı. İklim değişikliğinin, madde kirliliğinin, biyolojik çeşitlilik ve doğal yaşam alan kaybının gıdaya erişim hakkını daha çok aşındırdığını dile getiren Şık, bu sorunlara bağlı olarak gıda üretim miktarında ve gıdaların besin değerlerinde azalma yaşandığına dikkat çekti. “Ne yapacağız sorusuna verebileceğim tek yanıt politika yapmaktan vazgeçmemektir” diyen Şık, önerilerini şöyle dile getirdi:

  • Gıda meselesi, tarımsal üretim sorununa sıkıştırılmadan bir bütün olarak ele alınmalı. Odağında çocukların olduğu bir Sağlıklı Beslenme Desteği programı ülke genelinde hayata geçirilmeli. Buna uygun rehberler hazırlanmalı, sağlıklı beslenme ve gıda güvenliği müfredatta yer almalı.
  • Ülke genelinde bir agroekolojik tarım politikası, pilot bölgelerde başlayıp genişletilecek şekilde hayata geçirilmeli.
  • Toprak, su ve havadaki kirliliğin boyutları ortaya çıkarılmalı, kimyasal kirlilik haritaları oluşturulmalı.
  • Sulak alanları koruma altına alacak ve kimyasal kirliliği önleyecek bir program hazırlanmalı. Su yasası çıkarılmalı ve sorumlu bir kamu teşkilatı oluşturulmalı.
  • Yerel gıda üretim-tüketim zincirine yerel yönetimler dahil edilmeli. Gıda strateji planları oluşturulmalı, uygulamaya konmalı. Yerel yönetimler bünyesinde gıda meclisleri oluşturulmalı.

Dr. Bülent Şık'ın sunumu için tıklayın.