İsrail parlamentosunun 30 Mart 2026’da kabul ettiği yeni yasa, ölüm cezasını fiilen yeniden devreye sokarken, yalnızca Filistinlileri hedef alan ikili bir hukuk sistemini daha da derinleştiriyor. Uzmanlara göre düzenleme, güvenlikten çok ideolojik bir yönelimin ürünü.

İsrail devleti, yaklaşık 80 yıllık tarihinde mahkeme kararıyla yalnızca bir kez idam cezası uyguladı. Bu istisna, Nazi soykırımının baş mimarlarından Adolf Eichmann’ın 1962’de idam edilmesiydi. Ancak 30 Mart 2026’da kabul edilen yeni yasa, bu tarihsel sınırlamayı fiilen ortadan kaldırdı.

Yeni düzenlemeye göre bazı suçlar için ölüm cezası “varsayılan ceza” haline getirildi. Ancak bu uygulama, yalnızca suçun Filistinliler tarafından işlenmesi durumunda geçerli olacak şekilde tasarlandı.

İkili yargı sistemi derinleşiyor

Yasa, iki ayrı yargı mekanizmasını daha da belirgin hale getiriyor. İsrail’deki sivil mahkemeler, “İsrail Devleti’nin varlığını ortadan kaldırma” niyetiyle işlenen cinayetlerde ölüm cezası verebilecek.

BM’den ırkçılığa karşı küresel çağrı: “Adalet ve eşitlik için birlikte hareket edin”
BM’den ırkçılığa karşı küresel çağrı: “Adalet ve eşitlik için birlikte hareket edin”
İçeriği Görüntüle

Öte yandan, işgal altındaki Batı Şeria’da faaliyet gösteren askeri mahkemeler, “terörizm” kapsamında değerlendirilen cinayetlerde ölüm cezasını zorunlu kılıyor. Müebbet hapis ise yalnızca belirsiz “istisnai durumlarda” uygulanabilecek.

Ayrıca yasa, askeri mahkemeler tarafından verilen idam kararlarının 90 gün içinde infaz edilmesini öngörüyor. Tasarı, iktidar koalisyonunun desteğiyle 62’ye karşı 48 oyla kabul edildi.

Bu düzenleme, Filistinlilerin yalnızca askeri mahkemelerde yargılandığı ve mahkûmiyet oranlarının yaklaşık %96 olduğu mevcut sistemi daha da pekiştiriyor. Bu mahkemelerde kararların önemli ölçüde baskı altında alınan itiraflara dayandığı yönünde ciddi eleştiriler bulunuyor.

Caydırıcılık tartışması ve güvenlik bürokrasisi

Yasayı savunanlar, düzenlemenin caydırıcılık sağlayacağını ve olası esir takaslarının önüne geçeceğini ileri sürüyor. 2011’deki Gilad Shalit anlaşmasında 1000’den fazla Filistinli mahkûmun serbest bırakılması, bu argümanın temel dayanaklarından biri olarak gösteriliyor.

Ancak İsrail Savunma Kuvvetleri ve Şin Bet gibi kurumlarda görev yapmış bazı üst düzey güvenlik yetkilileri, ölüm cezasının terörizmi caydırdığına dair herhangi bir somut kanıt bulunmadığını vurguluyor.

Yerleşimci ideolojinin yükselişi

Yasa, anlık bir güvenlik refleksinden çok, uzun yıllara yayılan siyasi dönüşümün bir sonucu olarak değerlendiriliyor. 1977’de Likud’un iktidara gelmesiyle birlikte Batı Şeria’daki yerleşimlerin genişlemesi hız kazandı.

Bugün nüfusun yaklaşık %6’sını oluşturan yerleşimciler, siyasi etkileri bakımından çok daha güçlü bir konuma ulaştı. Askeri yapıdan bürokrasiye, hükümetten parti içi dengelere kadar geniş bir alanda etkili hale geldiler.

Mevcut hükümette Maliye Bakanı Bezalel Smotrich ve Ulusal Güvenlik Bakanı Itamar Ben-Gvir gibi isimler, açıkça etno-milliyetçi ve yerleşimci ideolojiyi savunuyor. Bu yaklaşım, Filistin topraklarında uzlaşmayı reddeden ve Yahudi üstünlüğünü esas alan bir perspektife dayanıyor.

Son yıllarda Batı Şeria’da artan yerleşimci şiddeti de bu siyasi iklimin bir sonucu olarak değerlendiriliyor.

Devlet ve militanlık arasındaki sınır bulanıklaşıyor

Smotrich’in Batı Şeria’daki sivil yönetimi askeri yapıdan alarak maliye bakanlığına bağlaması, yerleşim politikaları üzerindeki denetimi zayıflattı. Ben-Gvir’in ise on binlerce yeni silah ruhsatı vermesi, yerleşimcilerin silahlı kapasitesini artırdı.

Bu gelişmeler, devlet güvenlik aygıtı ile yerleşimci militanlığı arasındaki sınırların giderek silikleştiğine işaret ediyor.

İntikam siyaseti ve ideolojik dönüşüm

Uzmanlara göre ölüm cezası yasası, klasik bir ceza politikası değişikliğinden çok daha fazlasını ifade ediyor. Bu düzenleme, caydırıcılıktan ziyade misillemeye dayalı bir anlayışın ürünü olarak görülüyor.

Bu yaklaşım, İsrail’de belirli bir dindar-milliyetçi ideolojinin yükselişiyle bağlantılı. Bu ideoloji, Batı Şeria’yı işgal edilmiş bir bölge değil, “ilahi olarak vaat edilmiş topraklar” olarak tanımlıyor ve Filistinlilerin ulusal taleplerini reddediyor.

Bu çerçevede ölüm cezası, yalnızca bir ceza aracı değil; aynı zamanda ideolojik üstünlüğün ve devlet gücünün bir ifadesi haline geliyor.

Demokratik gerileme tartışması

İsrail’de İsrailliler ve Filistinliler için farklı hukuk sistemlerinin varlığı yeni değil. Ancak yeni yasa, bu ayrımı açık ve kurumsal bir şekilde yeniden tanımlıyor.

Bu durum, İsrail’in uzun süredir savunduğu “hukuk önünde eşitlik” iddiasını zayıflatıyor. Akademisyenlere göre, cezai yaptırımların etnik veya siyasi kimliğe göre seçici uygulanması, illiberal yönetimlerin temel özelliklerinden biri olarak kabul ediliyor.

Yeni yasa, bu bağlamda İsrail’i demokratik gerileme tartışmalarının merkezine daha da yaklaştırıyor.

Sonuç

Ölüm cezası yasası, yüzeyde bir güvenlik politikası gibi görünse de, derinlerde İsrail’in siyasi ve ideolojik yönelimindeki dönüşümün bir yansıması olarak değerlendiriliyor. Düzenleme, yalnızca ceza hukukunu değil, devletin karakterine ilişkin tartışmaları da yeniden alevlendirmiş durumda.

Director of Security Studies and Professor of Criminology and Justice Studies, UMass Lowell

Muhabir: Güven BOĞA