"Uluslararası başarı yakalayan Portakal Çiçeği Karnavalı, yıllar içinde özgürlükçü ruhunu yitirerek merkezi ve kontrollü bir yapıya dönüştü."
Sivil İnisiyatiften Doğan Bir Başarı Hikâyesi
Adana Portakal Çiçeği Karnavalı ilki 12-14 Nisan 2013 tarihleri arasında tamamen bağımsız sivil kuruluşlar tarafından sivil inisiyatifle düzenlenen Adana halkının hazırlayıp, sahip çıktığı Türkiye’nin ilk sokak karnavalıdır.
İlk yıllardaki karnavallar bir sivil inisiyatif girişimi olmakla birlikte yerel yönetimler, sivil toplum örgütleri, kanaat önderleri, ünlüler ve özel sektör tarafından sahip çıkılmış ve desteklenmiştir. Karnaval fikrinin öncüsü, Adanalı iş insanı Ali Haydar Bozkurt olmuştur. Gazeteci Ayşe Arman’ın da yazılarıyla bu oluşuma verdiği destek o dönemde çok önemli ve etkili olmuştur.

“Nisan’da Adana”: Kentin Markalaşma Yolculuğu
“Nisan’da Adana” sloganıyla “Türkiye’nin ilk ve tek şehir karnavalı” olma özelliği taşıyan organizasyonun amacı her yıl binlerce yerli ve yabancı ziyaretçiyi Adana’da buluşturması, sokakta sanat etkinliklerinden kortej yürüyüşlerine, konserlerden gastronomi kültürüne kadar geniş bir yelpazeye yayılan programlarla, kentin geçmişten bugüne sosyal-kültürel çeşitliliğini görünür kılmak, eğlencesine, ekonomisine katkıda bulunmaktı.
Bunlarla birlikte karnavalın, yalnızca eğlence değil; aynı zamanda Adana’nın son yıllarda giderek azalan turizm, ticaret ve marka şehir hedeflerine de yeniden kavuşması için önemli katkı sunmaktı. Bu amaçlarla yola çıkan “Portakal Çiçeği Karnavalı” çok kısa sürede hedeflerine ulaşmış, ulusal ve uluslararası alanda kendisinden çok fazla söz ettirmişti.
Otel doluluk oranlarından yerel esnafın gelirine kadar geniş bir ekonomik hareketlilik, sanatsal faaliyetlerin yoğunluğu, kente farklı bir canlılık getirmişti. İlk yıllarında umulanın üzerinde bir ilgi ve katılım gören karnaval sonraki yıllarda Türkiye’nin bazı şehirlerinde benzer festivallerinde oluşmasına ön ayak olmuştu. Bu bir sivil toplum kuruluşlarının ve halkın ortak iradesi ve başarısıydı.

Ulusal ve Uluslararası Ödüllerle Taçlanan Karnaval
Adana Portakal Çiçeği Festivali ilk yıllarında ki coşkusu, katılımı, renkliliği, kamuoyunda adından söz ettirmesi nedeniyle ulusal ve uluslararası ödüllerde almıştı. 2015 yılında Türkiye Halkla İlişkiler Derneği'nin düzenlendiği 14. Altın Pusula Halkla İlişkiler Ödülleri Yarışması’nda "Kurumsal Sosyal Sorumluluk Kültür Sanat Ödülü’ne, 2015 yılında Uluslararası Stevie Ödülleri’nde “Yılın İletişim ve PR Kampanyası-Sanat Eğlence” kategorisinde “Gümüş Stevie” ödülüne değer görülmüştü.
Karnavaldan Panayıra: Dönüşümün Başlangıcı
Karnavalın ilk yılları büyük bir coşku ve katılımla devam ederken böylesine güzel etkinliğin sivil toplum kuruluşlarının inisiyatifinden çıkarılıp önce belediyelerin son iki yıldır da Kültür Bakanlığı’nın ukdesine alınmasıyla karnaval karnaval olmaktan çıkarılıp panayıra dönüştürülmüştür.

Sanattan Uzaklaşan Bir Festival Eleştirisi
2017 yılında yine şunları yazmışım:
“Peki bu güzelim karnaval neden bu hale getirildi. Bu yıl ki sonuçtan eminim ki bu işte büyük emeği olan Ali Haydar Bozkurt’ta hoşnut olmayacaktır. Karnaval TDK sözlüğünde de yazdığı gibi “insanların renkli, komik ve şaşırtıcı kılıklara girerek yaptıkları şenlik ve eğlencedir.” Bu yıl ki karnavalda (?) renkli olan şey, insanlar çok büyük çoğunluğu da kadınlar ve çocuklar olmak üzere başlarına taktıkları turuncu renkte tül veya naylondan yapılmış 2 tanesi 5 TL.’den satılan portakal çiçeği taçları idi. Birde yüzlerini çeşitli renklere boyayanları unutmayalım. Bu haliyle karnavala sokaklarda yasak olduğundan karnaval karnaval olma özelliğini yitirmişti.
Festival ise yine TDK sözlüğüne göre “dönemi, yapıldığı çevre, katılanların sayısı veya niteliği programla belirtilen ve özel önemi olan sanat gösterisi veya bir bölgenin en ünlü ürünü için yapılan gösteri ve şenliktir.” Peki bu yıl ki festivalde böyle bir özellik var mıydı? Birkaç konser saymazsak ve bir resim, fotoğraf ve felsefe etkinliğini saymazsak ne yazık ki herhangi bir sanatsal gösteri yoktu.
Bu yılki kutlama tam bir panayır özellikleri taşıyordu. Büyükşehir Belediyesinin sıra sıra kurduğu tek tip stantlarda sadece para kazanmak için satılan incik, boncuk, naylon taçlar, banyo keseleri, başörtüsü, imitasyon ürünü takılar, çiğ köfte, börek, sıkma ayran, vs. gibi batan geminin son malları hesabı normalde kimsenin almayacağı şeyler satılıyordu. Portakal çiçeği kokusunu ise hissetmenize imkân yoktu. Çünkü kebap, köfte, döner, sucuk kokuları birbirine karışmıştı. Karnavalların en önemli özelliği olan ve geçen yıllarda örneklerini yaşadığımız farklı müzikler yerine ise sadece davul zurna sesleri sizi alanın hangi tarafına gitseniz peşinizi bırakmadan beyninizin içinde uğulduyordu….”

Güvenlik Bariyerleri Arasında Sıkışan Eğlence
Karnaval hakkında bu yıl ki izlenimlerim ise ne yazık ki yıllar geçse de değişmediği yönünde; Karnaval adı üstünde, sokaklarda yapılır, ruhunda özgürlük vardır, hoşgörü vardır. Kentin belli alanlarını değil, tüm kenti kavramalı ve her yerde hissedilmelidir.
Oysa ki durum hiçte öyle değil. Adana Portakal Çiçeği Karnavalı’da tüm kentin her tarafından insanların katılımı sağlanacağına veya karnaval tüm kente ve ilçelerine yayılacağına sadece Merkez Park ve Atatürk Parkına, cadde olarak Ziya Paşa Bulvarına sıkıştırılmış, etrafı polis barikatları ve bariyerleri ile çevrilmiş, üst arama yapılmadan alana girilmesine izin verilmemiş, karnaval adeta sanki yasadışı bir eylem yapılıyormuş gibi yüksek güvenlik önlemli bir karnavala dönüştürülmüş...
Trafik içinden çıkılamayacak hale getirilmiş, adeta çileye dönüştürülmüş, herkes daha alana varmadan sinir küpüne dönmüş... Alana girişler sadece birkaç noktadan yapılmakta. Girdiğiniz yerden veya yakın bir yerden çıkamıyorsunuz, yasak, izin verilmiyor, alanı dolanıyorsunuz sonra çıkabiliyorsunuz.
Ülkemizde yapılacak bir etkinlik, bir konser, bir yürüyüş, bir festival hemen güvenlik kapsamında ele alınıyor. Her yerde sanki eğlence değil de bir suç işlenmiş veya işlenecek gibi olağanüstü güvenlik önlemleri, polis ve özel güvenlik görüyoruz. Bu kadar güvenlik adı altında oluşan baskıdan kimse rahat hareket edemez, eğlenemez, çünkü üzerinde bir baskı hisseder... Yani karnavalın ve kişinin kendini özgür hissetme hali yoktur. Oysaki yıllardır bu kentte yapılan hiçbir ekinlikte hiçbir olay olmamıştır. Amaç herhalde vatandaş rahat etmesin, o özgürlüğü, coşkuyu hissetmesin.

Kentin Tamamına Yayılmayan Bir Organizasyon
Karnaval sadece kortej geçişine indirgenmiş, programa Seyhan Çırçır Sanat Merkezindeki birkaç sergi haricinde sanatsal etkinlik konmamış. Turunç, portakal çiçeği kokuları yerini kebap-döner-köfte-kokoreç kokularına terk etmiş. Bu günlerde hava nasıl olacak diye bakılmamış bile, akla getirilmemiş. Beş günlük karnavalın üç günü yağmur altında geçmiş.

Ekonomik Yük ve Esnafın Tepkisi
Esnaf oldukça pahalı (Bir çadır 60 bin TL) satın aldığı standlardan zarar göreceğim endişesiyle sosyal medyadan veryansın etmiş.
Kültür Yolu Festivali Kapsamına Alınma Tartışması
Adana için çok önemli olan “Altınkoza Film Festivali” ve “Adana Kebap-Rakı-Şalgam Festivali”nin başına gelenler böylesine güzel bir karnavalında başına gelmiş. 2024 yılında Kültür Bakanlığı Türkiye’deki tüm festivalleri “Kültür Yolu Festivali” kapsamına alırken Adana Portakal Çiçeği Karnavalı’da bu kapsama alınarak iktidarın zapt-u raptı haline alınmaya çalışılmış.
Oysaki bu festivaller, karnavallar, şenlikler resmi kurumlardan bağımsız, sivil inisiyatifin içinde olduğu sivil toplum kuruluşları tarafından yapıldığında güzeldir. Vatandaş böyle bir oluşum içerisinde kendisine daha çok aidiyet hisseder. Herhalde yurt dışından gelen yabancı birisi bu kadar bariyerli, güvenlik kuvvetlerinin olduğu bir yerde karnaval yapıldığına ikna olmaz.
Sivil, Özgür ve Katılımcı Karnaval Çağrısı
Belediyelerin ve sonradan Bakanlıkların bu tür etkinliklere bu kadar müdahil olmasının nedeni her ne kadar inkâr etseler de siyasetçilerin her alana müdahil olma hakkını kendilerinde görerek, toplumu ve insanları kendi görüşleri doğrultusuna ve bunları oya çevirme istekleridir.
Oysa ki bu festivallerin ve karnavalın ilk yıllarında olduğu gibi Ali Haydar Bozkurt gibi Adana sevdalılarının, sivil toplum örgütlerinin, sanat derneklerinin, demokratik kitle örgütlerinin ve en önemlisi halkın öncülüğünde bağımsız ve özgürce yapılmasıdır.
Kuzeyden güneye, doğudan batıya tüm kenti ve sokaklarını ve ilçelerini içine almalı, insanlar istediği yere özgürce girip çıkmalı, sanat etkinlikleri arttırılmalı, fiyatlar açısından denetim daha da sıkı olmalı, karnavalda sokak etkinlikleri arttırılmalı, eğlence ağırlıklı olmalıdır.
Bakanlıkların veya belediyelerin ise sadece yapılacak etkinliklere içeriğine dokunmadan maddi ve manevi katkı vermesi yeterli olacaktır.
Dr. Ali İhsan Ökten
Hekim-Araştırmacı Yazar