1 Mayıs 2026 Emek ve Dayanışma kutlamasında bir ilki yaşadı. Kasım Gülek Köprüsü’z bir ilk.

Geçen yıl bu gün, köprü üzerinde ve sağnak yağmur altında yüzlerce emekçi bir aradaydılar. Köprü kapalı. Adanalı emekçiler İstasyon Meydanı’na gitmek için sabırla bekliyorlar yağmur altında. İtişme yok. Kavga yok. Yağmur altında hep birlikte söyledikleri cümleler. ‘Direne direne kazanacağız.’ Ya Hep Beraber, Ya Hiçbirimiz.’‘Hak, hukuk, adalet.’ İnançla haykırıyorlardı.

Bu yılda yine birlikteler. Yağmur yok. Köprü yok. Ama o inançlı, sayıları artmış Adanalı katılımcılar yine biraradalar

1 MAYIS 2026 de ‘BİRLİK, DAYANIŞMA VE HAKSIZLIKLARLA MÜCADELE’ gününde Adanalı yedisinden/ yetmişine herkes bayramlarını kutlamak için bu yıl Cevat Yurdakul Caddesi’ndeler. İstasyon meydanına gitmek için bekliyorlar. Emek için, emekçiler için. Adanalı akın akın geliyor. Genç kızlar, genç erkekler, kadınlar, erkekler, anneler, babalar çocuk arabasıyla kundaklı çocuğunu arabasıyla kapmış Emeğin ve Emekçinin bayramı için, dayanışma içinde olmak için yürüyorlar. Mutluluklar, mutsuzluklar; birlikte caddeyi dolduruyorlar. Saf saf, dizi dizi.

Bu yürüyüş için gelen çoğu kişiler topluluğun omurgası olan gençler. Yüzleri hüzün dolu, umut dolu, zihinlerini körleştirmemiş gençler, genç çalışanlar.

1 Mayıs 2026 yılına kadar Adana’nın simgelerinden biri olarak gösterilen Kasım Gülek köprüsü, 1962 yılından bu yana Adana'ya hizmet veren köprümüz, yıllar boyunca sayısız aracın ve yayaların severek, zevkle ve korkusuzca geçişini sağlarken, birçok hatıraya da ev sahipliği yapmış, kentin önemli ulaşım arterlerinden biri olmuştur.

  • 1Mayıs’ın hissettirdiği değerli güçlü duygularıyla bu köprü üzerinden yürüyerek geçen toplulukların, gök kubbe altında kocaman nefesler alarak özgürce geçişleri yok artık. Beton tüneller, beton geçitler ne kadar özgür hissettirebilir ki insanı? Betonlarla sarmalanmış şehrin, beton yer altı geçişleri zihinleri körleştirmeye devam ediyor. Çukur ovanın o kocaman arazileri göz ardı edilerek!

Seyhan ilçesinde Baraj Caddesi ile Gazi Paşa Bulvarı’nı birbirine bağlayan bu köprümüz yok artık . Eski ve yeni Adana’yı birbirine bağlayan, yada Seyhan ve Çukurova ilçelerini sımsıcak bağlayan köprümüz yok artık.

Yıkılan Kasım Gülek köprüsü yerine alt geçit yapılacakmış. Çalışmalar başlamış.

1 MAYIS 2026 ‘BİRLİK, DAYANIŞMA VE HAKSIZLIKLARLA MÜCADELE’ gününde Adana, yüzlerce binlerce kişinin hüzün dolu, umut dolu, topluluğun omurgası olan gençlerle dolu…Sendikalar, partiler ve halk. Dimdik duruyorlar. Gurur duyuyorum onlarla, duyarlılıkları için. Alkışlıyorum.

Güvenlik had saflarda. Yolun iki tarafı demir barikatlarla sarılmış.

Kendime soruyorum. Bu korku neden? Kimden?

Sesler yükseliyor. Korkmuyoruz! Baş eğmiyoruz! Bilimle aydınlanıyoruz! Güçlüyüz! Direne direne kazanacağız! Hak hukuk adalet! Pırıl pırıl gençlerin erkek ve kadın sesleri bir arada. Müzik gibi.

Müzik sesinden korkulur mu?

Üstelik bu toplumda en çok emeği sömürülen kesim, ‘ÇALIŞAN GENÇLİK’, ‘EMEKÇİ GENÇLİK’, GENÇ EMEKÇİLER.

Düşünüyorum.

Burada çok yönlü emek sömürüsü var. Çalışma saatlerinin belirsizliği yaygın. Sabah erken gelinecek, işin bittiği saate kadar çalışılacak.

Dinlediklerimin, gördüklerimin ve okuduklarımın etkisiyle, zihnim hareketlendi, düşüncelerim hızlandı. Zihnim geziniyor. Dış dünya olanlarla içsel düşüncelere dalıyorum.

‘İşin bittiği saat’ kavramı sürekli olarak işverenin lehine, çalışanın aleyhine işleyen bir sistem. Genç çalışan işini bitirsede mutlaka yapacak başka işlere yöneliyor.

Ne mi yapıyor? İşin bittiği zaman, ne zaman?

‘İşi bittiği zaman’ atölyede son temizliğin yapılması, dükkanda kapının kapanması, lokantada masaların toplanması demektir.

Genç işçiler, ‘işe ilk gelenler’ dir. İş yerini onlar açarlar. İlk hazırlıkları onlar yaparlar. Gün ve belki gece boyunca çalışırlar sonra işin bettiği zamana kadar kalırlar. Halbuki 1Mayıs 1886 yılında ABD de işçilerin günlük 8 saatlik çalışma talebiyle başlattığı eylemlere dayanır kökeni.

Ya verilen ücretler? Bu da sömürünün başka bir biçimi değil midir? Kimi zaman,işçi ücretleri gerçekte yaygın olarak asgari ücretlidir, hatta kimi zaman da asgari ücret altında bir ücretle çalışanlar. Genç işçinin pazarlık gücü yoktur. Bunu bilir ama işi kabul etmek zorundadır. Eğer kabul etmezse yapacak başka işi yoktur. Çünkü dışarıda da bu işi bekleyen başka gençler vardır. Zorunlu olarak çalışır.

Büyük çoğunluğu sigortalı yapılmaz. Çoğu bu hakkını bilmez. Bir başka kandırmaca da genç işçiye sigortalı olmak istemezse eline daha çok para geçeceği söylenmesidir. Çalışan gencin paraya ihtiyacı vardır. Tercihini sigorta yerine, biraz daha fazla para almayı yeğler. Genç çalışan geleceği düşünmez bugününü düşünür.Bugün fazla kazanmak vardır kafasında ailesini düşünür. Çalışanın rizası alınarak sigortasız çalıştırılır.

Sigortasız geçen her gün, insanın geleceğinden harcamasıdır, geleceğe hak kazanmayan emektir.

Sendikasız, örgütsüzlük de, bu sömürünün sürdürülmesine yol açan bir başka sömürü biçimidir. Kendi başına kalan genç işçinin hiç bir güvencesi, hiç bir dayanağı olamaz.

Bu şartları bilen, öğrenen, okuyan genç işçiler in durumları hak ettikleri düzeyde mi? Hayır.

Bugün Adana’da 1 MAYIS 2026, ‘BİRLİK, DAYANIŞMA VE HAKSIZLIKLARLA MÜCADELE’ gününde, yüzlerce binlerce kişi sel olup caddelerden akarken ellerinde bağlı olduğu sendika bayrakları, pankartlarıyla yürüyen bu gençleri izlerken bana düşündürdükleri bunlar. Sistem düzelmiyor, hatta her geçen gün daha kötüye gidiyor.

Çalışan gençliğin sorunları, ‘toplumsal beklenti düzeyi’ ölçeğinde nasıldır?

Bana göre, her yönüyle sömürüye ilişkin sorunlardır.

İnsanın değerini, insan olmaktan çıkarıpta ‘işe yararlılık’ ölçeğinde değerlendirirse sistem, sistemin ‘işe yararlılık ölçütlerini’ de hesaba katmak zorunluluğu vardır. Sistem bozuk ve hastalıklı.

Öz olarak, çalışan gençliğin unutulmaması, sorunlarının ele alınması gereklidir ve şarttır.

Eğer çalışan gençlik unutulursa, sorunları ele alınmazsa bunlar toplumsal ideolojinin izdüşümü olurlar. Bu da ne bireyi yaşatır nede toplumu!

Kişiler, kurumlar, örgütler, iletişim araçları hep bu toplumsal ideolojinin izdüşümünü yansıtırlar ve bireylerin çevreleriyle olan etkileşimi doğrudan etkilerler.

Bütün bu kötü sisteme rağmen hala Gençlik, yani Gençlerimiz;

önyargılara doğrularla, baskılara cesaretle, sindirmeye dirençle, sevgisizliğe sevgiyle, bağımlılığa özgürlükle karşı çıkıyor. Böyle bir gençliğe sahip çıkılmalı ve onların yani gençlerimizin sistem içinde ki refah düzeni yükseltilmedir. Bu bir zorunluluktur.

1 MAYIS ‘BİRLİK, DAYANIŞMA VE HAKSIZLIKLARLA MÜCADELE’ gününüz kutlu olsun.

Salime Kaman

Ressam-Sanat Yazarı

ADANA-1Mayıs 2026