Bu ülkenin herhangi bir yöresinde yatırım yapma kararı nasıl alınır, hangi süreçler yaşanır, hangi kriterler göz önünde tutulur, çok bilinen ve konuşulan bir konu değildir. Söz konusu yatırım o yörenin sosyal yapısını, tabiatını, bugününü ve geleceğini etkileyecek, değiştirecek büyüklükte ise konu daha da ilginç bir hale gelir. Bu büyüklükte bir yatırım ister kamu, isterse özel şirket eliyle yapılacak olsun, yörede yaşayan halkın görüşünün önceden alınıp alınmadığı ise konunun can alıcı noktasıdır.
Şimdi, konuyu Yumurtalık İlçesi özelinde inceleyelim ve birlikte düşünmeye devam edelim.
Antik adı “Ayas” olan Yumurtalık, Adana’nın Akdeniz kıyısında olan iki ilçesinden biridir ve nüfusu 15-20 bin kadardır. Halk geçimini tarım, balıkçılık ve biraz da turizm ile sağlamaktadır. Örnekleri İtalya ve Yunanistan’da sıkça görülen sessiz, sakin tipik bir sahil kasabasıdır.
Yumurtalık, doğru alınmış bir kararla 2006 yılında Bakanlar Kurulu tarafından “turizm bölgesi” ilan edildi. Doğrusunu söylemek gerekirse, alınan bu karar sonucunda ilçede büyük gelişmeler yaşanmadı, ama zaten uzun yıllardan beri Antep ve Osmaniye’de yaşayanların denize ulaşabildikleri en yakın yerdi Yumurtalık.
2016-2017 yıllarında siyasi iktidar Yumurtalığa yat limanı (marina) yapma kararı verdi. Bodrum ve Antalya’dan sonra Akdeniz’de yat limanı olmadığı, zenginlerin yatlarına yakıt ve lojistik destek hizmetleri sunulacağı, bunun da ilçenin kalkınmasına hizmet edeceğ söyleniyordu. Yumurtalık Kaymakamının başkanlık ettiği, kalabalık bir halk topluluğunun katıldığı bu yatırımın çevre etki değerlendirme (ÇED) raporunun halka açıklanma toplantısı yapıldı. Sonra, herhangi bir faaliyet olmadı ve uzun süren bir sessizlik dönemi yaşandı.
2024 yılında ise, yat limanı projesinden ve turizm bölgesi kararından vazgeçildiği, bunun yerine Yumurtalık Gölovası bölgesine yapılacak olan “Adana Doğu Akdeniz Ana Konteyner Limanı” projesinin Cumhurbaşkanı tarafından tahsisinin onaylandığı açıklandı. Mersin Limanından daha büyük olacağı söylenilen bu projenin, bölgede yaşanılan son gelişmeler ışığında hazırlandığı da kulislerde paylaşılıyor.
Önemli bir gelişme de, SASA şirketinin Yumurtalığa yatırım yapacağının açıklanması
oldu. 2025 yılında resmî gazetede yayınlanan karar ile “SASA polyester sanayi AŞ Yumurtalık Özel Endüstri Bölgesi” ilan edilerek resmî ön onayı verildi. 555 hektar (5,5 milyon metrekare) alanı kapsayacak olan projede 1,2 milyon tonluk polipropilen tesisi, 13 milyon ton kapasiteli petrol rafinerisi ve entegre liman tesisi yapılması öngörülüyor. 2026 yılı başlarında proje ÇED raporunun halka açıklanma toplantısı yapıldı. Proje alanı Yumurtalık İlçesi yerleşim alanına yakın değil, adeta bitişik, konut ve otellerin hemen yanında bulunuyor ve projenin tamamlanması, yani inşa sürecinin on yıl süreceği ÇED raporunda yazıyor. Liman inşaatı deniz ekosistemi üzerinde yıkıcı bir etki yapacak. İnşaat alanının düzleştirilmesi için uzun zaman dinamit kullanılacak.
Konteyner limanı ve rafineri inşaatları tamamlandığında Yumurtalık yöresinde 600 bin kişinin yaşayacağı sanayiciler tarafından övünme vesilesi olarak ifade ediliyor. Yüzey suyu bulunmayan ilçede, rafineri yeraltı suyunu kullanacağı için küçük üretici tarımsal üretim yapamaz duruma gelecek, deniz ekosistemi bozulacağı için balıkçılık yapılamayacak, böylesi bir sanayi bölgesinde turizm de olmayacaktır. Kısacası, yaşamak için Yumurtalık ahalisinin işçileşmekten veya göç etmekten başka çaresi kalmayacaktır.
Yazının başındaki soruyu tekrar soralım: Yumurtalık için anlatılan bu yatırım kararlarını kimler, nasıl alıyor? Ölçüleri ve gerekçeleri neler olabilir? Aldıkları ve ilan ettikleri yatırım kararlarından bu kadar kolaylıkla nasıl vazgeçebiliyorlar? Yumurtalık halkı bütün bu gelişmeler karşısında ne düşünüyor olabilir? Nasıl bir Yumurtalık’ta yaşamak istedikleri onlara hiç sorulmuş mudur? Demokrasilerde “katılım” ilkesi nasıl işler? Halkın yaşamları ile ilgili kararlara katılım hakkı var mıdır? Başka ülkelerde bu tür gelişmeler nasıl yaşanıyordur? Yumurtalık halkı, siyasi partilerin ilçe teşkilatları, dernekler, Yumurtalık Belediyesi neden bu gelişmeler konusunda sessiz kalırlar, ne düşündüklerini, nasıl bir Yumurtalıkta yaşamak istediklerini ifade etmezler? Sizin cevabınızı bilemem, ama ben esas olarak yatırım kararının sadece kâr etme amacıyla yatırım yapmayı planlayan şirket tarafından alındığına, resmî makamların da onların projelerini onaylayıp, her türlü desteği verdiğine inanıyorum. Yumurtalik halkının yanıbaşlarında kocaman bir rafineri kurulmasını, tarım, balıkçılık ve turizmin sonlanması pahasına, doğal alanlarının, havalarının, topraklarının kirlenmesini istediklerine, buna razı olduklarına inanmıyorum. Yüzyıllardır yaşadıkları yörenin 600 bin kişinin yaşadığı bir yer haline gelmesini istediklerini hiç sanmıyorum.
Son olarak, Cumhurbaşkanlığı tarafından Ceyhan-Yumurtalık arasında ilan edilen “kimya ihtisas özel endüstri bölgesi” konusunu da hatırlatmak gerekir. Bu ülkede kimya sanayi için Çukurova toprakları nasıl uygun bulunur? İklim krizine bağlı gıda krizi yaşanacağı, buna karşı tedbir alınması gerektiği bilim insanlarınca ifade edilirken, en önemli tarımsal üretim bölgesi olan Çukurova ve kimya sanayi nasıl bir arada düşünülebilir? Kâr iştahı doymaz sanayiciler dışında neden kimse konuşmaz? Yanından geçerken ağır kokusu alınan, çalışanlardan başka kimsenin yaşamadığı Dilovası örneğini kimse duymamış olabilir mi? Ziraat meslek örgütleri, üniversite ne düşünmektedir?
Yumurtalık’ta yapılacak rafineri polipropilen de üretecekmiş. Aynı maddenin üretilmesi için Ceyhan deniz kıyısında bir başka şirketin de inşa faaliyeti devam etmektedir. Polipropilen plastik üretiminin hammaddesidir. Türkiye plastik üretim büyüklüğünde dünyada 7. sırada yer almaktadır. Plastik atık sorunu bütün dünyada giderek büyüyen bir sorundur. Ne kadar çok plastik üretirseniz, o kadar çok plastik atık oluşur. Musluğu başından kısmanız, plastik üretimini azaltmanız gerekir. Bunu sağlamak için Birleşmiş Milletler bünyesinde periyodik toplantılar yapılmakta, sonuç alınmaya çalışılmaktadır. Hem ülkemizin, hem dünyanın daha fazla plastiğe ihtiyacı yoktur. Türkiye’de siyasi iktidar tam tersi bir kararla plastik hammaddesi üretimini teşvik etmektedir. Üstelik, Türkiye bu yıl Kasım ayında, Antalya’da yapılacak olan COP31 toplantısına ev sahipliği yapacaktır. Fosil yakıtlardan çıkışın da konuşulacağı bu toplantı öncesinde, bir fosil yakıt olan ve kullanımının azaltılması gereken petrole dayalı yukarıda anılan yatırımlara izin ve teşvik veriyor olmak, Türkiye’yi zor durumda bırakacak bir çelişki olacaktır.