Türkiye’nin en büyük barosu olan İstanbul Barosu’nda başkanlık seçimi, yalnızca bir yönetim değişikliğiyle değil, iki hukukçunun baronun geleceğine ilişkin farklı yaklaşımlarıyla da dikkat çekti. Anayasa hukukçusu Prof. Dr. İbrahim Kaboğlu, yeniden başkanlık için yarıştığı seçimde 6 bin 607 oy alarak ikinci sırada kaldı. Daha önce üç dönem baro başkanlığı yapan Prof. Dr. Ümit Kocasakal ise 9 bin 548 oyla yeniden başkan seçildi. Kocasakal’ın “İstanbul Barosu geri döndü” açıklaması ile Kaboğlu’nun görev süresindeki demokratik kazanımlara yaptığı vurgu, seçim sonrasında öne çıkan iki farklı mesaj oldu.

İstanbul Barosu’nun 2026-2028 dönemi yönetimini belirlemek amacıyla düzenlenen 128. Olağan Genel Kurul, hukuk camiasında dikkatle takip edilen bir başkanlık yarışına sahne oldu. Yaklaşık 70 bin avukatın kayıtlı olduğu baroda, dokuz adayın yarıştığı seçimler sonucunda mevcut başkan Prof. Dr. İbrahim Kaboğlu görevini, daha önce 2010-2016 yılları arasında baro başkanlığı yapan Prof. Dr. Ümit Kocasakal’a devretmeye hazırlanıyor.

24-25 Ekim tarihlerinde Haliç Kongre Merkezi’nde gerçekleştirilen genel kurulun ilk gününde faaliyet raporları ele alındı, başkan adayları konuşmalarını yaptı. İkinci gün gerçekleştirilen oylamada ise resmi olmayan sonuçlara göre Kocasakal, en yakın rakibi Kaboğlu'na 2 bin 941 oy fark attı.

Seçim sonuçları, İstanbul Barosu’nun önümüzdeki iki yıllık dönemde nasıl bir yönetim anlayışı benimseyeceği ve hukuk alanındaki tartışmalarda nasıl bir tutum alacağı sorularını da gündeme taşıdı.

Kaboğlu’nun yeniden seçilememesi ne anlama geliyor?

Anayasa hukuku alanındaki çalışmalarıyla tanınan Prof. Dr. İbrahim Kaboğlu’nun yeniden başkan seçilememesi, genel kurulun en dikkat çekici sonuçlarından biri oldu.

Kaboğlu, başkanlık döneminde Anayasa, hukukun üstünlüğü, avukatlık mesleğinin bağımsızlığı ve baronun kurumsal işleyişi konularındaki yaklaşımıyla öne çıkmıştı.

Özellikle baro bünyesindeki komisyon ve merkezlerin yöneticilerinin seçimle belirlenmesine yönelik uygulamaları, Kaboğlu’nun yönetim anlayışında önemli bir yer tuttu.

Ancak bu yaklaşım, seçimde yeniden başkanlık kazanması için yeterli olmadı. Kaboğlu 6 bin 607 oy alırken, Kocasakal 9 bin 548 oyla yarışın galibi oldu.

Bu sonuç, Kaboğlu’nun başkanlık döneminin sona erdiğini ortaya koyarken, onun savunduğu kurumsal uygulamaların yeni yönetim tarafından sürdürülüp sürdürülmeyeceği sorusunu da beraberinde getirdi.

Kocasakal’ın dönüşü: Altı yıl yönettiği baroya yeniden başkan oldu

Seçimin diğer önemli yönü ise Ümit Kocasakal’ın on yıllık aranın ardından İstanbul Barosu Başkanlığına dönmesi oldu.

İlk kez 2010 yılında başkan seçilen Kocasakal, 2012 ve 2014 seçimlerini de kazanarak üç dönem üst üste görev yapmıştı. 2016 yılında yeniden aday olmayarak başkanlık görevinden ayrılan Kocasakal, bu seçimle birlikte dördüncü kez İstanbul Barosu Başkanlığına seçildi.

Kocasakal’ın seçim başarısı, geçmiş başkanlık dönemindeki deneyimi ve hukuk alanındaki görüşleriyle birlikte değerlendiriliyor.

Yeni dönemde baronun meslek sorunlarına, hukuk devleti tartışmalarına, anayasal ilkelere ve avukatların haklarına ilişkin nasıl bir politika izleyeceği merak ediliyor.

Kocasakal: “İstanbul Barosu geri döndü”

Seçim sonuçlarının açıklanmasının ardından konuşan Ümit Kocasakal, yeni yönetimin önceliklerine ilişkin mesajlar verdi.

Kocasakal, İstanbul Barosu’nun Cumhuriyet’in temel ilkelerini savunmaya devam edeceğini belirterek şunları söyledi:

“İstanbul Barosu bundan sonra; üniter yapının, değiştirilemez ilk 4 maddenin gözcüsü ve sözcüsü olmaya, Cumhuriyet’in kollayıcısı olmaya, kimsenin kimliğine, siyasi görüşüne bakmaksızın herkesin hakkını korumaya devam edecek.”

Meslektaşları arasında ayrım yapmayacaklarını da vurgulayan Kocasakal, sözlerini şöyle sürdürdü:

“Bu kapsamda hiçbir meslektaşımızı ayırt etmeksizin bütün meslektaşlarımızla birlikte hareket edeceğiz. Herkese hayırlı uğurlu olsun. İstanbul Barosu geri döndü.”

Kocasakal’ın özellikle “İstanbul Barosu geri döndü” ifadesi, seçim sonrası tartışmaların merkezine yerleşebilecek nitelikte bir siyasi ve kurumsal mesaj olarak dikkat çekti.

Kaboğlu: “Kazanılmış haklar geriye döndürülemez”

Seçimin ardından açıklama yapan İbrahim Kaboğlu ise başkanlık döneminde hayata geçirilen uygulamalara ve baronun kurumsal kazanımlarına dikkat çekti.

Kaboğlu, görev süresi boyunca Anayasa ve Avukatlık Kanunu’nun gereklerini uygulamaya çalıştıklarını belirterek şu ifadeleri kullandı:

“Bu katkımız, İstanbul Barosu tarihinde müstesna bir yere sahip olacaktır. Çünkü biz, Anayasa’nın ve Avukatlık Kanunu’nun gereklerini hep uygulamaya koyduk. Komisyonların ve merkezlerin yöneticilerinin seçimle belirlenmesi yoluyla oldu.”

Kaboğlu, bu uygulamaların yalnızca kendi başkanlık dönemine ait düzenlemeler olarak görülmemesi gerektiğini vurguladı:

“Bunlar kazanılmış, yasal haklardır. Asla geriye döndürülemeyecek kazanımlardır. Bundan böyle de böyle devam edeceği konusundaki inancımız tamdır. Hukuk yolunda yolumuz açık olsun.”

Kaboğlu’nun açıklaması, seçim sonucunu değerlendirmenin ötesinde, yeni yönetime kurumsal süreklilik ve demokratik işleyiş konusunda verilmiş bir mesaj olarak da okunabilir.

İki hukukçu, iki farklı öncelik: Yeni dönemde baroyu ne bekliyor?

İstanbul Barosu seçimlerinin ortaya çıkardığı tablo, yalnızca adayların aldığı oylarla sınırlı değil.

Kaboğlu’nun açıklamasında baronun iç işleyişi, seçimle belirlenen komisyon yöneticileri ve kazanılmış haklar ön plana çıkarken, Kocasakal’ın ilk konuşmasında Cumhuriyet’in temel ilkeleri, Anayasa’nın değiştirilemez hükümleri ve üniter yapı vurgusu öne çıktı.

Her iki hukukçunun açıklamalarında da hukukun korunması ve avukatların haklarının savunulması ortak bir başlık olarak yer aldı. Ancak bu hedeflere ilişkin vurguların farklılaşması, yeni yönetim döneminde İstanbul Barosu’nun kamuoyuna yönelik açıklamalarında ve kurumsal önceliklerinde değişiklikler yaşanabileceğine işaret ediyor.

Bununla birlikte seçim sonuçlarını avukatların tamamının belirli bir hukuk ya da siyaset anlayışını benimsediği şeklinde yorumlamak mümkün değil. Dokuz adayın yarıştığı seçimde oyların farklı isimlere dağılması, baro içindeki görüş çeşitliliğini de ortaya koyuyor.

Yeni yönetimin izleyeceği yol, özellikle avukatlık mesleğinin sorunları, yargı bağımsızlığı, savunma hakkı ve hukuk devleti konularındaki uygulamalarıyla daha somut biçimde değerlendirilebilecek.

Dokuz adayın yarıştığı seçimde oylar nasıl dağıldı?

Resmi olmayan sonuçlara göre İstanbul Barosu Başkanlığı için yarışan adayların aldığı oylar şöyle:

Başkan adayı

Oy sayısı

Ümit Kocasakal

9.548

İbrahim Kaboğlu

6.607

Atakan Selanik

3.546

Hasan Kılıç

3.316

Korkut Kanadoğlu

2.424

Arife Dinç

1.362

Salih Uçar

660

Gülbeyaz Karadeniz

439

Metin Uraçin

89

Boş ve geçersiz oy

389

Adayların aldığı oyların toplamı 28 bin 991 olurken, boş ve geçersiz oylarla birlikte toplam 29 bin 380 oy kaydedildi.

Kocasakal, geçerli başkanlık oylarının yaklaşık yüzde 32,9’unu, Kaboğlu ise yüzde 22,8’ini aldı. Bu tablo, Kocasakal’ın rakipleri arasında ilk sıraya yerleşmesine karşın geçerli oyların salt çoğunluğunu almadığını da gösteriyor.

Ümit Kocasakal kimdir?

11 Mayıs 1966 tarihinde Almanya’nın Köln kentinde doğan Prof. Dr. Ümit Kocasakal, Sinoplu bir baba ile Gümülcine göçmeni bir annenin çocuğu olarak dünyaya geldi.

Dört yaşındayken İstanbul’a gönderilen Kocasakal, çocukluk yıllarını Sarıyer Büyükdere’de babaannesi ve dedesinin yanında geçirdi.

1977 yılında Galatasaray Lisesi’ne başlayan Kocasakal, 1986 yılında mezun oldu. Ardından İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi’nde öğrenim gördü ve 1990 yılında hukuk diplomasını aldı.

İstanbul Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü’nde kamu hukuku alanında yüksek lisans yaptı. “Karapara Aklama Suçu” konulu çalışmasıyla doktorasını tamamladı.

Avukatlık stajını Prof. Dr. Köksal Bayraktar’ın yanında gerçekleştiren Kocasakal, askerlik hizmeti sırasında 8. Kolordu Komutanlığı’nda askerî savcı olarak görev yaptı.

1995 yılında Galatasaray Üniversitesi Hukuk Fakültesi’nde araştırma görevlisi olarak akademik kariyerine başlayan Kocasakal, ceza ve ceza muhakemesi hukuku alanında uzmanlaştı ve profesör unvanını aldı.

Galatasaray ve Yeditepe üniversitelerinde dersler verdi.

İstanbul Barosu’nda üç dönem başkanlık yaptı

Ümit Kocasakal, 2010 yılında İstanbul Barosu Başkanı seçildi. 2012 ve 2014 seçimlerini de kazanarak görevini altı yıl sürdürdü.

2016 yılında yeniden aday olmayan Kocasakal’ın ardından başkanlık görevini aynı yönetimde yer alan Mehmet Durakoğlu üstlendi.

Kocasakal’ın 2026 seçimlerini kazanması, daha önce üç dönem yönettiği baronun başına yeniden geçmesini sağladı.

CHP’den ihraç edilmesiyle gündeme gelmişti

Kocasakal’ın geçmişinde akademik ve mesleki çalışmalarının yanı sıra siyasi faaliyetler de bulunuyor.

24 Ekim 2015 tarihinde Cumhuriyet Halk Partisi’ne (CHP) üye olan Kocasakal, 2018 yılında gerçekleştirilen 36. Olağan Kurultay öncesinde genel başkanlığa aday adayı olduğunu açıkladı.

Ancak gerekli delege imzasına ulaşamadığı için dönemin CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu karşısında aday olamadı.

2020 yılında CHP yönetiminin CNN Türk yayınlarına katılmama kararına rağmen kanaldaki bir programa katılması nedeniyle disipline sevk edildi. Kocasakal, 2 Nisan 2020 tarihinde CHP’den ihraç edildi.

Hukukçu ve akademisyen Prof. Dr. Hatice Özdemir Kocasakal ile 2000 yılında evlenen Ümit Kocasakal’ın Yasemin ve Kerem adlarında iki çocuğu bulunuyor. Kocasakal, iyi derecede Fransızca biliyor.

İstanbul Barosu’nda yeni dönemin sınavı

İstanbul Barosu’nun 128. Olağan Genel Kurulu, Kaboğlu’nun yeniden seçilememesi ve Kocasakal’ın on yıllık aradan sonra başkanlığa dönmesiyle sonuçlandı.

Ancak seçim sonrasında asıl belirleyici olacak konu, yeni yönetimin yaklaşık 70 bin avukatın mesleki sorunlarına nasıl yaklaşacağı ve baronun hukuk devleti, temel haklar, yargı bağımsızlığı ve savunma hakkı alanlarındaki tutumunu nasıl şekillendireceği olacak.

Kaboğlu’nun geride bıraktığı kurumsal uygulamalar ile Kocasakal’ın ilk açıklamasında ortaya koyduğu öncelikler, önümüzdeki dönemde İstanbul Barosu’nda süreklilik ve değişim tartışmalarının temel başlıkları arasında yer alabilir.

Seçim sandığından Kocasakal çıktı; İstanbul Barosu’ndaki yönetim değişikliğinin hukuk alanındaki etkileri ise yeni dönemin uygulamalarıyla ortaya çıkacak.