Prof. Dr. Ahmet Özer, barış sürecinin yalnızca silahların susmasıyla sınırlı olmadığını, hukuki ve toplumsal restorasyonu da kapsaması gerektiğini vurguladı. Özellikle Kanun Hükmünde Kararnameler (KHK) ile ihraç edilenlerin durumuna dikkat çeken Özer, sürecin doğru yürütülmesi halinde önemli gelişmeler yaşanabileceğini söyledi.
Meclis Komisyonu Çalışmaları ve Yasal Hazırlık
Özer, Türkiye Büyük Millet Meclisi bünyesinde yürütülen komisyon çalışmalarına değinerek, ay sonuna kadar bir raporun tamamlanmasının beklendiğini belirtti. Kendisine yapılan katkı çağrısı üzerine hazırlık yaptığını, çalışmayı genel başkanına ilettiğini ve komisyon başkanı Murat Emir aracılığıyla ilgili mercilere sunulduğunu ifade etti.
Komisyon kulislerinden edindiği bilgilere göre, eğer süreç sağlıklı biçimde ilerlerse KHK’lılar konusunda olumlu gelişmeler yaşanabileceğini söyledi. Hâlihazırda bazı olumlu işaretlerin de görüldüğünü dile getirdi.
KHK’lılar ve Barış Akademisyenleri İçin Özel Yasa İhtimali
Hazırlık kapsamında;
-
KHK ile ihraç edilen kamu çalışanları,
-
Barış akademisyenleri,
-
Diğer mağdur kesimler
için düzenlemeler içeren özel bir yasal düzenlemenin gündeme gelebileceğini belirten Özer, Mart ayı içinde ya da en geç Nisan’a sarkmadan böyle bir adım atılması halinde görevlerine iade ve hak restorasyonu sürecinin başlayabileceğini söyledi.
Bu adımın yalnızca bireysel mağduriyetleri gidermekle kalmayacağını, aynı zamanda barış sürecine güven inşa eden somut bir katkı sunacağını vurguladı.
Barışın Toplumsallaştırılması Gerekliliği
Özer’e göre barış sürecinin başarısı, meselenin topluma mal edilmesine bağlı. Sürece karşı çıkan iki farklı kesim bulunduğunu ifade etti:
-
Bilerek sabote edenler:
Bazı siyasi aktörlerin barış karşıtı propagandayı bilinçli biçimde bir “oy devşirme” alanı olarak kullandığını söyledi. -
Yanlış bilgilendirilmiş çoğunluk:
Yıllarca resmi ideolojinin oluşturduğu söylemlerle şekillenmiş, iyi niyetli ama yanlış bilgilere inanan geniş bir kesim bulunduğunu belirtti.
Özer’e göre asıl mesele ikinci grubu ikna edebilmek. Çünkü bu insanlar kötü niyetli değil; doğru bildikleri yanlışlara inanmış durumdalar.
“Bu Ulusal Bir Meseledir, Siyaseti Aşmalıdır”
Özer, barışın salt siyasi kazanç hesaplarıyla yürütülemeyeceğini söyledi. Siyasetçilerin elbette siyasi sonuçlar gözetebileceğini ancak bu meselenin partiler üstü ve ulusal bir mesele olduğunu vurguladı.
Tarihten örnekler vererek, büyük sorunları çözen liderlerin kısa vadede seçim kaybedebilse de uzun vadede tarihe geçtiğini ifade etti. Ona göre Kürt meselesinin çözümü de böyle tarihsel bir adımdır ve bu dönemin en büyük işlerinden biri olacaktır.
Algı ile Gerçeklik Arasındaki Uçurum
Özer, Meclis’te de paylaştığını söylediği bir araştırma sonucuna dikkat çekti: Kürtlerin yüzde 85’inin Türkiye ile eşit yurttaşlık temelinde birlikte yaşamak istediğini belirttiğini ifade etti.
Buna karşılık Batı’da birçok yurttaşın “Kürtler ülkeyi bölecek” algısına sahip olduğunu söyledi. Bu algının yıllar içinde siyasi propaganda yoluyla yerleştiğini, ancak gerçeklikle örtüşmediğini dile getirdi.
Özer’e göre yapılması gereken, bu yanlış algıları sabırla ve doğrudan iletişimle düzeltmek.
Barış Toplantıları Nerede Yapılmalı?
Özer, barış tartışmalarının yalnızca belli çevrelerde yapılmasının yeterli olmadığını savundu. Asıl ihtiyaç duyulanın, İzmir’de, Yozgat’ta, Çankırı’da, Anadolu’nun farklı şehirlerinde geniş kitlelerle yüz yüze temas kurmak olduğunu söyledi.
Çünkü güven sorununun aşılması ancak doğrudan iletişimle mümkün olabilir.
Güven Krizi ve Onarım Süreci
Özer, güveni toplumsal ilişkilerin temel unsuru olarak tanımladı. Sevgililer arasında, eşler arasında, işçi ile işveren arasında, öğretmen ile öğrenci arasında ilişkinin temeli güvendir dedi. Güven zedelendiğinde ilişkinin de zedeleneceğini vurguladı.
Bugün yaşananın bir güven bunalımı olduğunu belirten Özer, bunun aşılmasının yolunun şeffaflık, hukuka bağlılık ve toplumsal diyalogdan geçtiğini ifade etti.
“Bize Yapılanlara Rağmen Barıştan Vazgeçmeyiz”
Konuşmasının sonunda Özer, haksız ve hukuksuz yargılamalara, cezaevi süreçlerine rağmen topluma küsmediklerini söyledi. Mücadelelerinin bir parti ya da kişi için değil; barış, kardeşlik ve demokrasi için olduğunu vurguladı.
Sözlerini şu net ifadeyle tamamladı:
“Sonuna kadar barış, sonuna kadar demokrasi, sonuna kadar hukuk.”





