Kamu çalışanlarının yaşadığı ekonomik sıkıntılar, sendikal yapılar üzerindeki tartışmalar ve son dönemde gündeme gelen kooperatif ile lüks konut projeleri iddiaları kamuoyunda geniş yankı uyandırmaya devam ediyor. Haber Sen 2 Nolu Şube Başkanı Yaşar Polat, yaptığı açıklamada sendikal mücadelede yaşanan yozlaşmayı, kamu emekçilerinin yaşadığı geçim krizini ve sendikal yapılar üzerinden ortaya atılan rant iddialarını sert sözlerle eleştirdi. Polat, sendikacılığın asli görevinin emekçinin hakkını savunmak olduğunu belirterek kamuoyuna şeffaflık çağrısında bulundu.

SENDİKAL ÇÜRÜME VE EMEĞİN SÖMÜRÜSÜ

Kamu emekçilerinin alın teriyle ayakta duran bir ülkede, bugün ortaya saçılan tablo yalnızca bir “etik tartışma” değil; aynı zamanda sendikal mücadelenin nasıl yozlaştırıldığının, emeğin nasıl siyasal ve ekonomik çıkar ağlarına teslim edildiğinin açık göstergesidir.

Bir tarafta açlık sınırının altında maaşlarla yaşamaya mahkûm edilen milyonlarca kamu emekçisi ve emeklisi vardır. Yıllarca çalışıp emekli olan insanlar bırakın bir villa sahibi olmayı, ömür boyu maaşlarını biriktirse dahi büyükşehirlerde 2+1 mütevazı bir daire alma hayalini bile kuramaz hale getirilmiştir. Diğer tarafta ise kamu emekçilerini temsil ettiğini iddia eden bir konfederasyonun genel başkanının oğlunun kurduğu şirketler ve kooperatifler üzerinden Kuşadası’nda binlerce lüks villa projesi yürüttüğü iddiaları bulunmaktadır.

Kuşadası’nda TOKİ’den alınan arsalar üzerine 1300 lüks villa yapılacağı yönündeki bilgiler kamuoyuna yansımışken, bunun yalnızca tek bir proje olmadığı; İncek, Oran, Kocaeli, Akhisar ve farklı bölgelerde yüksek rant değerine sahip projelerin sürdürüldüğü konuşulmaktadır. Türkiye’de milyonlarca genç işsizken, üniversite mezunları asgari ücret düzeyinde yaşam savaşı verirken, kamu emekçileri kredi kartlarıyla ay sonunu getirmeye çalışırken, böylesine büyük sermaye ilişkilerinin nasıl kurulduğu elbette sorgulanacaktır.

Özel İtalyan Lisesi’nde Grev Krizi: Mahkemeden Öğretmenler Lehine Karar
Özel İtalyan Lisesi’nde Grev Krizi: Mahkemeden Öğretmenler Lehine Karar
İçeriği Görüntüle

Burada asıl mesele yalnızca bir “ticari faaliyet” değildir. Asıl mesele; yıllardır kamu emekçilerinin umutlarının, barınma krizinin ve geçim sıkıntısının sendikal propaganda malzemesi haline getirilmesidir. Çünkü aynı konfederasyona bağlı sendikalar birçok ilde “üyelerimize uygun fiyatlı konut sağlayacağız” vaadiyle kampanyalar yürütmüş, binlerce emekçiden aidatlar toplamış, insanlara “ev sahibi olma” hayali pazarlamıştır. Bugün gelinen noktada ise yapılan resmî açıklamalarda “Memur-Sen’in kurduğu, kurdurduğu, iltisaklı ya da ilişkili olduğu herhangi bir kooperatif bulunmamaktadır” denilerek sorumluluktan kaçılmaya çalışılmaktadır.

Üstelik bütün bunların yanında, yaş haddinden resen emekli olması gereken bazı Memur-Sen’e bağlı sendika yöneticilerinin olağan seçim süreçlerini öne çekerek olağanüstü seçimlerle yeniden koltuklarını korudukları, emeklilik sonrası da sendikacılık yapmaya devam ederek çift maaş düzenini sürdürdükleri yönündeki eleştiriler kamuoyunda ciddi rahatsızlık yaratmaktadır. Kamu emekçisi geçim derdiyle boğuşurken, sendikal makamların adeta bir kariyer ve ayrıcalık alanına dönüştürülmesi kabul edilemez bir durumdur.

Peki soruyoruz:

  • Aylarca, yıllarca kooperatif vaadiyle üye yapılan emekçilere ne olacak?
  • Toplanan aidatlar, verilen sözler, yapılan propaganda neyin karşılığıydı?
  • Sendikal güç kullanılarak oluşturulan bu güven ilişkisi şimdi neden inkâr edilmektedir?
  • Kamu emekçilerinin umutlarını kullanarak örgütlenenler, bugün ortaya çıkan tablo karşısında neden açık ve şeffaf davranmamaktadır?

Türkiye’de sendikal mücadele ne yazık ki uzun süredir gerçek anlamından kopartılmaktadır. Emekçilerin haklarını savunması gereken yapılar; iktidarla yan yana duran, kamu emekçilerinin yoksullaşmasına sessiz kalan, sefalet zamlarını “kazanım” diye sunan yapılara dönüşmüştür. Yetkili sendikacılık anlayışı bugün milyonlarca emekçinin iradesini temsil etmekten çok, iktidarın çalışma yaşamındaki aparatı gibi hareket etmektedir.

Bugün kamu emekçileri kira ödeyemezken, çocuklarının beslenme çantasını düşünürken, pazara çıkamaz hale gelmişken; sendika yöneticilerinin çevresinde oluşan lüks yaşam ve rant ilişkileri doğal olarak tepki çekmektedir. Çünkü emekçi, kendisi yoksullaşırken çevresinde büyüyen serveti görmektedir. Emekçi, kendi maaşına yüzde 10’luk sefalet artışı reva görülürken, bazı çevrelerin milyonluk projelerle nasıl büyüdüğünü izlemektedir.

Bu nedenle artık yapılması gereken şey, hamasi açıklamalar değil; açık, şeffaf ve hesap verebilir bir tutumdur. Kamuoyuna şu soruların net biçimde cevaplanması gerekmektedir:

  • TOKİ’den alınan arsaların tahsis süreçleri nasıl gerçekleşmiştir?
  • Bu projelerde hangi şirketler ve hangi ortaklık yapıları bulunmaktadır?
  • Sendikal bağlantılar kullanılmış mıdır?
  • Kooperatif vaadiyle aidat ödeyen emekçilerin mağduriyetleri giderilecek midir?
  • Yapılan propagandalar nedeniyle kamu emekçilerinden özür dilenecek midir?
  • Olağanüstü seçimlerle görev sürelerini uzatan ve çift maaş düzeniyle sendikacılığı kişisel ayrıcalığa dönüştüren yöneticiler hakkında açıklama yapılacak mıdır?

Sendikacılık; rant düzeninin değil emeğin tarafında olmaktır. Sendikacılık; saraylara, villalara, ayrıcalıklara değil işçinin, emeklinin, kamu çalışanının ekmeğine sahip çıkmaktır. Bugün kamu emekçileri adına konuşanların önce kendi çevrelerinde oluşan bu servet düzenine açıklık getirmesi gerekmektedir. Çünkü alın teriyle yaşayan milyonlar artık yoksulluğun kader, zenginliğin ise “tesadüf” olduğuna inanmıyor.

Muhabir: Haber Merkezi