Humus’taki saldırıya tepkiler: Alevilerin yaşam hakkı güvence altına alınmalı

Suriye’nin Humus kırsalında Alevi işçi ve mühendisleri taşıyan araca düzenlenen, 7 kişinin yaşamını yitirdiği ve 4 kişinin yaralandığı silahlı saldırı, Alevilerin güvenliğine ilişkin kaygıları yeniden gündeme taşıdı. Tülay Hatimoğulları, Şam yönetiminin bütün halkların ve inançların can güvenliğini sağlamakla sorumlu olduğunu vurgulayarak saldırının faillerinin ve arkasındaki güçlerin açığa çıkarılmasını istedi. Celal Fırat, SYKP Hatay İl Örgütü ve Hilal Nesin de cezasızlığın sona erdirilmesi ve Alevilerin yaşam hakkının güvence altına alınması çağrısında bulundu.

Tülay Hatimoğulları: “Alevilerin yaşam hakkını hedef alan saldırılar derhal son bulmalı”

Tülay Hatimoğulları, sosyal medya hesabından Türkçe ve Arapça yayımladığı açıklamada, Humus kırsalında işlerinden evlerine dönen Alevi işçileri taşıyan araca yönelik silahlı saldırıya tepki gösterdi.

“Suriye’de Alevilerin yaşam hakkını hedef alan saldırılar derhal son bulmalı!” diyen Hatimoğulları, daha önce yaşanan katliamların yaraları hâlâ tazeyken gerçekleştirilen saldırının, Alevilerin can güvenliğine yönelik tehdidin devam ettiğini bir kez daha gösterdiğini belirtti.

Hatimoğulları, açıklamasında şu ifadeleri kullandı:

“Daha önce yaşanan katliamların yaraları hâlâ tazeyken, Humus kırsalında işlerinden evlerine dönen Alevi işçileri taşıyan araç silahlı saldırının hedefi oldu. 7 işçinin katledildiği, 4 işçinin yaralandığı saldırı, Alevilerin can güvenliğine yönelik tehdidin devam ettiğini bir kez daha gösterdi.”

Şam yönetiminin sorumluluğuna dikkat çeken Hatimoğulları, başta Aleviler olmak üzere Suriye’de yaşayan bütün halkların ve inanç topluluklarının güvenliğinin sağlanması gerektiğini vurguladı.

“Şam yönetimi, başta Aleviler olmak üzere Suriye’de yaşayan tüm halkların ve inançların can güvenliğini sağlamakla sorumludur. Saldırının failleri ve arkasındaki güçler açığa çıkarılmalı, sorumlular hesap vermelidir.”

Yaşamını yitiren işçilerin ailelerine ve yakınlarına başsağlığı, yaralanan işçilere acil şifa dileyen Hatimoğulları, Suriye’deki Alevi halkının acısını paylaştığını ifade etti.

Humus kırsalında çalışanları taşıyan araç hedef alındı

Suriye’nin Humus kırsalında, Misyaf Köprüsü yakınlarında bir yolcu aracına 30 Eylül akşamı düzenlenen silahlı saldırıda 7 kişi yaşamını yitirdi, 4 kişi yaralandı. Suriye devlet haber ajansının sağlık yetkililerine dayandırdığı açıklamada saldırının kimliği belirlenemeyen silahlı kişilerce gerçekleştirildiği bildirildi. Suriye İnsan Hakları Gözlemevi ise hedef alınan araçta işlerinden evlerine dönen Alevi mühendis ve işçilerin bulunduğunu aktardı.

Saldırının ardından yapılan açıklamalarda, Alevilerin can güvenliğinin sağlanması, faillerin ve saldırının arkasındaki güçlerin ortaya çıkarılması istendi. Suriye’nin geleceğine ilişkin yürütülen siyasi görüşmelerin bütün halkların ve inanç topluluklarının eşitliğini esas alması gerektiği belirtilirken, Alevilerin güvenliğini dışarıda bırakan bir düzenin kalıcı barış sağlayamayacağı vurgulandı.

Celal Fırat: “Yalnızca kınama açıklamaları yeterli değildir”

Celal Fırat, Humus kırsalında Alevi işçileri taşıyan araca yönelik saldırıda 7 kişinin yaşamını yitirdiği, 4 kişinin yaralandığı haberini üzüntüyle aldığını belirtti.

Suriye’de Alevilere yönelik saldırıların sürdüğüne dikkat çeken Fırat, can güvenliğinin tehdit altında olduğu koşullarda yalnızca tepki açıklamalarıyla yetinilemeyeceğini ifade etti.

Fırat, “Suriye’de; Alevilerin can güvenliğinin tehdit altında olduğu bir ortamda, yalnızca kınama açıklamaları yeterli değildir” diyerek saldırıların ve cezasızlığın sona erdirilmesi için somut adımlar atılması gerektiğini vurguladı.

Sorumluların kimlikleri ve konumları ne olursa olsun hukuk önünde hesap vermesi gerektiğini belirten Fırat, Suriye’nin geleceğine ilişkin yaklaşımını şu sözlerle dile getirdi:

“Suriye’nin geleceği; bir halkın, inancın ya da kimliğin diğerine üstün tutulduğu değil, tüm halkların ve inançların eşit olduğu bir düzenle mümkündür.”

Yaşamını yitirenleri saygıyla anan, ailelerine sabır ve yaralılara acil şifa dileyen Fırat, Alevilere yönelik saldırıların sona ermesini ve can güvenliklerinin derhal güvence altına alınmasını istedi.

SYKP Hatay: Saldırıların sorumluları açığa çıkarılmalı

Sosyalist Yeniden Kuruluş Partisi (SYKP) Hatay İl Örgütü, açıklamasında Humus kırsalındaki El Houla bölgesi yakınlarında, Misyaf Köprüsü üzerinde mühendis ve işçileri taşıyan servis aracının hedef alındığını belirtti.

İl örgütü, saldırıyı Alevilere yönelik devam eden şiddetin bir parçası olarak değerlendirdi. Açıklamada Colani ve Heyet Tahrir eş-Şam (HTŞ) saldırıdan sorumlu tutuldu; Alevilere yönelik öldürmeler, zorla yerinden etme, infaz ve kadınların kaçırılmasına ilişkin iddiaların üzerinin örtülmemesi istendi.

SYKP Hatay İl Örgütü, “Alevi halkına yönelik katliamların ve soykırımın sorumluları açığa çıkarılmalı, bu suçların üzeri örtülmemelidir” ifadelerini kullandı.

Açıklamada saldırının sorumluluğuna ilişkin ileri sürülen değerlendirmeler, il örgütünün siyasi suçlamaları olarak dile getirildi. Saldırıya ilişkin kamuya yansıyan ilk resmi açıklamalarda ise faillerin kimliklerinin henüz belirlenemediği bildirildi.

İnsan hakları kuruluşlarına ve Suriye’deki siyasi aktörlere çağrı

SYKP Hatay İl Örgütü, uluslararası insan hakları savunucularına ve açıklamasında isimlerini verdiği Mazlum Abdi ile İlham Ahmed’e çağrıda bulundu.

Alevilere yönelik saldırıların önlenmesi için Şam yönetimine baskı yapılmasını isteyen il örgütü, yaşananların acil gündeme alınmasını ve Alevilerin yaşadığı bölgelere insani yardım ulaştırılması başta olmak üzere gerekli tedbirler için harekete geçilmesini talep etti.

Açıklamada, Alevilerin güvenliğinin yalnızca saldırı sonrasında yapılan açıklamalarla sağlanamayacağına işaret edilerek siyasi ve diplomatik imkânlara sahip aktörlerin daha fazla sorumluluk üstlenmesi gerektiği savunuldu.

AKP iktidarına siyasi ve diplomatik destek eleştirisi

SYKP Hatay İl Örgütü, AKP iktidarının Suriye politikasını da eleştirdi. Colani ve HTŞ yönetimine verilen siyasi ve diplomatik desteğin, Alevilere yönelik saldırıların görmezden gelinmesine hizmet ettiğini savunan il örgütü, AKP iktidarını da siyasi sorumluluk taşıyan aktörler arasında gösterdi.

Açıklamada, Türkiye’nin Alevilerin yaşam hakkını önceleyen açık ve somut bir tutum alması gerektiği belirtildi. İl örgütü, saldırılara karşı sessiz kalmayacağını ve sorumluların hesap vermesi talebini sürdüreceğini ifade etti.

Hilal Nesin: Alevilerin güvenliği sağlanmadan kalıcı barış kurulamaz

Hilal Nesin, “Bitmeyen zulüm” sözleriyle başlayan paylaşımında, Suriye’de Alevilerin can güvenliğinin bulunmadığını ve yeni ölüm haberlerinin gelmeye devam ettiğini belirtti.

Humus’ta işlerinden evlerine dönen Alevi çalışanların hedef alınmasına tepki gösteren Nesin, insanların inançları nedeniyle öldürüldüğünü ifade etti. Saldırılar karşısındaki sessizliği ve silahlı gruplarla yürütülen siyasi görüşmeleri eleştirdi.

Nesin’in açıklamasının merkezinde, Alevilerin yaşam hakkı güvence altına alınmadan Suriye’de gerçek bir barıştan söz edilemeyeceği değerlendirmesi yer aldı. Bir toplum için güvenlik sağlanırken diğerinin ölüm korkusuyla yaşamaya devam etmesinin kabul edilemeyeceğini vurguladı.

Suriye’nin geleceğine ilişkin görüşmelerde Alevilerin güvenliğinin geri plana itilmesine karşı çıkan Nesin, saldırılar sürerken yürütülen siyasi ilişkilerin ve işbirliklerinin sorumluluğunun da sorgulanması gerektiğini savundu.

“Artık yalnızca çığlık atmak yetmiyor”

İletilen metinler arasında yer alan “Suriye Alevileri ölüyor; artık yalnızca çığlık atmak yetmiyor” başlıklı değerlendirmede ise saldırıların birbirinden kopuk olaylar olarak ele alınmaması gerektiği belirtildi.

Öldürmeler, kaçırmalar, zorla kaybetmeler, insanların kimlikleri ve mezhepleri nedeniyle hedef alınmaları ve yaşadıkları bölgelerden ayrılmaya zorlanmalarına ilişkin iddiaların bütünlüklü ve bağımsız biçimde araştırılması istendi.

Değerlendirmede, meselenin yalnızca yaşamını yitiren insanların sayısıyla sınırlı olmadığına dikkat çekildi. Bir topluluğun tarihsel olarak yaşadığı coğrafyada varlığını sürdürebilme imkânının ortadan kalkmasının da ele alınması gerektiği ifade edildi.

İnsanların şiddet, korku ve ekonomik baskılar nedeniyle göçe zorlanmasının, yalnızca bireylerin hayatını değil, toplulukların yaşadıkları yerlerle kurdukları tarihsel ve toplumsal bağları da etkilediği vurgulandı.

Bu nedenle Suriye’de Alevilerin karşı karşıya bulunduğu tablonun yalnızca bir güvenlik meselesi olarak değerlendirilemeyeceği; zorla yerinden edilme ve belirli bölgelerde toplumsal varlığın tasfiye edilmesi iddialarının uluslararası kurumların gündemine alınması gerektiği belirtildi.

Soykırım iddiaları için bağımsız araştırma talebi

Aynı değerlendirmede, soykırım iddialarına ilişkin hukuki nitelendirmeyle siyasi ve toplumsal uyarılar arasında ayrım yapılması gerektiğine dikkat çekildi.

Nihai hukuki değerlendirmenin yetkili uluslararası mekanizmalar ve mahkemeler tarafından yapılması gerektiği ifade edilirken; öldürmelerin, zorla yerinden etmelerin ve kimlik temelindeki saldırıların süreklilik kazandığı yönündeki iddiaların gecikmeden araştırılması istendi.

Metinde, “soykırım riski veya soykırım kastı var mı?” sorusunun bağımsız soruşturma mekanizmaları tarafından ele alınması gerektiği savunuldu.

Şiddetin etkilerinin zaman içinde birikebildiğine işaret edilen değerlendirmede; bir köyün boşalması, ailelerin göç etmesi, insanların kaçırılması ve korkunun yayılması gibi gelişmelerin birlikte incelenmesi gerektiği belirtildi. İnsanların çocuklarını korumak için doğdukları toprakları terk etmek zorunda kalmasının, toplumsal yaşam üzerindeki uzun vadeli sonuçlarına dikkat çekildi.

Hukuk örgütleri, sendikalar ve parlamentolara sorumluluk çağrısı

Değerlendirmede, saldırılara maruz kalan ailelerin ve yerel toplulukların siyasi, diplomatik ve hukuki imkânlarının sınırlı olduğu vurgulandı.

Uluslararası insan hakları kuruluşları, hukuk örgütleri, barolar, sendikalar, üniversiteler, siyasi partiler, parlamentolar, gazeteciler, aydınlar ve demokratik kitle örgütleri sorumluluk almaya çağrıldı.

Bu kurumların uluslararası hukuk dosyaları hazırlama, diplomatik girişimlerde bulunma, gözlem heyetleri oluşturma ve karar alıcıları bilgilendirme imkânlarına sahip oldukları belirtildi. Yakınını kaybeden bir ailenin ya da yaşadığı köyde güvenliğini sağlamaya çalışan insanların tek başına üstlenemeyeceği çalışmaların, kurumsal dayanışmayla yürütülmesi gerektiği ifade edildi.

Alevilerin güvenliğinin yalnızca Alevi toplumunun çözmek zorunda olduğu bir mesele olarak görülemeyeceği vurgulanarak, yaşam hakkının korunmasının ortak bir insan hakları sorumluluğu olduğu belirtildi.

Alevi kurumlarına belgeli ve örgütlü mücadele çağrısı

Metinde, Türkiye’de yaşayan Arap Alevileri başta olmak üzere bütün Alevi kurumlarına, derneklerine, federasyonlarına, kanaat önderlerine, akademisyenlerine ve hukukçularına da çağrı yapıldı.

Tepkilerin sürekli, örgütlü ve uluslararası bağlantıları bulunan bir çalışmaya dönüştürülmesi gerektiği belirtilerek, saldırılara ilişkin bilgilerin düzenli biçimde kayıt altına alınması istendi.

Bu kapsamda isimlerin, tarihlerin, yerlerin ve tanıklıkların belgelenmesi; hukukçulardan oluşan çalışma gruplarının kurulması; uluslararası insan hakları örgütleriyle sürekli ilişkiler geliştirilmesi önerildi.

Hazırlanan dosyaların farklı dillere çevrilerek ilgili kurumlara ulaştırılması, parlamentoların, üniversitelerin ve basın kuruluşlarının düzenli bilgilendirilmesi, uluslararası konferanslar ve bağımsız gözlem heyetleri için girişimlerde bulunulması gerektiği ifade edildi.

Çağrıda, bir saldırıyı kamuoyuna duyurmakla siyasi ve hukuki kurumları harekete geçirecek mekanizmalar oluşturmanın farklı çalışmalar olduğu belirtilerek, her iki alanda da süreklilik sağlanması istendi.

Yaşam hakkı için ayrım gözetmeyen dayanışma

Değerlendirmede, farklı siyasi görüşlerden ve inançlardan herkese seslenilerek insan yaşamının değerinin kimliğe veya mezhebe göre değişemeyeceği vurgulandı.

Filistinlilerin yaşam hakkı için gösterilen duyarlılığın Aleviler için de gösterilmesi gerektiği belirtilirken; Sünni, Hristiyan, Dürzi, Kürt, Arap veya Alevi ayrımı yapılmaksızın bütün insanların yaşam hakkının savunulması istendi.

Sessizliğin hukuki sorumluluğuyla ahlaki ve siyasi sorumluluğunun ayrı değerlendirilmesi gerektiği ifade edildi. Kitlesel insan hakları ihlallerine yönelik bilinçli kayıtsızlığın ağır bir ahlaki ve siyasi sorumluluk doğurduğu savunuldu.

Bu çerçevede delillerin korunması, bağımsız soruşturma mekanizmalarının harekete geçirilmesi, zorla yerinden edilen insanların güvenli geri dönüş haklarının savunulması ve Alevilerin kendi topraklarında güven içinde yaşayabilmesi için uluslararası girişimlerin artırılması talep edildi.

“Bir halkın acısını görmezden gelerek barış kurulamaz”

İletilen son değerlendirmede, Humus’taki saldırının ailelerde yarattığı acıya dikkat çekilerek Suriye’de gerçek barışın hiçbir halkı ve inancı dışarıda bırakamayacağı vurgulandı.

Barışın yalnızca silahların susmasıyla sınırlı olmadığı; Alevilerin, Sünnilerin, Hristiyanların, Dürzilerin, Kürtlerin ve Arapların korkmadan yaşayabildiği bir toplumsal düzeni gerektirdiği belirtildi.

Suriye’nin geleceğine ilişkin kim tarafından ve hangi şartlarda görüşmeler yürütülürse yürütülsün, Alevilerin yaşam hakkının pazarlık konusu yapılamayacağı ifade edildi.

Saldırının faillerinin ve arkasındaki güçlerin ortaya çıkarılması, sorumluların adalet önünde hesap vermesi ve Suriye yönetiminin bütün halkların ve inanç topluluklarının güvenliğini ayrım gözetmeden sağlaması istendi.

“Bir halkın acısını görmezden gelerek barış kurulamaz” vurgusunun yapıldığı değerlendirmede, Humus’ta yaşamını yitirenlerin ailelerine başsağlığı, yaralılara acil şifa dilekleri iletildi. Suriye’de bütün halklar ve inançlar için eşit yurttaşlık, güvenlik, adalet ve kalıcı barış talep edildi.

Açıklamaların ortak çağrısı, saldırılara ilişkin tepkilerin somut koruma ve hesap sorma mekanizmalarına dönüştürülmesi oldu. Yaşamını yitirenlerin anılmasıyla birlikte, yeni saldırıların önlenmesi ve insanların yaşadıkları topraklarda güven içinde kalabilmesi için hukuki, siyasi, diplomatik ve insani adımlar atılması istendi.