Tarımsal Öğretimin 180. Yılında, Tarım-Toprakta Yaşanan Yapısal Sorunlar Sürdürülebilir Yaşamı ve Gıda Güvencesini Tehdit Etmektedir
Türkiye’nin bir bölgesinde yaşanan tarım toprakları ve su kaynaklarının yönetilememesi sorunlarının benzeri hatta daha çoğu Çukurova'da yaşandı yaşanıyor. Osmaniye’den-Mersin Erdemliye kadar Ovanın doğu batı yakasından yaklaşık 200 km’lik yolların sağı solu tamamen tarım toprakları tarımdan koparılarak amacın dışına çıkarılmıştır. Zaman zaman, Adana-Mersin, Adana-Karataş yönünde ilerlediğinizde başta mülk sahibi kişilerin "toprak benim istediğim şekilde kullanırım" algısı ile tarım topraklarının üzerinden yerleşim yerleri, işletmeler ve diğer yapılanmaları görünce üzülüyoruz. Konuyu doğrudan çalışanlar, tarım-toprak alanında eğitim alan ve bu eğitimi veren kişiler için olgunun gelişimi son derece üzücü. Kıt kaynak, toprak, su konusu dikkate alınmadığı gibi, bölgenin ekolojisine uyumu bilinmeden sera koşularında egzotik bitkilerin yetiştirilmesi ilerde su temini yanında pazar sorunu da gündeme getirmektedir. Toprak ve su talebine dayalı ülkenin ihtiyacı olan ürün planlanması gıda güvencesi, iklim değişimlerine uyumlu bitkisel üretim uygulamaları akla bile gelmiyor. Suyun kıtlaştığı günümüzde, çok su tüketen bitkileri değil, ekolojiye uygun su varlığını dikkate alan havza bazlı üretimin dikkate alınması beklenir. Son yıllarda Çukurova’yı besleyen üç nehir üzerlerinde barajlar var olmasına rağmen düzensiz göçün yaratığı yoğun nüfus nedeniyle sonbaharda ekilen bitkilere su verilememektedir. Diğer taraftan Adana’nın batı yakasında ağırlıklı olarak bugün Çukurova Belediyesi’nin nüfus ve yapılaşma bakımından genişlediği alan 40 yıl kadar önce bağ-bahçe alanı ve mesire yerleriydi. Öğrencilik yıllarımızda DSI tarafından planlanan yeraltı basınçlı sulama sistemi tamamlanarak hizmete açılmıştı. Hocalarımız bu yatırımı gururla anlatırlardı. Belediyenin kentin geleceğini kuzey batı Adana’ya kaydırması ve aldığı bir karar ile bölge hızla yerleşime açıldı. Tarım toprakları amaç dışına çıkarıldı. Hepimizin ödediği vergilere ile yapılan ileri sulama alt yapısı binaların yükselmesiyle tarımsal alanlar hızla ortadan kalktı. Şimdilerde alanın her tarafı kutu-kutu binalar ile örülmüş. Rant o kadar önemsenmiş ki, birkaç sembolik park dışında yeşil alan bile bırakılmamış. Bazen Tarım Bakanlığı yetkilileri Çukurova Ovasında yaşanan amaç dışı gelişmelerden haberdar mı? sordurtuyor. Binlerce yılık tarım kültürü bugün ne yazık ki üzülerek belirtelim ki “para kazanmanın egemenliğine” yenik düşmüş görülüyor.
Ancak unutmayalım, tarım-toprak kullanımında ekolojik dayanak bulamayan her girişim ileride daha büyük yanlışa yol açmaktadır. Özellikle toprak gibi uzun zamanda gelişen varlığın yalnız gıda üretimi için değil, iklim değişimine karşı karbonu bünyesinde tutarak dünyanın dengesini sağlayan yegâne depo niteliğindedir. Ne yazık ki ne eğitim sistemimiz nede basın ve kamusal aydınlatma organlarının gündeminde olmadığı için toplumun geniş kesimleri tarafından gelişmelere fark edilmeyebilmektedir.
Küresel düzeyde yaşanan iklim değişimlerinden en çok etkilenen bölge olarak önümüzdeki dönemde yaşanacak riskleri belirtmek durumundayız. Mevcut durumda yürütücüsü ve aratıcısı olduğum Avrupa Birliği Sharing-MeD ve SUS-SOIL projeleri ile Akdeniz topraklarının bozulan yapılarının yenden sağlığına kavuşması konusunda değişik tarımsal faaliyetleri toplum, çiftçi, kamu ve kullanıcı nezdinde farkındalık yaratma konusunu işlemeye çalışıyoruz. 10 farklı alanda projeler yürütüyoruz. Mevcut tarımsal uygulamaların tarım topraklarını bir tarafta tarım dışına çıkarırken, diğer taraftan yüksek girdiler ile toprak bozulması ve kalite ve sağlığın giderek azaldığı görülüyor. Ekoloji bakışı ile önceliği doğanın sürdürülebilirliğine vererek toprağın ve suyun korunmasını öncelikle gıda güvencesini sağlamak istiyoruz. Ancak ne yazık ki çiftçinin, petrol enerjisi temeli tarımsal üretimde ekonomik beklentinin öne çıkması ile anlatılanlarımızı anlasalar bile mevcut uygulamalardan vazgeçme şansı görülmüyor. Yaratılmış olan durum, çiftçinin önce toprağı düşünmesinden önce yüksek verim ve çok kazanmak gelmektedir. Kurumlar, durumdan vazife çıkarıp sorumluluk alarak çiftçiye destek çıkarak toprağın beslenerek geliştirilmesi sağlanamamaktadır. Sahada gördüklerimiz ve analiz etiğimiz toprakların sonuçları; yazık oluyor doğaya ve tüm canlılığın geleceğine. Olan geleceğimizin gıda güvencesine ve toprağın sağlığına, diğer canlıların sürdürülebilirliğine olmaktadır.
İnsanlığın gıda geleceğinin tek güvencesi olan toprakların hoyratça kullanılıyor olması hepimizin başta eğitimli ve farkındalığı yüksek olanların konuya dikkat çekmesi gerekiyor. Tarım eğitimcileri olarak sorumluluğumuzu hatırlamakta yarar var.
Tarımsal öğretimin 180. yıl döneminde yeniden 1970’li yıllarda Ziraat Fakültesinin bölge tarımına sunduğu yeni tarım teknikleri ve yetiştirdiği ziraat mühendisleri ile önemli katkıda bulundu. Ancak son yılarda yaşanan gelişmeler doğal olarak konunun eğitimini yapan Çukurova Üniversitesi, Ziraat Fakültesi mensupları olarak bizlerde kaygılandırıyor.
Tarım eğitiminin her yıl dönümleri Fakültelerimiz ve Meslek Odalarımız birlikte düzenlenmektedir. Etkinliklerde konuları değişik şekillerde gündem getirmektedirler. Tarım-toprak-su ve iklim eksenli bütünlüklü sorunların yetkililer tarafından dikkate alınması sürülebilir yaşam açısından hayati öneme sahip oluğunu bir kez daha 180’nci yıl dönümünde hatırlatmak gerekir.
Sonuç olarak: Tarihsel olarak Dünyanın üçüncü ülkemizin en verimli üretim havzalarından biri olan Çukurova’nın tarım topraklarının amaç dışı kullanımıyla hızla nitelik kaybetmektedir. Çukurova topraklarının nitelik kaybı ve arazinin bozulması yalnızca bölgesel kalkınmayı değil, ülkenin gıda güvencesini ve ekosistem sağlığını tehdit eden kritik bir sorun olup, toprağın, suyun ve tarımsal üretimin bilimsel temelli politikalarla korunması artık ertelenemez bir zorunluluk arz etmektedir. Tarımsal eğitim 180 yıl dönümü kutlu olsun.