Son Paris ziyaretimde ressam ve heykeltıraş dostum, 1981’den bu yana yollarımızın ve kaderimizin sık sık kesiştiği sürgündaşım İsmail Yıldırım, son kataloğunu / kitabını armağan etti. Kitabın ilk sayfasındaki "Sevgili Tülin ve Adil'e... en içten sevgilerimle" ithafı, sadece bir dostluk nişanesi değil; on yıllara yayılan ortak hafızamızın ve sürgün coğrafyalarındaki tanıklığımızın da sıcak bir yankısıydı. İsmail’in bu çalışmasını önceki kataloglarından ayıran en temel özellik; resim ve heykellerini sadece görsel birer nesne olarak sunması değil, o imgeleri doğururken hissettiklerini, zihnindeki edebi ve felsefi altyapıyı derin bir dille dışa vurması. Sanatçı, fırçasının ve keskisinin ardındaki içsel yolculuğu şiirsel bir anlatımla izleyiciye açıyor. Philippe Cibille’nin fotoğrafladığı resim ve heykellerden oluşan katalogdan birkaç imge ve metin Yıldırım’ın felsefi derinliğini ve sanatının özünü özetlemeye yetiyor: "geçiyoruz işte bir kez daha ilk günü gibi yeryüzünün o da ışığın ta kendisi" Katalogda yer alan o koyu, derin tuvaldeki kırmızı ve turuncu alev parıltıları, insanın varoluşsal sancılarını ve köklerine, evrenin ilk gününe dönüşünü felsefi bir yalınlıkla sorguluyor. "birden birleştiren gerginlik yayın kirişindeki gibi en çelimsiz bedeni bile ele geçiren ve tümüyle, sonsuza dek kendi ile çakışan" Görseldeki yatay, katmanlı dokular ve çizgiler; bedenin, ruhun ve gerilimin en çaresiz anlarda dahi kendi hakikatiyle nasıl çakıştığını, yayın kirişindeki o gergin an gibi vurucu bir dille aktarıyor. *** Şiddet, Direniş ve Barış: Pietà İsmail, Orta Doğu’nun ve coğrafyamızın kanayan yarasına, acıya ve direnişe daima sanatıyla müdahil olmuş bir isim. Kitaptaki Pietà serisi üzerine yazılan şu satırlar, onun sanatının tarihsel ve felsefi pusulasını net bir şekilde ortaya koyuyor: "Son yirmi beş yıldır Orta-Doğu’yu kasıp kavuran çatışma ve savaşlar, İsmail Yıldırım’ın eserlerinin teması olarak karşımıza çıkıyor. Her şeyden önce acıyla ve insanlıkla ilgili. Bir yandan da baharın yağmalanması karşısında güç, öfke ve isyan anlatıyor. Savaşta direnen ve ayakta duranların öyküsünü de anlatıyor. Kederi ve acıyı toplayan elin öyküsünü. O el ki, huzur ve barışa duyulan özlemin simgesi aslında." *** İsmail Yıldırım, tuvalde alevlenen bir kırmızıyla ya da ahşaba atılan bir keski darbesiyle sadece estetik bir form yaratmıyor; acıyı, isyanı, kederi toplayan o elin ve insan kalma ısrarının felsefesini yazıyor. Yıldırım'ın bu eserleri, hem sanatsal hem de edebi anlamda uzun süre hafızalardan silinmeyecek nitelikte. Sonsöz: Yolunuz Paris'e düşerse İsmail'in atölyesini mutlaka ziyaret edin. Hem ücretsiz müze gezmiş olursunuz hem de onun sohbetinden yararlanırsınız. İsmail’in kapısı her daim açıktır. Temmuz 2026